1000Kitap Logosu

Gönderi

'BEN' LEKESİ
Çarşambaydı. Ya da cumartesi. Hatırlamıyorum. Kıştı ama. Kirpiklerim üşüyordu. Asansörde karşılaştık onunla. Daha doğrusu, son anda kendini içeri attı aceleyle. Başka bir numaraya basmadı. Aynı kata çıkıyorduk demek ki. Kızıldı saçları. Toz gibi uçuşuyordu. Biraz ürkek, çekildi bir köşeye. Dokunsan kanatları dağılıverecek bir kelebeği andırıyordu. Baktığımı farketsin istemedim. Aynaya döndüm. Yorgun gözlerimi seyrettim uzun uzun. Saçlarımı düzelttim. Rujumu kontrol ettim. Arkamdaydı, gözlerini boşluğa dikmiş..Dev bir ejderhaya benziyordu. Akşamdı. Ya da öğlene doğru. Hatırlamıyorum. Bir süre bekledim kapıda. Soğuk olmasa, daha saatlerce beklerdim. Gitmekle kalmak arasında sıkışıp kalır ya bazen insan. Ya da bugünle yarın arasında. Emekle umut arasında..işte öyle. Anahtarı çevirip daldım içeri, bu eve ilk girdiğim anı hatırlayarak. O zaman kokusuzdu. Şimdi benim gibi kokuyor. Bildik bir sıcaklık kapladı içimi. Sonra derinlerde bir yerlerde buz gibi bir duvara çarpıp dağıldı. Acele et, dedim içimden. Acele et!.. "Kahve içer misin?" diye seslendi bir 'ben', mutfaktan. Bir diğeri salata yaparken parmağını kesti. Kulaklarında kulaklık, bağıra bağıra şarkı söyledi öbürü. Bir başkası menekşemi aldı getirdi. Üzgündü;" Solmuş.." dedi. Ben, 'ben'leri seyredip durdum. Dokundukları her şeyi yakmak geldi içimden. Öldürmüştüm oysa bunları ben..demek ki iyi gömememişim. Ruhumun rengini unutturdular bana. Balkona çıktım sonra. Göz alabildiğine benim olan manzarayı, ilerdeki çam ormanını, kavga eden çocukları, sokak lambalarına doğru kıvrılan binaları, çoğu zaman başındaki dumandan zirvesini göremediğim o dağı, sonra beni, şehrin çepeçevre kuşattığı beni, her şeyin tam ortasında kalan beni, döndükçe savrulan, savruldukça parçalara ayrılan beni..seyrettim bir süre. Melankoli değildi bu, uyuşmazlık. Bence Apotemnofili. Artık kendi varlığıma katlanamıyorum doktor, bedenimden, riske girmeden kurtulamaz mıyım.. Vestiyerden valizi alıp sessiz adımlarla yürüdüm yatak odasına doğru. Karanlıktı. Sıkı sıkıya çekilmişti perdeler. Ayartan bir kahkaha kadar masumdu her şey. Unutulmuş, çok beklemiş, küstah, yabancı.. Aynanın karşısında oturdum bir süre. Her şey karmakarışıktı, rujlar, saç fırçaları, kremler, parfümler.. Ama bu koku tanıdıktı işte; biraz gül yaprağı, biraz kiraz çiçeği, biraz da sandal ağacı. Yarım bir şişe. Yarım kalmak hiç olmamaktan çok daha zordur hep. Tamamlanmak için çırpınır durursun. Mevzu yarın, mutlak yanına hep eksik gelir. Şimdi ben bu şişeyi aynaya fırlatsam, bin parçaya ayırsam yalancıyı, perdeleri söküp çıkarsam pencerelerden, şu lanet kapının anahtarını yutsam mesela. Şimdi ben sigaramı şuracıkta yaktıktan sonra çakmağı odanın tam ortasına bıraksam. Alev alıp tutuşsak birlikte.. Ama bir 'ben', yataktan usulca doğrulup, gülümseyerek; "Günaydın!" demese. Demese keşke. Dolabı açıp elbiselerime baktım. Kazaklarıma, pantolonlarıma, eteklerime. Hepsi leke içindeydi. 'Ben' lekesi. Hangisine elimi attıysam yanıma almaktan vazgeçtim. Herkes bilmez. Ama ben biliyorum. Bu lekeyi hiçbir deterjan çıkaramaz çünkü. Bıraktım. Benim sandıklarımı da, zorla aldıklarımı da. Pörsümüş, eskimiş, solmuş, yarım kalmış ne varsa bıraktım. Son kez dokundum duvarlara. Lambayı kapattım. Kapıyı çektim. Hoşçakal dedim kendimce kendime, kendim bana, acele et, dedikçe. Adımlarımı hızlandırdım ve durdum vestiyerin karşısında. Aynada kızıl saçlarımı seyrettim. Önce yüzümün maskesini soydum çekiştire çekiştire. Sonra saçlarımı çıkarıp attım. 'Ben'lerin sesi kesildi aniden. O kadar hafifledim ki, uçabilirdim istesem. Kapıyı çekip çıktım. Asansörde karşılaştık onunla. Daha doğrusu, son anda kendini içeri attı aceleyle. Benden önce davranıp sıfıra bastı. Siyahtı saçları. Mutluydu belli, gözlerinin içi gülüyordu. Narindi, dokunsan kanatları dağılıverecek bir kelebeğe benziyordu. Baktığımı farketti, gülümsedi. Acelesi vardı, sanki bir yere yetişecekti. Elbisesini ,gözlüğünü, çantasını, ayakkabısını bilmem ama gözleri, saçları, heyecanı, coşkusu yepyeniydi. Bakışlarını umut dolu yarınlara dikmiş..Dev bir ejderhaya benziyordu. Gitti. Ya da hiç gelmedi. Hatırlamıyorum. Kıştı ama. Ellerim üşüyordu.
11
Yorum
13
Paylaşım
85
Beğeni
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.
En Yeniler 
İclâl
Ne güzel bir hikayeydi! 'ben'ler ve çatışmaları çok ilgi duyduğum bir konu, siz de çok güzel yazmışsınız başladığım gibi hikayenin sonunda buldum kendimi, söylemeden geçmek istemedim. Kaleminize sağlık :)
1
1
Liliyar
Çok teşekkür ederim. Konu olarak hepimizi cezbediyor, 'ben' sonuçta. Mutlu oldum beğendiğiniz için ve güzel yorumunuz için. 🌸
1
Seçil Örengül
Bir ben vardır bende Benden içeri <Yunus Emre> Çoğu davranışımda, konuşmamda, duygumda hangisi “ben” bu yaptıklarımın, hangisi bana ait ya da ben istediğim için diye sorgularım. Sorguladıkça okurum. Okudukça görürüm ki, neredeyse hiçbiri ben değil bunların. Başkaları onların çoğu. Annem istedi diye annem, babam istedi diye babam, öğretmenim için kimi, kimi patronum müdürüm. Kimi arkadaşım üzülmesin diye, kimi eşim beğensin diye. Kimini kurallar koymuş kimini toplum benimsemiş. Kimilerinin içine karışmış gitmiş bir “ben”. Sonra da bu ben değilim diye kaçıp gitmiş içeri. Benden de içeri Sorgulatan ve hatırlatan bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık
1
1
Liliyar
Aslında 'ben'imizin bütün dış etkenlerden bağımsız oluşabilmesi imkansız diye düşünüyorum. Ama özünde her zaman kendimiz oturabilmeliyiz. Başkalarına fazla yetki vermek bizi yetkisiz kılıyor. Sonra da bu ben değilim deyip duruyoruz. Teşekkür ederim, güzel yorumunuz için. :)
2
Davut Karalı
Emeğinize sağlık güzel olmuş. Okuduktan sonra bana şunları düşündürttü: Kaç “ben” var içimizde? Dostlarla iken “ben”, toplumda “ben”, aileye karşı “ben”, sosyal medyada “ben, yalnızken ben… O “ben”lerin hangisi gerçek acaba? Sanırım aslolan yüzleşmekten kaçtığımız “ben”imiz. Farkında değiliz ama, ne kadar uzağa gitsek o kadar yakınlaşıyoruz o’na. Kaçmak çözüm değil. Kabullenmek gerek, yüzleşmek… Elbet kolay olmayacak, hangi tedavi ağrısız olur ki zaten? Bu girift duygular içerisinde sayısız kimliklere bölünme, bunlar arasında çatışma hissiyatından kurtulmak için; belki bütün “ben”liklerden sıyrılmalı, hayatı kendiliğine bırakıp kalbin sesini dinleyerek yolumuzu bulmalıyız belki de, kim bilir..
1
1
Liliyar
Gerçek beni bulabilsek sorun çözülecek zaten. Teşekkür ederim güzel yorumunuz için. :)
1
Leyl_im
Tüm benlerden vazgeçmek...Büyük, çok büyük bir şey. Yok olmakla yeniden doğmak arasındaki fark kadar büyük yada ince... hatırlamıyorum. Ellerine sağlık canım 💗💗
1
2
Liliyar
Ben de hatırlamıyorum. :)) Teşekkür ederim canım. 💝(sana özel)
Turhan Yıldırım
Demiştik. (Tek kelimeden oluşan bu cümleye birçok ifade ekleyebiliriz ama hiçbir şey demeden yazdığın bu güzel metin için "Daha önce biz bunu dedik" diyoruz. İmza Biz (Benden Sesler Korosu)
2
4
2 YANITIN TAMAMINI GÖSTER
Turhan Yıldırım
Demeyenlerin demeyişinde Demeyingiller ailesi demeç verdi: Demiyoruz.
1