merhaba arkadaşlar uzun bir aradan sonra tekrar inceleme yapmaya geldim. neden uzun derseniz çünkü 860 sayfalık bir kitaptı. Öncelikle kitabı severek okudum ancak son 300 sayfasında. yazar kitabı bu kadar uzatmamalıydı bence ilk 400 sayfa 50 sayfaya da sığabilirdi. Son 300 sayfa da kitabı elimden bırakamadım ağladım bol bol. Yazar acıları o kadar güzel hissettirdi ki ben de an be an yaşadım her şeyi. Peki son 300 sayfa için almaya değer mi derseniz evet cevabını veriyorum. sabırlı arkadaşlar kesinlikle alıp okumalı.
Biraz konusundan bahsetmek gerekirse kitabın arka kapağında yazandan çok daha fazlası diyebilirim.
Kitap dört yakın üniversite öğrencisinin etrafında örgütlenmiş gibi gösterilse de en çok Jude ve sonrasında da Willem karakterlerinin baskınlığını taşıyor. Bunlar dışında olanlarda ara ara konuların içinde kendilerine yer buluyorlar.
kitabın sevmediğim konularından bahsedecek olursak
kitapta 2. bölümden rahatsız oldum bence zorlama olarak yazılmış. karakterler ilk bahsedildiği kişiliklerinden çıkıp pembe diziye çevrilmiş olay. Çoğu zaman da kitapta ki Pollyanna’yı da arkada bırakan iyimserliği bir zaman sonra “hmmm” seslerini çıkarmanıza, gözlerinizi durmadan devirmenize neden oluyor.
Romandaki kadın karakterler o kadar silik ki. Hep bir erkek izolasyonu var.
Jude'nin başında o kadar insan varken Caleb'in bir yara görmemesi de sinirimi bozdu.
sevdiğim noktalara gelecek olursak
çok güzel bir arkadaşlık görüyoruz. Ve samimiyeti hissediyoruz. Yazarın her acıyı, hüznü derinlere kadar bana yansıtmasına bayıldım. Beni ağlatan kitapları hep sevmişimdir çünkü demek ki iyi bir dil kullanmış ki yazar. Ve okuyucuya hissettirmiş.
benim yorumum bu kadar arkadaşlar
herkese keyifli okumalar.