“Bazı zamanlar beynimi sıkıştıran bu demir halkaların işkencesine daha fazla katlanamıyorum; önüne geçilmez bir kuvvetle sokağa koşup insanların toplandığı meydana çıkmak ve bağırmak istiyorum:
- Ya şimdi savaşı bitirirsiniz ya da…
Ya da ne? Akıllarını başlarına toplamalarını sağlayacak, yüksek sesle söylenecek yeni yalanlarla cevaplanmayacak kelime kaldı mı? Ya da önlerinde diz çöküp ağlamak mı gerek? Ama zaten yüz binler gözyaşlarıyla yıkamıyor mu dünyayı, faydası var mı hiç? Ya da gözleri önünde kendini öldürmek mi gerekiyor? Öldürmek! Her gün binler ölüyor, peki bunun faydası var mı?”
Leonid Andreyev’in “Şeytanın Günlüğü” isimli romanında bir sahne vardır. Baş karakterlerden biri eline bir kitap alır ve şöyle der: “Peki siz, kitap okumayan biri olarak, bu kitaplarda ne yazdığını bilir misiniz? Yalnızca insanlığın kötülüğü, hataları ve çileleri yazar. Sırf gözyaşı ve kan Wandergood! Baksanıza: İki parmağımın arasında tutabildiğim şu incecik kitapta bile bir okyanusu kaplayacak kadar insan kanı var, bir de bütün kitapları düşünün… Peki kim döktü o zaman bu kadar kanı? Şeytan mı? Hayır beyefendi: İnsan! İnsan döktü bu kanı!” İşte içinde bir okyanusu kaplayacak kadar insan kanı olan o incecik kitap “Kızıl Kahkaha”…
Kitlesel deliliğin, dehşetin, cinnetin, vahşetin, kısacası savaşın romanı “Kızıl Kahkaha”… 3400 yıllık tarihinin sadece 268 yılını savaşsız geçirebilmiş insanoğlunun savaşlarının neden olduğu vahşetin, çocukken merhamet öğretilip büyüyünce eline bir silah verilerek savaşa sürülen askerlerin, savaşın, korkunun, uykusuzluğun neden olduğu deliliğin kitabı… Vahşetin, korkunun, dehşetin oluşturduğu deliliğin metaforu, yaralı sakatlanmış, paramparça bedenlerin, kanla kızıllaşan toprakların simgesi “Kızıl Kahkaha”…
“Kim demiş öldürmek, yakmak ve soymak yasak diye? Öldüreceğiz, yakacağız, soyacağız. Yiğitlerden kurulu şen şakrak ve kaygısız çetemiz her şeyi yok edecek: binalarını, üniversitelerini ve müzelerini; alev alev kahkahayla dolu neşeli çocuklar, yıkıntıların üzerinde dans edeceğiz. Tımarhaneyi vatanımız, delirmeyen herkesi de düşmanımız ve deli ilan ediyorum ve tüm azametim, yenilmezliğim ve neşemle tek hükümdarı ve tek efendisi sıfatıyla dünyaya hükmettiğimde öyle şen şakrak bir kahkaha dolduracak ki evreni!... Ayımız kızıl, güneşimiz kızıl olacak ve şen şakrak kızıl tüyleri olacak hayvanların ve haddinden fazla beyaz olanların derisini yüzeceğiz… Kan içmeyi denediniz mi hiç? Biraz yapışkan biraz sıcak, ama kırmızıdır ve onunda böyle şen şakrak ve kızıldır kahkahası!..”