Puan vermedi·336 syf.··Beğendi
· Bitirdikten sonra arkama yaslanıp "Az önce ben ne okudum," diye düşünmeden edemedim. Normal, sıkıcı dünyamızı bu derece sihirli ve olağanüstü bir dille anlatan nadir yazarlardan biri Laura Ruby. Klasik ve neredeyse herkesin aklına gelebilecek bir konuyu evirip çevirip sihirli bir şekilde yazmış.
Kitabın adını alan Bone Gap sakin ve küçük bir kasabadır. Herkes herkesi tanıyor, biliyor. Özellikle garip bir aile olan O'Sullivan'ları. Baş karakter olan Finn O'Sullivan kasabada herkes tarafından "garip" diye adlandırılan biri. Çünkü Finn genelde insanlarla konuşurken onların yüzüne bakmaz veya onlar konuşurken onları dinlemez. Finn aynı zamanda kasabada ki en yakışıklı çocuk. Abisi Sean gibi güçlü kuvvetli bir yapısı yok ama bu iki erkek kardeş kasabada yakışıklı vs. olmaları ile herkesin gözü önünde. Babaları öldükten sonra anneleri onları bırakıp başka bir adamla gidiyor. Bu yüzden herkes onlara "zavallı annesiz çocuklar" gibi ithamlarda bulunsalar da ne Finn ne Sean annelerine hiç bir zaman kızmıyorlar. Özellikle Sean, annesine çok bağlı olmasına rağmen..
Ve diğer taraftan da Roza var. Roza'ı anlatmak için yazabileceğim tek kelime GÜZEL olurdu. Çünkü Roza kitapta öyle anlatılıyor ki onu görmeden çok güzel olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Roza bir gün gizemli bir şekilde Finn ve Sean'nın evlerinin ahırında toz toprak ve kir içide bulunuyor. Bulunduğu günden beri onların yanında kalıyor. Bu da kasabada herkesin dilinde oğlanların ikisininde ona aşık olduğu şekilde yayılıyor. Çünkü Roza çok güzel. O kadar güzel ki istediği her şeyi, herkesi elde edebilir. Sean ve Roza arasında olan şey zaten apaçık oratadayken insanların Finn içinde Roza'a aşık denmesinden nefret ettim. Finn elbet Roza'ı çok seviyor ama o şekilde değil. Bunu kendisi çoğu kez dile getirse de insanların ağzı torba değil ki büzesin.
Ama tabi kitap böyle gitmiyor. Kitabın başında gizemli bir olay var. Kasabanın hatta belki dünyanın EN GÜZEL KIZI ortadan kayboluyor. Herkes, hatta Sean bile, Roza'nın onları terk ettiğini düşünüyor. Olayı gören ama bir türlü hatırlayamayan Finn, Roza'nın biri tarafından kaçırıldığını söylese de kasabada kimse ona inanmıyor. Kendi öz abisi bile. Bu konuya girmişken Sean cidden en nefret ettiğim karakter. Sürekli kardeşine karşı olan siniri o kadar anlamsızdı ki. Annesi gittikten sonra belki de suçlayacak birini aradı. En küçük bir anlaşmazlıkta ya da Finn'nin söylediği her bir sözde sürekli olarak aşağılaması sinirime dokunup durdu. Sen abisin ya biraz topla kendini diye bağırasım geldi. Ki yazık Finn kimsesi olmadığı için ne zaman Roza hakkında bir şey öğrense gidip abisine söylüyor ama tabi abisi onu küçümsemekten ve yine hayal görüyorsun tarzı şeyler söylemekten başka hiç bir şey yapmıyor.
Roza elbette biri tarafından kaçırıldı. Kitapta çoğu bölüm ona ait. Ve onun dünyası şu şekilde yansıtılmış: Roza gizemli bir adam tarafından kaçırılıyor. Ona en güzel kıyafetler, en güzel eşyalar ve büyük bir kale hediye ediyor. İşte burada bir peri masalı okumaya başlıyoruz. Gizemli adam her gün Roza'nın yanına gelip "Beni hala sevmiyor musun?" gibi deli sorular soruyor. Roza'ı istiyor çünkü Roza en güzel olan. Bir de buna değineyim burada Roza geçmişte, yani Bone Gap'a gelmeden önce de sürekli ne kadar güzel olduğundan bahsedilen biriydi. Üniversite de bir oda arkadaşı var ki düşman başına! Sürekli kıza işte sen güzel olduğun için söyle ceza çekeceksin, kendini bizden üstün görüyorsun bunun cezasını çekeceksin tarzı saçma cümleler kuruyor. Hayır yani Roza karakteri hiç bir zaman iç dünyasında "çok güzelim, her şeyi elde ederim" diye düşünen biri olmadı. Bu yüzden Roza, Finn'den sonra en sevdiğim karakter. Bazen güzel olmak bir avantaj olabilir elbette ama bu kitapta bu kadar güzel olmak bir lanet.
Yine bambaşka bir karakter olan Petey, Bone Gap'ta herkes tarafından çirkin görünen bir kız. Annesiyle arı yetiştiriyor, bal yapıp onları satıyorlar. Gayet sakin ve kendi halinde olan bu kızı gören tek kişi Finn. Finn onu herkesin gördüğü şekilde görmüyor. Hatta onu çok güzel buluyor. Ama kasabada ki herkes Petey için üzülüyor. Çünkü bu kadar yakışıklı olan Finn, Petey gibi çirkin bir kızla birlikteyse onu kullanmak içindir. Yine kocaman bir ÖN YARGI.
Parmaklarım uyuşsa da yazmaya devam etmek istiyorum. Karakterler bence özenle yazılmış. Hepsinin iç dünyası, şu an da yaşadıkları an ve geçmişleri gözler önüne öyle güzel serilmiş ki herkesi anlayabiliyorsunuz. Büyük ayrıntılardan içinde barındıran küçük ayrıntılara kadar her şey efsaneydi. Mesela sürekli köşede uyuyan bir köpek var. Finn ne zaman oradan geçse o köpeğe değiniyor hatta o olmadığı zaman bile onu hatırlıyor. Finn'nin hayvanlarla olan iletişimi çok güçlü. Çok sevdiği bir kedisi var. Keçiler onu sebepsizce takip ediyor. Hatta ahırına bir sirk atı bile geliyor. Sürekli okurken sırıttığınız ve sonuna doğru mendilinizi yanınıza yavaşça çektiğiniz bir kitap. Tasvirler ve özellikle çok fazla metafor\mecaz anlamda kelimeler kullanılmıştı. Dili İngilizce olduğu için bu gibi yerleri okurken inanılmaz yavaş okudum. Anlamak ve iyice sindirmek için. Eğer İngilizce kitap okuyorsanız elbette öneririm maalesef kitabın Türkçe baskısı henüz çıkmamış. (Ben bu kitabı ilk çıktığı zaman okudum şimdi bu yorumu güncellerken yıl 2020 haklarını Pegasus almış ve çevrilmiş ama görüyorum ki okuması yok denecek kadar az... Üzüldüm biraz)
Diyeceğim o ki dili ağır ama zaten bu tip kitaplara alışık iseniz hemen gidip alın ve okuyun. ŞİDDETLE ÖNERİRİM.