·72 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Aralık 2020 01:34 Lena Özge bence ilk eseriyle büyük bir imza atmış. İncecik bir kitap ama içeriği o kadar anlamlı ki cinsiyet farketmezizin okunması gereken bir yapıt.
Bazı bölümler çok karamsar, fazla gerçekçi ya da bazı düşünceleri “itici” gelsede kesinlike etkili.
Anlatıcımız bir yazar ve kendi iç dünyasında ki yaşanan çalkantıları korkusuz paylaşıyor.
Olmak istediği, olamadığı, olması gerektiği kimliklerin savaşı ve umutlu mücadelesini okuyoruz.
Günlük yaşamla yazmak arasındaki çekişme kimliğini, ruhunu bölüyor....esaretin ve özgürlüğün birbiriyle pamuk iple bağlı olduğunu bize hatırlatıyor.
Okurken bir çok cümlenin altını çizdim.
Ama şu cümle içimi acıttı:
“Neyi beklediğini bilmiyor ama aslında en çok ölümü bekliyor. Her gece rüyadan önce ve boşluktan sonra, ölmeyi diliyor. Ve her sabah, uykuyla uyanıklık arasında o kısacık anda, bir umut yokluyor kendini, kalbini.”
Hele ki son günlerde yine kadınlar felaket cinayetlere kurban edilirken.
Otopsi masasında yatan bedenleri incelemek işin ehli için çok zor olmaması gerekir.
Ya ruhu?