Havran’da doğup büyüyen Raif Efendi çocukluğundan beri hep farklı olarak görülmüştür. Kimselerle iletişimi yoktur ve kendi hayal aleminde mutludur. Daha sonra kasabasından eğitim için ayrılır ve İstanbul’a gider. Ardından babasının isteği üzerine sabunculuk eğitimi için Berlin’e gider. Bir resim sergisinde karşısına çıkan bir portre tüm hayatını değiştirir.
Sabahattin Ali, romanın ana fikrini, ”Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?” sözleriyle açıklamıştır. Düşündüğümüz zaman geçmişten günümüze hep bir şeylere dışardan bakıp kesin hükümler giydiriyoruz. Kalıplarımız var içlerinden çıkamıyoruz. Bu romanın da bunu çok güzel açıkladığını düşünüyorum. Gerçekten çok beğenerek okudum.
Keyifli okumalar