·226 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Aralık 2020 01:39 İncelemeye başlamadan önce bu kitabı okurken bana eşlik eden https://1000kitap.com/Gunayilgar ve https://1000kitap.com/ALCESTE ‘e teşekkür etmek istiyorum. İkisinden de geç bitirdim kitabı ama olsun :D Bu görevi başarıyla tamamlamak için gerçekten çok uğraştım. Oldukça soğuk bir gecede Marsın yüzeyindeki bir çukurda yaktığım elektrikli soba ile ısınırken elimde kitapla oturmuş bu neymiş yaa diyerek okumayı sürdürdüm. Sobanın fişini de uzay mekiğinden çektiğim uzatma kablosunu kullanarak yaktım. Kaçak elektrik kullandınız diye bizi Mars elektrik dağıtım şirketine şikayet etmeyin yoksa başımız belaya girer :D
Yazarın okuduğum kaçıncı kitabı olduğunu bilmiyorum. Çünkü Rıfat Ilgaz çocukluğum sıkça adını duyduğum bir yazardı. İlla ki kitabını okumuşumdur diye düşünüyorum. O yüzden bir Bilal Günaydın klişesi olan “yazarın ilk okuduğum kitabıydı” cümlesini kullanarak incelemeye başlayamıyorum: D Neyse bu kadar goy goy yeter diyerek incelemeye başlıyorum.
Kitabımızın başkarakteri mesleği edebiyat öğretmenliği olan Mustafa Ural’dır. Mustafa Ural’ı aydın, sanatçı olarak değerlendirebiliriz. Mustafa Ural, öğretmenlik yaparken yaşadığı dönemde halkın içinde bulunduğu geçim sıkıntılarını, haksızlıkları, yanlışlıkları, sefaleti, korkuları haykırmak için bir yol bulmuş. Her halkını düşünen dertli aydının yaptığı gibi düşüncelerini aktarmak birçok aşılmaz gibi görünen duvarı aşıp gerçekleri haykırmak, halkla buluşturmak istemiş. Bunun için de şiir yazmaya karar vermiş.
Kitabın konusuna baktığımda yazdığı şiir kitabının toplatıldığını ve Mustafa Ural’ın polisten kaçtığını okuyacağım yazılıydı. Sağlık problemlerinin de olduğu Mustafa Ural teslim olmak yerine polisten kaçmayı ve saklanmayı seçmişti. Kitabı seçmemin sebebi de bu halkın içinde bulunduğu gerçekleri haykırmak isteyen bir öğretmenin uğradığı haksızlığı ve o geçtiği dönemi okumaktı. Niyetim de bu haksızlığı ortaya koyacağım bir inceleme yazmaktı. Ancak kitabı okurken zihnimde oturtamadığım bazı şeyler oldu. O yüzden bu incelemeyi Mustafa Ural’ın içinde bulunduğu durumdan çok kitabı okuyacaklar için öneriler sıralamak için yazıyorum. Yukarıda kısaca kitabın konusundan bahsettim. Biraz da kitapta bize aktarılmış olan dönemden bahsedeceğim.
Sene 1944’tü. Türkiye’nin başbakanı Şükrü Saraçoğlu, cumhurbaşkanı ise İsmet İnönü’ydü. Dünyada da ikinci dünya savaşı sürmektedir. Türkiye de dış politikada temkinli hareket etmektedir. İkinci dünya savaşına girmemek için çaba harcamaktadır. Dış politikadaki adımlarını da buna göre atmaktadır. Kitap da bu dönemi anlatırken gıda, ısınma gibi ihtiyaçların oldukça zor ve bunların da karne ile alınabildiğini aktarmış. Tabii sadece bununla da sınırlı bir dönem değildir. Geceleri karartma geceleri yaşanmaktadır. İnsanlar geceleri sokağa çıkamıyorlardı. Polis ve bekçiler sokaklarda insanlara kimlik sorup, denetim yapıyorlardı. Ülkenin aydınlarına da bu noktada baskı uygulamış oluyorlardı. Karartma Gecelerinin bir başka amacı da dışarıdan gelebilecek olası ani baskınları önlemekti. Buradaki ani baskından kasıt bence bizi ikinci dünya savaşına sokmak isteyen diğer ülkelerden gelebilecek olası müdahalelerin ihtimaline dikkat çekmektir.
Daha fazla detaya girmeden bir iki örnek vererek zihnimde oturtamadığım kısımları aktarıp incelemeyi bitireceğim. Kitapta Mustafa Ural, güvenlik güçlerinden kaçarken dostlarına sığınmıştır. Dostlarıyla arasında geçen muhabbetlerin birçoğu da dönemin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu’nu ve “Turan” adlı bir derginin yazıları ve ülkedeki faaliyetlerini eleştirmektir. Bunların da çoğunluğunda Şükrü Saraçoğlu’nu ve Turan dergisinin yazılarını, yazarlarını ırkçılık, faşistlik, kafatasçılıkla suçlayan diyaloglar yer alır. Kitabın okuduğum baskısının 162 ve 163.sayfasında Nihal Atsız’ın başbakana mektup yazdığı ve Mustafa Ural’ın evinde kaldığı Cengiz’le arasında geçen diyalogun bu konuya değindiği yazmaktadır.
Kafamı kurcalayan kısımlardan biri ise bu mektubun gerçek olup olmadığıydı. Attığım alıntıların birinde bir okur alıntıya itiraz edince ben kitapta yer alan bu mektubu biraz araştırdım. Hakikaten Nihal Atsız dönemin başbakanına 2 adet mektup göndermiş. Kitapta olduğu gibi bu mektuplara da yer verilmemiş. Bazı kısımlarına değinip, karakterlerin de mektubun o kısımlarıyla ilgili yorumları dile getirilmiş.
Kitabın pdf’sini bulursanız Nihal Atsız diye arattığınızda bu diyaloglara ulaşabilirsiniz. Cengiz ile Mustafa Ural'ın mektubu yorumlamaları birkaç sayfa sürüyor. Karşılıklı konuşmaları buraya atmak incelemeyi çok çok uzatacaktır. O yüzden değinmiyorum. Nihal Adsız’ın da mektuplarına da internetten bakıp, kitapta yer alan kısımlarla kıyaslama yapabilirsiniz.
Yukarıda zihnimde oturtamadığım kısımlar var demiştim. Bunun sebebi yanlışlıklar ya da doğruluklarla ilgili değil. Benim o dönem ile ilgili bilgi sahibi olmamamla ilgiliydi. Ben daha önce Nihal Atsız okumadım. Davasıyla ilgili bilgim yok. İkinci dünya savaşı sürerken Türkiye’nin yürüttüğü dış politikası hakkında doğru dürüst bilgim yok. Kitabın birkaç yerinde Sabahattin Ali’nin ismi geçiyor. Onun sadece İçimizdeki Şeytan kitabını okudum. Sabahattin Ali’nin hayatını okumadım. Öldürüldüğünü biliyorum. Ama ne için öldürüldüğünü bilmiyorum. Dönemin Türkiye’sinin de iç politikalarıyla ilgili pek bilgi sahibi değilim. Kurgu öyle olsa bile içerisindeki bilgilerin gerçek olup olmadığıyla ilgili yeterince bilgi sahibi olmadığım için buralara girmeyeceğim. O yüzden bu incelemeyi yazıp size önerilerde bulunmak istedim.
Bence eğer bu kitabı okumak istiyorsanız öncelikle dönemin Türkiye’sinin iç politikasını, dış politikasını, ikinci dünya savaşının durumunu ve Türkiye içerisinden görünüşünü, Nihal Atsız’ın davasını, faaliyetlerini, Rıfat Ilgaz’ın hayatını, kitabı yazarken ki dönemle ilgili varsa verdiği röportajları, yazdığı yazıları okumalısınız. Sabahattin Ali’nin de hayatını, uğraştığı davaları, aldığı tehditleri vs okumalısınız. Dönemin hükümetinin uyguladığı bu karartma gecelerinin sonuçlarını ve sebeplerini birçok farklı kesimden ve taraftan okumalısınız. Bu kadar okumadan sonra bence ancak kitap tamamıyla anlaşılabilir. Bu konular bilmeden okursanız salt bir kaçış hikâyesi, suçlamalar, olaylar silsilesini okursunuz.
İncelemenin sonuna geldik. Yukarıda da dediğim gibi ben bu kitabı olduğu gibi incelemedim. Konuların derinliğini fark ettiğim için ve haklarında pek bilgi sahibi olmadığımdan altından kalkamayacağımı düşündüm. Yukarıda yorumladığım kısımlar da sadece kitapta yazılanlardan çıkardıklarımdır. Ekstra bir şey eklemedim. Öneri için yazdığım bu incelemeyi sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. İyi okumalar dilerim.