Herkese merhaba ve keyifli okumalar.
Bugün Rosa Luxemburg'u ve ''Rus Devrimi'' kitabını inceleyeceğiz.
Kitabı incelemeye başlamadan önce isterseniz biraz Luxemburg'u tanıyalım.Evet Rosa Luxemburg kimdir?
'' 5 Mart 1871 ila.15 Ocak 1919 yılları arasında yaşamış olan Polonya doğumlu Alman Marksist politika teorisyeni, filozof ve devrimcidir.
Genç yaşlarında sosyalizmle tanışmış ve dönemin solcu gruplarında yer almıştır. Daha 18 yaşındayken içinde bulunduğu gruplar ve politik görüşü yüzünden İsviçre’ye kaçmak zorunda kalmıştır. 1889’da Zürih Üniversitesine girip burada felsefe, tarih, politika, ekonomi ve matematik öğrenimi görmüş, hayatında büyük etki bırakacak isimlerle de bu okulda tanışmıştır.
1890 yılında Bismarck’ın sosyal demokrasiyi yasaklayan kanunun lağvedilmesi ardından, sosyalist parlamentoya giren Luxemburg, dönemin sosyal demokratlarının devrimci uçtan uzaklaşması üzerine parlamentoda daha etkin olabilmek için çalışmalar yürütmüştür. Bu uzaklaşma, Rosa Luxemburg’un da dahil olduğu devrimci görüş çizgisindekileri rahatsız etmiştir. Bu sırada Zürih’te öğrenim görmeye devam eden Rosa 1898 yılında doktorasını tamamlamıştır. Özgür bir Polonya için çalışmalarına devam eden Rosa’nın kafasındaki tabloda Almanya, Avusturya ve Rusya’da devrim gerçekleştiği taktirde Polonya özgür olabilecektir. Bu tablo milliyetçi bir çizgi çizen Polonyalı sosyalist grupların ve Polonya Sosyalist Partisi’nin ondan daha da uzaklaşmasına neden olmuştur. Daha sonra bu görüşleri Rus sosyalist çevrelerle de ilişkisinin bozulmasına yol açacaktır.
SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi olmuştur. 1900 yılına gelindiğinde Luxemburg’un fikirleri tüm Avrupa’da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmektedir. Özellikle Eduard Bernstein’in düşüncelerine getirdiği eleştiriler ile öne çıkan Rosa, Alman militarizminin yükselen değer olmasından ziyadesiyle rahatsız olmuştur ve bu konuda partiyle de ters düşmüştür. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girmiştir. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmamış, faaliyetlerine devam etmiştir. SPD’nin eğitim merkezlerinde ekonomi ve Marksizm öğretmeye başlamıştır.
Savaşın başlamasıyla esen milliyetçi rüzgar SPD’nin de milliyetçi eğilime yönelmesine neden olmuştur. Bu Luxemburg’un fikirleri ile tamamen tezatlık oluşturmuştur ve bu sebeple Rosa partiyle olan tüm ilişkisini kesmiştir. 5 Ağustos 1914’de Karl Liebknecht ile beraber Internationale grubunu kurmuştur. 1 Ocak 1916’da grubun adı Spartaküs Birliği (Spartakistler – Almanca Spartakusbund) olmuştur. Grubun devlete karşıt tutumu yüzünden 28 Haziran 1916’da Luxemburg hapis cezasına çarptırılmıştır. Hapiste geçirdiği yıllarda birçok makale kaleme almıştır. Özellikle Rus devrimi üzerine yazdıkları ve Bolşeviklere getirdiği eleştiriler çarpıcıdır.
1918 Kasım’ında Luxemburg hapisten çıkmıştır. Faaliyetlerine devam etmiş ve Liebknecht ile birlikte Alman Komünist Parti’sini kurmuştur. 15 Ocak 1919’da Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck, Freikorps tarafından tutuklanmışlardır, Pieck kaçmayı başarırken Luxemburg ile Liebknecht yedikleri darbelerle bilinçlerini kaybetmişlerdir. Aynı gün, Luxemburg ölene kadar dövülmüş ve ölü vücudu nehre atılmış, Liebknecht de başından yediği kurşunlarla öldürülmüştür.''
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM)
felsefe.gen.tr
Luxemburg'un siyasi yönelimlerini ve Marsist yaklaşımlar için giriştiği mücadeleyi kısaca aktardığımıza göre, kitap hakkında konuşabiliriz.
Kitabın tanıtım bülteninde de yer aldığı üzere;
''Rosa Luxemburg, Rus Bolşevikleriyle güçlü polemiklere girişen Marksistler arasında Sovyet iktidarına dost kalmayı becerebilmiş ender devrimcilerdendir. 1919'daki erken ve trajik ölümü nedeniyle son haline getiremediği bu önemli notlarda da görüldüğü gibi Rosa, Rus Devrimi'ni değişik yönlerden ele alıyor, Bolşevik deneyin evrensele nasıl taşınacağı sorusuna yanıt arıyor ve gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimci mücadelenin Rusya'dakinden farklılaşacağı noktalar üzerinde duruyordu. Rusya ile Almanya arasındaki ayrımları abarttığı oranda Ekim Devrimi'ni anlamakta zorluk çeken ama bir dizi başlıkta da bu devrimi en iyi anlayanlardan biri olan bu büyük düşünür ve eylemci'', hapishanede olduğu dönemlerde ''devrim notları'' kaleme alıyor. Yazdıklarının bir çoğunu tasnif edip düzenleyemeden ya da elimize ulaşan notlarından bir çoğu tahrip edilerek günümüze ulaşıyor.
Leninle ve Bolşeviklerle görüş ayrılığına düşerken,Ekim devrimine ve proleter diktatörlüğüne sahip çıkmaktan da vazgeçmiyor.Birçok kaynağı taradım ve gerekli materyallere ulaşamadım,onun için Leninle ve Bolşeviklerle görüş ayrılığına sebep olan ve onu SSCB sosyalist çizgisinden ayıran temel noktaların cevabını,altını çizdiğim ve önemli gördüğüm cümleler üzerinden yoklamak istiyorum!
Ekim Devrimi'ni nasıl savunduğunu ama savunduğu devrimin eksiklerini nasıl dile getirip Lenin'le Kaustky ile ters düştüğüne bakalım.
Kautsky,proleterya diktatörlüğü adını taşıyan küçük ama önemli eserinde Rusya'daki koşulların sosyalist devrim ve sosyalizm için olgunlaşmamış olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır.(s.8)
Luxemburg'un Kautsky'e cevabı:
''bu hamarat adamın(Kautsky'nin)1.Dünya Savaşı'nın dört yılı boyunca yılmadan yürüttüğü sakin ve düzemli bir yazılı üretimle sosyalizmin dokusunda nasıl delikler açtığını gözlemlemek de şaşırtıcıdır.''(s.8)
Rus Devrimi konusunda sözünü sakınmayan bir eleştirel bakışa sahip olmakla birlikte,1905 Burjuva Devrimi'nden başlayarak,Menşevikler ile Sosyalist Devrimcilere karşı çıkmış,işçi sınıfının iktidara yürümesini öneren ve öngören Bolşeviklerden yana olan yazarın,dünya tarihinin ilk proleterya devrimi(Ekim Devrimi) hakkında ne düşündüğüne bakalım.
''eleştirmekten kaçınan savunmacı yaklaşımlar değil;sadece derinlemesine yapılmış ve üzerinde düşünülmüş eleştiriler,deneyimlerin ve derslerin bize sağladığı hazineyi su yüzüne çıkarabilir.
Dünya tarihinin ilk proletarya diktatörlüğü üzerine düşünürken,(düşünebilecek en ağır koşullarda,emperyalist kırımın dünya çapında yarattığı yangının ve kaosun ortasında,Avrupa'nın en gerici askeri gücünün cenderesinde sıkışmış halde ve dünya işçi sınıfının en açık yenilgisini yaşadığı bir sırada) böylesine anormal koşullarda yaşanan bir proletarya diktatörlüğü deneyiminde yapılanların ve yapılmayanların hepsinin,mükemelliğin doruğuna ulaştığını sanmak safdillik olur. ''
Yani Ekim Devrimi'ni destekliyor,devrimden sonraki süreci eksik buluyor diyebiliriz.
Lenin'e ve Trotskiy'e dair neler söylemiş,ona bakalım.
''Lenin ve Trotskiy'in teorilerinde yanlış olan Kautsky'in yaptığı gibi devrimi ve diktatörlüğü birbirine karşıt olarak düşünmeleridir.Bolşevikler de Kautsky de meseleyi ''Diktatörlük ya da demokrasi'' şekl,inde ele alıyorlardı.Kaustky doğal olarak ''demokrasiyi,yani burjuva demokrasisini'' yeğler; çünkü demokrasiyi sosyalist devrimin alternatifi olarak kabul etmektedir.Lenin ve Trotskiy ise,demokrasi yerine diktatörlükten yana tavır koyarlar; ancak bu da burjuva model bir diktatörlüktür,yani bir avuç insanın diktatörlüğüdür.Görüldüğü gibi, iki taraf iki ayrı kutupta bulunuyor ancak, gerçek sosyalist politikaya aynı oranda uzak durduklarını söylemeliyiz!( Luxemburg sosyalist devrimi savunurken sosyalizm diktatörlüğü ve demokrasi anlayışını eleştiriyor fakat yeni bir anlayış da ortaya koyamıyor maalesef!
Toprak reformuna dair eleştirilerine bakalım.
''Lenin ve arkadaşlarının kısa ve kesin sloganına göre, topraklara el koyunuz' Toprakların ele geçirilmesi,büyük toprak sahipliğinin birden bire ve kaotik bir biçimde küçük köylülerin toprak sahipliğine dönüşmesine neden olacaktı.Bu durumda ortaya çıkan toplumsal mülkiyet değil özel mülkiyetin başka bir biçimi,yani büyük mülklerin orta ve büyük mülkler halinde bölünmesi veya görece gelişmiş büyük ölçekli üretimin firavunlar zamanından kalma teknik araçlar kullanılan ilkel küçük işletmelere bölünmesidir.''
Lenin'e dair bu eleştirileri okurken Luxemburg'a katıldığım söylenemez.Sistem değişiyor ve toparlanana ve ciddi üretim döngüsüne geçene kadar,başta topraklar olmak üzere sonradan kamu malı kabul edilecek bütün özel mülkiyet malları direkt toplum malı sayılırsa, insanlar nasıl geçinecek ki? Yavaş yavaş toplumsallaşma,düzelene kadar herkesin özel mülkiyetinden üretmesi,güçlendikten sonra bütün özel mülkiyetlerin toplumsallaşması daha mantıklı değil mi?
Lenin'i oy hakkı politikasını eleştirirken söyledikleri;
''Sovyet hükümetinin çözdüğü oy hakkı sorunu.Bolşeviklerin oy hakkı meselesine pratikte nasıl bir önem verdikleri açık bir biçimde anlaşılmıyor.Lenin ve Trotskiy'nin demokratik kurumlara ilşkin eleştirilerinden evrensel oy hakkına dayalı halk temsiliyetinin ilkesel olarak reddedildiği,kendilerini sadece sovyetlere dayandırmak istedikleri ortaya çıkıyor.Bu durumda neden genel oy hakkı sisteminin öngörüldüğü gerçekten açık değil.Sovyet hükümeti tarafından tanınan oy hakkı burjuva-kapitalist toplumdan sosyalist topluma geçiş aşaması için,yani proleterya diktatörlüğü için düzenlenmiştir.Fakat Lenin ve Trotskiy'nin ortaya koyduğu bu diktatörlük yorumunda oy hakkı sadece kendi emeğiyle geçinenlere tanınır,toplumun geri kalanı ise bu haktan yararlanamaz.
Şu an Rusya'daki durum bu mudur?''
Evet,gördüğünüz üzere Luxemburg;başta 1905 Rus devrimi,1917 Ekim Devrimi olmak üzere bütün devrimlere destek vermiş fakat menşeviklerin yanında olmadan bolşevikleri, karşı devrimci safta olmadan Lenin'i,Trotskiy'i eleştirmiş, sözünü sakınmaz bir devrimcidir.
Fikirlerine katılırız yahut katılmayız ama devrimci tezler için ortaya attıklarıyla,SSCB ve bütün sosyal demokrat ülkeler için sunduğu gelişim ve değişim reçeteleriyle ve bana kalırsa en önemlisi gölge değil birey olarak kalmak istemesiyle dünya devrim tarihinde isminin saygıyla anılmasını sağlamıştır...
Rus DevrimiRosa Luxemburg · Yazılama Yayınevi · 201867 okunma