Çocuk psikolojisini anlamada oldukça etkili olan bu kitap: küçük Zeze'nin yetişkinlerle çatışmasını, ailesinin yoksul olmasından kaynaklı kendini şanssız hissettiği durumları ve yaşantısını anlatmaktadır. Çocukların bakış açılarının ve hayal güçlerinin ne kadar güçlü olduğu pek çok satırda başarılı bir şekilde işlenmiş.
Insanlar bir şeyin kendilerine nasıl hissettirdiğini unutmazlar, çocuğun dilinden anlatılan duygusal olaylarda geçen ince ayrıntılar kendi yaşamımızdan tanıdık gelebilir. Okurken en çok duygulandığım olaylardan bahsedecek olursam: Zeze'nin, işsiz olan babasının mutsuz bakışlarına dayanamayıp herkesin gülüp eğlendiği noel gecesi ayakkabı boyayarak kazandığı parayla babasına hediye almasıydı. Ayrıca başka bir gün yine babasının mutsuzluğunun bir nebze geçmesini sağlayabilmek için şarkı söylemeye başlayıp, babasının şarkıyı öğrendiği kişiden ötürü Zeze'yi bayıltana kadar tokatlayıp kemerle dövdüğü o an da. Belki herkesin bu detayı fark edemeyeceği başka bir durum ise: okuldaki tüm öğretmenlerin masalarında, bardağın içinde öğrencilerin getirdiği çiçekler bulunuyordu. Zeze'nin öğretmeninin masasındaki bardak ise boştu. Öğretmeninin yüzündeki lekeden dolayı kimsenin çiçek almadığını düşünen Zeze, çiçek almaya parası olmamasına rağmen, öğretmenine çiçek verebilmek için bir bahçeden çalmayı göze alır.
Kitabın yarısından itibaren daha anlamlı ve sürükleyici olduğunu düşünüyorum. Özellikle son sayfalara doğru Zeze'nin hastalanmasına sebep olan o üzücü olayı hiç beklemiyordum. Önceki sayfalarda yaşanan olayların aslında Zeze için ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor. Ancak bunu kimseyle paylaşamaması da, bir o kadar üzücü. Hastayken içinden söylediği bir cümle:
"Gökyüzünün benim için ne anlama geldiğini, anlayamazdı."