• Çünkü açlıktan daha güçlü bir silahı vardı Karanlık Kule'nin Efendisi'nin: Korku ve ümitsizlik.
  • Gondor
    İkinci Çağ'ın 3320 yılında kuruldu ve Dördüncü Çağ başladığında varlığını hala sürdürmekteydi. Konumu, Mordor'un batısında, Belfalas Körfezi'ndedir. Gondor isminin anlamı "taş ülkesi"dir. Gondor ülkesi ayrıca Güney Krallığı, Taş Ülke olarak da bilinirdi.

    Númenor'un Yıkılışı'nın ardından Elendil tarafından Orta Dünya'da kurulan iki görkemli insan krallığından biridir. Diğeri kuzeyde bulunan Arnor'dur. Gondor, ilk kurulduğu yıllarda Elendil'in oğulları Isildur ve Anárion tarafından yönetilmekteydi. Elendil ve Anárion'un Barad-dûr Kuşatması'nda yaşamını yitirmesinden ve, kısa süre sonra Isildur'un Ferah Çayırlar'da öldürülmesinin ardından Gondor krallığı Anárion oğlu Meneldil'e geçti. Bu bakımdan Gondor kralları, Anárion'un soyundan gelmektedir ve Eärnur dönemine kadar babadan oğula geçmiştir.

    III. Çağ'ın 2050 yılında Eärnur'un yitirilişinin ardından Gondor'un hükümdarlığı Kral'ın vekilharcı Mardil Voronwë'ye geçmiştir. Eärnur'un ölümü kesin bir ölüm değildi; bu sebepten ötürü Mardil ve ardından gelen vekilharçlar "kral geri dönene kadar" hükümdarlık yapma kuralına uydular. Bu süre yaklaşık olarak bin yıl boyunca devam etti. Ta ki III. Çağ'ın 3019 yılında Anárion'un büyük kardeşi Isildur'un soyundan gelen Aragorn II - Elessar, ortaya çıkıp Gondor tahtındaki hakkını iddia edene dek.

    Gondor, Orta Dünya'nın güneybatısında bulunan bir bölgedir. Üçüncü Çağ'ın sonlarında Gondor'a; Lefnui Nehri ve Anduin arasında kalan Ak Dağlar'ın güneyindeki bölge, Mering Çayı ile Anduin arasında Ak Dağlar'ın kuzeyindeki Anórien bölgesi ve Anduin'in doğusunda Mordor ile sınırı oluşturan Ithilien bölgesi dahil edilmiştir.

    Gondor'un en geniş ve en kalabalık nüfuslu kısmı Ak Dağlar'ın güneyinde, Belfalas Körfezi'nde bulunmaktaydı. Lossarnach, Lebennin, Lamedon, Belfalas ve Anfalas beylikleri Belfalas Körfezi'ndeki yerleşim birimlerini oluşturmaktaydı. Bu bölgelerin efendileri, Gondor hükümdarının hiyerarşik olarak altındaydı.

    Lossarnach, Ak Dağlar'ın güneydoğu bitiminde kalan vadilerdeki küçük fakat kalabalık nüfuslu bir bölgeydi. Dağlardan gelen Erui Nehri Lossarnach'tan geçerek Lebennin'e doğru akarak Anduin'e dökülürdü.

    Lebennin, Lossarnach'ın batısında kalmaktaydı. Erui ile birlikte, Anduin'e dökülen Sirith ve Celos Nehirleri ile Belfalas Körfezi'ne akan Gilrain ve Serni Nehirleri Lebennin üzerinden geçmekteydi. Lebennin batı sınırını Gilrain, güney sınırını ise Anduin oluşturmaktaydı.

    Lebennin dağların güçlü insanların bulunduğu geniş bir beylikti. Lebennin halkı Dúnedain ile bölgenin yerli halkının karışımıyla oluşmuş durumdaydı. Lebenninli balıkçılar bölgede Anduin'in ağzında yaşamaktaydı. Bir liman kenti olan Pelargir; Anduin'in Sirith Nehri'ne bağlandığı yere yakın bir noktadaydı. Linhir kenti ise Gilrain ve Serni Nehirleri'nin birleştiği yerde bulunan geçitleri kapsamaktaydı.

    Belfalas, Belfalas Körfezi'nin çıkıntısında yer alan oldukça büyük bir bölgeydi. Bölgenin merkezi dağlıktı. Bir liman kenti olan Dol Amroth; Belfalas'ın batısında, bu bölgedeki burundan Cobas Limanı'na üstten bakan bir konumdaydı.

    Belfalas, Dol Amroth Prensleri tarafından idare edilirdi. Prensler Númenor soyundan gelmekle birlikte damarlarında aynı zamanda elf kanı da taşımaktaydılar. Belfalas'ın yerlilerin pek çoğunun ataları da Númenorlular'a dayanmaktaydı.

    Lamedon; Belfalas'ın kuzeyinde Ak Dağlar'ın eteklerinde konumlanmış bir bölgeydi. Ciril ve Ringlo Nehirleri kaynaklarını bu bölgede almaktaydılar. Ethring kenti, Ringlo Vadisi'nden kaynağını alan Ringlo Nehri üzerindeki geçitler dolaylarına inşa edilmişti. Calembel kenti ise Ciril geçitlerindeydi.

    Belfalas'ın batı sınırlarında Ciril ve Ringlo Nehirleri, Belfalas'a akan Karakök Nehri ile birleşmekteydi. Bir elf limanı olan Edhellond; körfezde, Karakök Nehri'nin ağzına kurulmuştur. I. Çağ'ın sonlarından, III. Çağ'ın ortalarına dek bu bölgede elfler yaşamış ve bu bölgeden Ölümsüz Topraklar'a yelken açmışlardır.

    Karakök Nehri kaynağını Ak Dağlar'dan alıp, Karakök Vadisi'ndeki Ölülerin Yolu'nun kapısından çıkmaktaydı. Erech Taşı'nın bulunduğu Erech Tepesi Karakök Vadisi'nde bulunmaktaydı. Vadi, zengin tarım alanlarına sahipti ve nüfusu yoğundu.

    Anfalas, Belfalas'ın batısı boyunca uzanan bir kıyı bölgesiydi. Anfalas'ta çok sayıda küçük köy bulunmaktaydı ve bölge nüfusu genelde çobanlar, balıkçılar ve avcılardan oluşmaktaydı.

    Lefnui Nehri, Anfalas'ın batı sınırını oluştururken aynı zamanda Ak Dağlar'ın güneyinde Gondor'un da batı sınırını oluşturmaktaydı. Lefnui'nin ötesinde, Andrast denen Belfalas Körfezi'nin denizdeki çıkıntısı bir yarımada bulunmaktadı. Söylentilere göre bu yarımadada Druedain denen gizemli bir insan ırkı yaşamaktaydı. Bahsi geçen bölgede Gondorlu insanlar hiç ikamet etmemiştir. Yarımadanın uzak ucunda yalnızca kıyı muhafızları ve deniz feneri görevlileri bulunmaktaydı.

    Güneydeki yerleşim yerleri yollar ile birbirine bağlanmaktaydı. Güney Yolu, Minas Tirith'den çıkarak Lossarnach ve Lebennin üzerinden Pelargir'e ulaşırdı. Pelargir'den çıkan bir başka yol ise batıdaki Linhir'e ulaşıp, burada kuzeybatıya dönerek Ethring ve Calembel'e doğru ilerler. Yol, Tarlang Boğazı'ndaki sığ geçitlerden geçerek, Erech Tepesi'nde son bulur.

    Anórien Ak Dağlar'ın kuzeyinde, dağların doğu ucuna dek uzanan bir bölgedir. Doğuda Anduin ile kuzeyde ise Entsuyu Ağzı ile sınırlanır. Batıda Mering Çayı, Anórien'i Rohan'dan ayırır. Kadim Batı Yolu, Minas Tirith'den çıkarak Anórien boyunca uzanarak Rohan'dan geçer ve Kuzey-Güney Yolu ile birleşerek Arnor'un Kuzey Krallığı'na uzanır.

    Çamlık, Anórien ile Rohan arasındaki sınırda bulunmaktaydı. Ormanın yarısından büyük bir bölümünün Anórien'de bulunmasına rağmen Çamlık, Rohan toprakları arasında sayılmaktaydı. Halifirien tepesi Çamlık içerisindeydi.

    Halifirien, Anórien boyunca uzanan Gondor'un işaret kulelerinin bulunduğu tepelerin sonuncusuydu. Bu tepelerde bulunan işaret kuleleri, ihtiyaç anında Rohan'ı yardıma çağırabilmek için tutuşturuldu. Diğer işaret kuleleri ise Calenhad, Min-Rimmon, Ak Dağlar'ın eteklerinde bulunan Erelas, Nardol, Eilenach ve Doğu Anórien'deki Drúadan Ormanı'nda bulunan Amon Dîn'deki tepelerdeydi.

    Drúadan Ormanı'nın yerlileri Drúedaindi. Drúedain yabancılara pek kendisini göstermeyen, ormana yabancı biri girdiğinde kendini gizleyen yabani bir halktı. Drúadan Ormanı ile Ak Dağlar arasında Taşaraba Vadisi bulunurdu.

    Minas Tirith, Mindolluin Dağı'nın köklerinde, Ak Dağlar'ın en doğu ucunda bulunan yedi katlı bir şehirdi. Şehrin etrafındaki Pelennor Çayırları zengin tarlalardan oluşmaktaydı ve şehrin etrafı Rammas Echor denen surla kapalıydı. Minas Tirith, III. Çağ'ın ikinci döneminden itibaren Gondor'un başkenti durumuna gelmişti.

    Osgiliath ise Gondor'un ilk ve asıl başkentiydi. Anduin'e kurulmuş bu büyük ve güzel şehir, Minas Tirith'in 15 mil kuzeydoğusunda bulunmaktaydı. Osgiliath, nehrin her iki yakasına da inşa edilmiş, iki yaka birbirine görkemli köprüler ile bağlanmıştı. Şehrin batı yakasındaki kısmı Anórien'de, doğu yakasındaki kısmı ise Ithilien'de bulunmaktaydı.

    Ithilien, Gondor'un Mordor ile sınırında, Gölge Dağları ile Anduin arasında kalan latif ve yeşil kısmıydı. Ithilien kuzeyde Emyn Muil tepeleri, Islakçene bataklığı ve Ölü Bataklıklar ile sınırlanmaktaydı. Poros Nehri Ithilien'in güneydeki sınırını çizmekteydi. Harad Yolu güneyden gelerek Poros Geçişi ve Ithilien boyunca ilerleyip, Mordor'un Kara Kapısı'na ulaşmaktaydı.


    Minas Ithil, Minas Tirith'in eş şehri, Gölge Dağları'nın eteklerinde bulunmaktaydı. 2002 yılında şehir Nazgúl tarafından ele geçirildi ve ismi Minas Morgul olarak değiştirildi. Morgul Yolu, Minas Morgul'dan çıkarak Osgiliath'a varmaktaydı. Morgulduin, Morgul Vadisi'nden kaynağını alıp, yol boyunca akarak Anduin'e dökülmekteydi. Emyn Arnen tepeleri Morgul Yolu'nun güneyinde kalmaktaydı.

    Cair Andros; Anduin Nehri üzerinde bulunan, Ithilien ile Anórien arasında kalan bir adaydı. Ada, düşmanın nehri geçişini engellemek amacıyla askeri yönden korunaklıydı. Tolfalas adası; Anduin'in ağzında, Belfalas Körfezi'nde bulunmaktaydı.

    Gondor'un sınırları, tarihsel süreç içerisinde birkaç defa değişikliğe uğramıştır. 2510 yılından önce Rohan, Calenardhon ismiyle Gondor'un bir eyaletiydi. Poros ile Harnen Nehri arasındaki Güney Gondor bölgesi Gondor ile Harad arasındaki çekişme sebeplerinden biridir. Hyarmendacil I döneminde, Gondor gücünün doruklarındayken sınırları Umbar'a kadar uzanmaktaydı. Bu süreçte Gondor, Anduin Nehri'nin doğrusundan Rhûn Denizi'ne kadar olan toprakları ve Dumanlı Dağlar'ın batısından Grisel'e kadar uzanan toprakları da sınırları içerisinde bulundurmaktaydı. Fakat sözü edilen bu bölgelerde Gondorlular hiç yaşamamıştır.
  • 428 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Tolkien dünya edebiyatının efendisidir. Yazıları ile ayrıntılı tarih ve irfan nesiller geliyor. Orta Dünya sadece bir gecede ortaya çıkmadı. Bunun yerine, sadece eşsiz olan en kapsamlı zemin yapısı ile sağlam bir şekilde kurulmuştur. Ve burada destansı üçlemesi sona eriyor. Yıllar boyunca birçok kez okudum ve incelemek kolay bir iş değil. İlk iki kitap hakkındaki incelemelerim gibi, kitap hakkında gerçekten sevdiğim on şey seçtim. Önde spoiler.

    1. kırık bıçak yeniden yapılmıştır.

    "Küllerden bir yangın uyandırılacak, Gölgelerden bir ışık yayılacak; Yenilenen kırık bıçak olacak, Taçsız yine kral olacak."

    açıklama

    Aragorn, Elendil'in kılıcını alana kadar hiçbir zaman krallık hissetmedi. Onun komuta ettiği varlık, kılıcı kullanırken bir varlıktan daha fazlası oldu. Hepimizin geleceğini biliyorduk, ama yine de olduğunu görmek harikaydı.

    2.Konlukların

    Sonu Kralların dönüşü ile toplar sonunda toplanır. Tüm Boromir'in zayıflığı ve babasının deliliği için Faramir onurunu korudu. Yüzüğü kendisi alsaydı, insanların alemleri düşecekti. Eylemde çok önemli bir rol oynadı ve eylemleri, erkeklerin elflerin düşündüğü kadar zayıf olmadığını gösterdi. Kaderi ve gelecekteki unvanları böyle bir şey gösteriyor.

    açıklama

    3) Kurban

    Bu üçlemede birçok kahraman var, kötülüğü yok etmek için hayatlarından vazgeçen birçok erkek. Gondor'un yardım çağrılarını görmezden gelmesine rağmen, Gondor'un Saruman'ın Rohan topraklarını seyretmesine rağmen, Théoden kendi toprakları güvende olduğunda hala yardımına gidiyor. Ona yapılan kişi bozulduğunda bile sözünü onurlandırıyor. Gandalf'ın tavsiyesi üzerine hareket ederek, kendi incinmiş gururunu eziyor ve savaş için sürüyor çünkü bilmiyorsa tehlikede olanı anlıyor. Théoden gerçek bir kral ve bu hikayenin en cesur adamlarından biriydi. Neye gittiğini biliyordu, ama yine de gitti.

    “Kalk, kalk, Théoden Binicileri!
    Düştü eylemleri uyanık, ateş ve katliam!
    mızrak sarsılacak, kalkan parçalanacak,
    bir kılıç günü, kırmızı bir gün, güneş doğarsa!
    Şimdi sür, şimdi sür! Gondor'a gidin! ”

    açıklama

    4. Kadın gücü!

    “Ne korkuyorsun hanımefendi?” Diye sordu. [Aragorn]
    “Bir kafes,” dedi [Éowyn]. arzu etmek."

    Kadınların bu hikayede güçlerini göstermeleri için pek bir an olmadı. Arwen'ın filmlerde anı kitapta yoktu. Frodo, Glorfindel adlı bir Elf efendisi tarafından nehirde kurtarıldı. Eowen, Cadı Kralı ile savaştığında, Tolkien'in bir kadın kahramana verdiği ilk büyük an. Büyük bir erkek egemen türünde, bu sahneyi okumak harikaydı. Tolkien'e bir eleştirim varsa, bu tür şeylerden daha fazlasını görmedik.

    açıklama

    5Golem'in iç savaşı

    Golem neredeyse ışığa geri dönüyor. Yüzüğü fethetmek için çok çalışıyor, ancak sonunda onu yeniyor ve gücünü başardı. Frodo, Golem'i İki Kule'de Faramir'e ihanet etmek zorunda kalmamış olsaydı, sadık kalacağını düşünüyorum. Belki de bu kitabın olaylarından kurtulabilirdi. Ne düşünüyorsun? Her şey bittikten sonra gri cennetlere bağlı gemilerde olabilir miydi?

    açıklama

    Minas Tirith Kuşatması

    Bu muhtemelen kurguda okuduğum en heyecan verici aksiyon sahnelerinden biridir. Sauron'un istifi, tüm vahşi öfkesinde serbest bırakıldı ve erkeklerin alemleri onun ardından sarsıldı. Savunmaları zayıf; cesaretleri azalıyor, ama gelgiti başlatacak bir silahları var: beyaz binici. Terry Brooks o kadar çok sevdi ki , Shannara'nın Kılıcı'ndaki her şeyi ya da etrafını kopyaladı .

    açıklama

    7. Sauron'un Ağzı

    "Bu rutinde benimle tedavi etme yetkisi olan var mı? Ya da gerçekten beni anlama zekası var mı?"

    açıklama

    Ekranda kitlesel olarak temsil edilmeyen bir karakter ve üçüncü çağın çoğunu kuzeydeki cüceleri ve Mirkwood'un elflerini savaşarak geçiren Sauron'un Ağzı, Sauron'un sesinin damarıdır. İkincisi, sadece komuta yapısındaki Nazgul'a, Sauron'un Ağzı, daha fazla dokunuş gerektiğinde müzakere etmek, tehdit etmek ve ikna etmek için gönderilir. Nazgul böyle bir görevi açıkça yapamaz, bu yüzden ona düşer. Bu karakter ve eylemleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isterim, ancak filmdeki Kara Kapı'daki sonu en uygun. Kitapta sadece öldüğünü varsayabiliriz, ancak ölümünden bahsedilmese de….

    8.Hobbit sadakati Frodo: Frodo, Sam olmadan çok uzağa gidemezdi.
    Sam: Şimdi Bay Frodo, eğlenmemelisiniz; Ciddi oluyordum.
    Frodo: Ben de öyleydim.

    Sam, Frodo'yu bu dizide birçok kez kurtardı. Frodo yüzüğün yüküne sahipken, Sam Frodo'nun yüküne sahiptir. Onsuz Frodo ölecekti, büyük olasılıkla Golem tarafından uykusunda öldürüldü ya da o kadar canlı yaptıysa, Shelob tarafından yenildi.

    açıklama

    9 Hobbit Savaşı

    Filmlerde Saruman Isengard'da öldü. Kitapta Treebeard tarafından ancak daha sonra onu kaçmasına izin vermeye ikna etmek için hapsedildi. O ve Wormtongue, anlamsız bir saldırganlık eyleminde, Shire'ı fethetti. Böyle bir durum Hobbitlerin sorunlarıyla başa çıkmak için artık sihirbazlara veya Krallara ihtiyaç duymadıklarını göstermelerine izin verir. Geri gelirler, halklarını toplarlar ve evlerine bulaşan kötülüğü ezirler. Bu noktada sadece sesinin gücüne sahip olan Saruman, eylemde ölüyor. Her ne kadar bu kitabı biraz dışarı sürükledi, hikaye bittikten sonra karakterlerin büyümesini göstermek tamamen gerekliydi.

    açıklama

    10- Gri Diyarlar

    Ayrıca Frodo'nun filmlerin kabarttığı bir şey olan Shire'dan ayrılma kararını da açıklıyor. Shire asla aynı değildir ve onu yeniden inşa etmek için yapılan herhangi bir girişim, Frodo için asla ev gibi hissettirmez. Eski hayatına geri dönmek için çok fazla şey yaşadı. Bu yüzden yeni bir taneye ihtiyacı var, iyileştirebileceği ve geçmişini arkasına koymaya çalışabileceği bir tanesine. Batıdaki güzel topraklar onu bekliyor. Bu son görüntüyü seviyorum: “Ama çok derinden yaralandım Sam. Shire'ı kurtarmaya çalıştım ve kurtarıldı, ama benim için değil. Sam, işler tehlikedeyken çoğu zaman böyle olmalı: bazıları onları bırakmalı, kaybetmeli, böylece diğerleri onları koruyabilir. ”
  • 412 syf.
    ·124 günde·Beğendi·10/10
    Merhabalar. Birazdan Yüzüklerin Efendisi serisinin okumuş olduğum 2. kitabını -İki Kule'yi- inceleyeceğim. Ama ondan önce söylemek istediğim birkaç şey var. Hepimiz biliyoruz ki 2001 yılının Aralık ayından bu tarihe kadar dünyanın en çok izlenen ve hasılat yapılan, 17 farklı dalda oscar ödülü olan film serisinin uyarlandığı kitaplar bunlar. Bazı kısımlar filmde daha güzel ele alınırken - savaş sahneleri, karşılıklı diologlar vs.- bazı kısımlar ise kitapta çok iyi anlatılmış. - kitabın temelini oluşturan ırkların özellikleri, birçok ayrıntı gibi - Lakin taktir edersiniz ki bir kitabın verdiği haz ile filmin verdiği tat bir olamaz. Kitabı okurken hayal gücü devreye girerken , filmi sadece, herhangi bir zihin sörfü yapmadan izleyebiliyorsunuz. Bu yüzden filmi izlemek daha güzel gibi zannedilse da asıl güzel olan tüm bu olayların sizin hayal gücünüze göre şekillenmesidir. Velhasıl kelam buradan Yüzük serisinin hayran kitlesine sesleniyorum kesinlikle kitabı okuyun okumamazlık etmeyin zira Yüzüklerin Efendisi serisi bize sadece fantastik bir şeyler anlatmakta kalmıyor bizi Orta Dünya'nın içine alıyor; Birçok dil, ırk, lehçe, kültür ile tanıştırıyor. Ve ne kadar kurgusal birtakım şeyler olsa da genel kültürüm geniştir diyen birinin bunlardan haberdar olmaması ihtimalsiz. ORTA DÜNYA NEDİR? Hobbitinden tut Entine kadar çeşit çeşit ırka yaşam kaynaklığı yapan, J. R. R. Tolkien'in kurguladığı hayali bir kıtadır.

    Evet konumuza dönebiliriz. Kitabımızın adı İki Kule.

    "Kimde Mordor ile Isengard'ın ordularına karşı koyacak güç var? Sauron ile Saruman'a, iki kulenin birleşmesinin kudretine kim dayanır?" İşte İki Kule ismi buradan geliyor.
    Sauron ve Barad-dûr ile Saruman ve Orthanc.

    İki Kule'de olaylar çok güzel oluşturulmuş, olay örgüsüne hayran kaldım. Yüzük Kardeşliğindeki birlikteliğin aksine ki zaten öyle olmak zorunda zira kardeşlik bozulunca herkes bir tarafa savruldu; Gandalf, yüzyıllar öncesinde yaşayan tamahkar cücelerin uyandırdığı gölge ile aleve yani Balrog'a karşı 'YOU SHALL NOT PASS' gibi efsane sözlerle karşı koyarken kadim dünyanın pis iblisi ile birlikte bir çukura düştü. Boromir, Merry ve Pippin'i kollarken hain bir ork tarafından öldürüldü. Ve Merry ve Pippin kaçırıldı. Aragorn, Gimli, Legolas sonradan bu iki bucukluğu aramak üzere yola koyuldu. Onun öncesinde ise Sam ile Frodo nehir kıyısında gruptan ayrılan diğer isimlerdi.
    #38689741 Yani bu kitapta kardeşlik namına pek bir şey kalmadı kimsenin kimseden haberi yoktu hatta birbirini öldü zannediyorlardı.

    Nereden başlayacağımı bilemedim o yüzden kitabın sıralayışına göre yapacağım bölümlere yorumlarımı.

    Kitabın girişinde, Gondor'un 26. Vekilharcı Denethor'un oğlu Boromir malesef aramızdan ayrılıyor. Ölümünden dakikalar önce Frodo, Yüzük'ün akibetini düşünmek üzere gruptan ayrıldığı sırada arkasından gidip Yüzük'ü ona vermesi için birtakım şeyler söylüyor ki en başından beri aklı fikri Yüzükte olan biriydi Boromir. #38687892 Bu sayede, Yüzük'ün kendisi dönek olduğu gibi etkisi altına aldığı insanları da döndüren bir güce sahip olduğunu anlamıştık. Boromir, kaçan Frodo'nun arkasından yaptığına karşı derin bir hüzün duyarken kaldıkları nehir dibini orklar basıyor ve Boromir orada Merry ve Pippin'i korumak üzere kahramanca can veriyor. Öldükten sonra o hengamede Gimli, Legolas, Aragorn üçlüsünün, Boromir'i orada bir başına, orklara yem olarak bırakmayıp bir kayığa bağlayarak akıp giden Rauros şelalesinin bağrına bırakmaları beni derinden etkiledi ve üçlünün bu hareketi ayakta alkışlanacak türdendi.
    Aragorn:

    "Ey Boromir!
    Yüksek surlardan bakıyorum
    batıya, uzaklara,
    Ama kimsenin yaşamadığı
    boş topraklardan
    çıkıp gelmiyorsun bu yana."


    Legolas:

    "Nerede Dürüst Boromir?
    Geciktikçe keder basıyor insana."
    "Sorma bana nerede diye
    Ey Boromir!
    ağlaşan martılarla
    çıkıp gelmiyorsun bu yana."

    Şeklinde ağıt bile yaktılar. :(( Lakin Legolas'ın "keder basıyor insana" dizesini söylemesini garipsemedim değil çünkü o bir elf. :))

    Bu olayların sonucunda üçlünün önünde 2 seçenek koyuldu.

    + Ya Merry ile Pippin'i kaçıran orkları izlemek.

    + Ya da Sam ile Frodo'nun izini sürmek.

    Lakin Aragorn'un kararı birinci seçenekten yanaydı çünkü Yüzük ve Yüzük Taşıyıcısının kaderi artık onun ellerinde değildi. O böyle düşünüyordu.

    Merry ve Pippin'i kaçıran orklar , onlardan birinin değerli bir şey taşıdığını - Tek Yüzükten bahsediyorum ama Yüzük Frodo ile birlikte gitti - düşündüğünden onları canlı olarak Saruman'a doğru götürüyorlardı. Lakin karşılaştıkları Uruk hai'lar ile aralarında çıkan tartışmalar vs. onları yavaşlattı ve dinlenmek için durdukları bir akşam Eomer'in önderliğindeki Rohan Süvarileri tarafından baskına uğradılar o sırada Merry ve Pippin karışıklıktan faydalanarak Fargorn Ormanı'na doğru kaçtı. Ve orada ormandaki ağaçlara bekçilik etmesi için yaratılan Entlerin başı Agaçsakal ile karşılaştılar. Ağaçsakal entlerin en yaşlısı, güneşin altında Orta Dünya' da yaşayan en yaşlı canlıdır. #39303824 Ağaçsakal onları ilk başta ork sansa da sonradan Shire'ın Hobbitlerinden olduklarına ikna oldu ve onları öldürmedi, onlara karın tokluğu için Ent suyu içirdi ve Merry ile Pippin sonraki hayatlarına Shire'ın en uzun Hobbitleri olarak devam etti. Çünkü Ent suyunda canlıların boyunu uzatan bir sihir vardı. Entler uyanarak gerçeğin farkına vardıklarından Saruman'a düşmanlık besliyorlardı ve bu hareketlerinde haklıydılar çünkü İsengard'ın önünde uzanan Forgorn Ormanına ait ağaçları yakıp biçen biriydi. Entler de artık savaşa gitmeye karar verdi. Isengarda doğru yol aldılar Merry ile Pippin ile birlikte. #39047734
    #39047974

    Entlerin Isengard'a doğru savaşa gitmesi o sırada gerçekleşmiş Miğferdibi kuşatması bakımından çok güzel hamle olmuştu çünkü her şey su altında kalınca, etraftaki her iğrenç yaratık öldü ve Ortanc kulesinde mahsur kalan Saruman'ın asası ve taşıdığı küre dışında pek bir vasfı kalmadı. Miğferdibi kuşatması demişken Aragorn, Gimli ve Legolas ; iki küçük hobbitin izini sürerken süvariyle birlikte orkları yok edip dönen Eomer'e karşılaşıp arkadaşlarının da öldüğü fikrine kapıldılar çünkü Eomer kimseyi sağ komadık leşleri yığıp bir güzel yaktık diyince daha elem dolu bir halde Eomer'in ayrılırken onlara verdiği Külteri ve Tiz atlarıyla dumanı tüten ork leşlerine doğru sürdüler.
    #38768667
    #38834652

    Fakat orada Hobbitlerle ilgili bir şeye ratlayamadılar fakat bir adamla karşılaştılar ve yaşlı ak adam Yüzük Kardeşliğinde Balrog ile çukura düşen Gandalf'tan başkası değildi.
    #38836904
    Gandalf onlara Merry ve Pippin Entler ile birlikte olduğunu söyleyip, Rohandaki savaşa, doğru gitmelerini Rohan'ın kralı Theoden'in işleri rast gitmediğini söylüyor ve Edoras'a doğru yola düşüyorlar. Üçlü Gandalf'a düştüğü zamandan birşeyler sorunca ;

    "Uzun süre düştüm," dedi sonunda yavaş yavaş, sanki geçmişi güçlükle hatırlayabiliyormuş gibi. "Uzun süre düştüm, o da benimle düştü. Ateşi etrafımdaydı. Yarımıştım. Sonra derin bir suya daldık, her yer karanlıktı. Ölümün gelgiti kadar soğuktu. Neredeyse yüreğimi dondurdu. Yine de, bir dibi var, ışığın ve bilginin ötesinde," dedi Gandalf. Sonunda oraya vardım, taşın en uç kaynağına. O hala benimleydi. Ateşi sönmüştü ama artık balçık gibi bir şey, insanı boğarak öldüren yılanlardan daha güçlü bir şey olmuştu. Zamanın hesabının tutulmadığı yerde, yaşayan toprağın çok altında dövüştük. Durmadan kenetlendi bana ve durmadan biçtim onu, sonunda karanlık, tünellere kaçıncaya kadar. O tüneller Durin'in halkı tarafından yaratılmamışlardı. Cücelerin en derin mağaralarının çok çok altında, dünya isimsiz şeyler tarafından kemirilir. Ben orada yürüdüm ama günün ışığını karartmak için onların haberlerini verecek değilim. O çaresizlik anında düşmanım tek çarem idi, onu izledim, peşini bırakmadım. Böylece beni Khazaddûm'un gizli yollarına getirdi: hepsini çok iyi biliyordu. Durmadan yukarıya çıktık, ta ki Sonsuz Merdiven'e varıncaya kadar. Binlerce kesintisiz sarmal basamakla, sonunda Gümüşçatal'ın zirvesi olan canlı Zirakzigil kayasından oyulmuş Durin Kulesi'ne çıkıncaya kadar, en alttaki
    zindandan en yüksekteki uca kadar gidiyor. Orada, Celebdil'de yalnız bir pencere vardı karlar içinde; tam önünde de dar bir aralık, dünyanın pusları üzerinde baş döndüren bir kartal yuvası vardı. Güneş burada şiddetle parlıyordu ama altındaki her şey buluta sarınmıştı. Buradan dışarı fırladı ve ben tam arkasından giderken yepyeni bir alevle parladı. Görecek kimse yoktu ama belki de sonraki asırlarda Zirve Savaşı'nın şarkıları söylenir. Gandalf aniden güldü. "Ama şarkıda ne diyecekler? Uzaktan bakanlar dağın tepesini bir fırtına aldı zannetmişlerdir. Gökgürültüsünü duymuşlar ve Celebdil'e yıldırım düştü de ateşten bir sürü dile bölünerek geri sıçradı demişlerdir. Bu yetmez mi? Etrafımızda koca bir duman yükseldi, buhar. Buz, yağmur gibi düşüyordu. Düşmanımı aşağıya attım; bu yüksek yerden düşerken dağın bir yanına çarptı ve ölürken düştüğü yeri de parçaladı. Sonra beni karanlık aldı; düşünceden ve zamandan ayrıldım ve anlatmayacağım uzak yollarda dolandım .Çıplak olarak yollandım geriye kısa bir süre için, görevim tamamlanıncaya kadar. Ve dağın tepesinde çıplak olarak yattım. Arkadaki kule un ufak oldu, pencere de yok olmuştu; harap olan merdiven yarımış ve kırılmış taşlarla boğuldu. Tek başımaydım, unutulmuştum dünyanın sert boynuzu üzerinde, kaçacak bir yerim olmaksızın yatıyordum. Orada, yıldızlar üzerimden dönüp geçerken yukarı bakarak yattım; her günüm yeryüzündeki bir ömüre denkti. Kulaklanma yavaş yavaş bütün toprakların bir araya toplanmış cılız söylentileri geldi; Filiz verenlerle ölenler; şarkı ile ağıt ve haddinden fazla yüklenmiş taşın bitmek tükenmek bilmeyen yavaş homurtusu. Sonunda Yelhükümdarı Gevaihir tekrar buldu beni; alıp götürdü." şeklinde başından geçenleri anlattıktan sonra Aragorn; Külteri , Legolas; Tiz ve Gandalf ile Gimli ise Gölgeyele ile yola koyuldular.

    Gölgeyele, Yılkının başı, atların efendisidir, At Beyi Rohan Kralı Theoden bile daha iyisini görmemiştir. Theoden'in Konağına geldiklerinde Gandalf, Saruman'ın ajanı Grima Soluncanfil'in Kral Theoden'i etkisi altına aldığını görünce pek şaşırmamış Grima'nım icabına bakıp Theoden'i saran o kötü tılsımdan azad ettikten sonra öyle şöyle bir şeyler olunca Miğferdibi'ne doğru gidip kuşatmayı başlatmış bulundular.
    Theoden, yıllardır onu var duygularını sömüren Grima'yı öldürmek yerine gitmesine izin vermişti. Miğferdibi Kuşatması; diğer olaylara göre daha soluk bir şekilde anlatılmış, betimlemenin kralı olan Tolkien'in mesela entler olsun veya ilk kitapta elf diyarında geçenler olsun verdiği fazla ayrıntıdan dolayı biraz sıkılmıştım şimdi de bu kısım benim okuduğum versiyona göre sadece 52 sayfa sürmesine çok şaşırdım çünkü filmde ise yaklaşık bir saate yakındı. Belki de filminde asıl sahneler olarak gösterilen bu savaş kısımları Tolkien'in pek ilgi gösterdiği, önem verdiği durumlar değildi. Neyse devam edelim.

    Kitapta, filmdeki gibi gelen giden yok yani o muhteşem fon müziği nizami bir asillik abidesi elf taburu gelmiyor, doğal olarak Haldir'de Miğferdibi'nde ölmüyor. Zaten kaç asırlık kaptan gül gibi Haldir'in bu şekilde ölmesi saçma olurdu. Bu arada hep merak ettiğim bir konu hakkında araştırma yapma vaktim oldu ve sonunda kendime cevap buldum. Elflerin biyolojik olarak ölümsüz olduğunu, onları öldürecek tek şeyin ise savaş var keder olduğunu öğrendim. Ne kadar da zarifler Allah'ım, kederden ölebiliyorlar. :( Savasta 300 Rohanlı 1000 Uruk- hai'ye karşı mücadele ediyor. Uruk hai (ork- goblin kırması) ırka verilen ad. Silmarillion'da Melkor elfleri kaçırıp kaçırıp, işkence ile orklara dönüştürüyormuş. Ama ben bir türlü anlayamıyorum, bu kadar zarif, asil, güzel varlıklar nasıl olur da bu biçim yabani yaratıklara dönüşebiliyorlar? Yine orklar kadar kötü, tehlikeli olan goblinler ise tekrardan orklar ile birlikte tüm iyi ırkların düşmanı bir ırk. Kötücül ruhlar var zararlı yaratıklar olarak geçiyor sözcüklerde. İşte bu meret iki ırkın melezlemesi sonucu olarak oluşmuş bu Uruk- Hai'lar. Bu ırk Saruman tarafından tekrar tekrar tekrarlanarak oluştu, Saruman kendine ait melez ırkı oldu. Orklara göre zırhları daha kalın, kalkanları daha geniş ve güneşe karşı daha dayanıklılar. Yani orclar gibi ışıktan çekinmezler.Ve söylenenlere göre LOTR serisinde Türkleri temsil eden ırkmış. Turkey ( turkay) diye Uruk Hai (urukhay) diye okunup; serisinin en agresif, yabani, ırkının birde üzerine egoları eklenince Türkler temsili demişler. Bu son bilgi ile Uruk abilerimizi rahat bırakalım.

    1000'e 300 savaşı kaybetmek üzere olan Rohanlıların imdadına Gandalf ile ErkenBrand ve askerleri 1000 kişilik ordusuyla geliyor ve Uruk- hai 'lar püskürtülüyor. Bu arada filmde Batı Ağıl Muhafızı ErkenBrand yerine Eomer geliyor ve iyi ki o gelmiş yoksa o "Rohirrim" diyişindeki güzelliği nerde görür, duyardık daha. Miğferdibi Kuşatması , bitikten sonra Entlerin hallettiği İsengard'a yollanan Aragorn, Gandalf, Gimli, Legolas, Theoden ve adamları yolda kendi aralarında güzel bir şölen veren Merry ile Pippin ile karşılaştılar. İki tarafta karşılaşmalarına çok sevinmiş şekilde Hobbitleri de önlerine atarak Saruman'ın kulesi Orthanc'a doğru yol aldılar. Orthanc'ın önünde Gandalf, Saruman'a seslenip Grima'nın ortaya çıktığını görünce sinirlenmişti, Theoden ise şaşırmıştı hatta "Ben bu sesi tanıyorum ve tanıdığım güne lanet olsun." gibi birşeyler söylemişti. Daha dün sağ koluyken kralın arkasında Rohan'ı asıl yöneten oyken şimdi lanetlerin üzerine gönderildiği biri olmak Grima'yı üzmüş olmalı :(Bir süre sonra ne kadar kötü de olsa benim en sevdiğim karakter Saruman geldi, rahatsız edilmesinin sebebini sorup Theoden'e dostluk çağrısı yapmıştı. Saruman'ın "Ben diyorum ki Theoden Kral, barış yapıp dost olalım mı, sen ve ben? " sorusuna Theoden'in "We shall have peace" ile başlayan cevabını yılın kapağı seçtiğimi belirtmek isterim.

    "Barış yapacağız, dedi Theoden sonunda boğuk bir sesle, kendini zorlayarak. "Evet, barış yapacağız," dedi bu kez berrak bir sesle, "barış yapacağız, sen ve senin bütün yaptıkların ve bizi teslim etmeye çalıştığın karanlık efendinin bütün yaptıkları yok olduktan sonra. Sen bir yalancısın Saruman ve insanların yüreklerini çürüten birisin. Bana elini uzatıyorsun ama ben yalnızca Mordor'un pençesinin bir parmağını görüyorum. Kıyıcı ve soğuk! Senin benimle yaptığın cenk hakça olsaydı bile ki değildi, çünkü on kere daha akıllı olsaydın bile beni ve benim olanı kendi çıkarın için dilediğin biçimde yönetmeye hiç hakkın yok öyle olsaydı bile Batıağılı'ndaki meşalelere ve orada ölmüş yatan çocuklara ne demeli?PENCERENE KURULAN BİR DARAĞACINDAN SALLANIP DA KARGALARIN EĞLENCESİ OLDUĞUN ZAMAN, SENİNLE VE ORTANC İLE BARIŞ YAPACAĞIM."

    https://youtu.be/haRu8ujpsp4

    Daha sonra Saruman'ın ona gerçek yüzünü söyleyenlere karşı bir takım hakaretlerini geçtikten sonra Gandalf,
    "İyi bak, ben senin arkadan vurduğun Boz Gandalf değilim. Ben, ölümden geri dönen Ak Gandalf'ım. Senin artık hiç rengin yok; seni hem nizamımızdan hem de Divan'dan atıyorum." diyerek asasını kırdı ve Saruman tamamen etkisiz hale getirildi şimdilik ilerde ne olur bilmiyorum.


    VE ŞİMDİ FRODO, SAM VE SEVGİLİ GOLLUM'UN YAŞADIKLARINI SON BÖLÜME KATARAK EN GÜZEL ŞEYİ YAPAN TOLKİEN'E TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM

    ve Sam'i övmeye başlıyorum.

    Bahçıvan Sam, Cesur Sam, Canım Sam ya da sadece Sam.

    Bu kadar sadık, merhametli, Frodo'yu tıpkı babası gibi seven, koruyan; güvenin, sevginin, dostluğun temsili biri asla olamaz. Tolkien'e göre de bu hikayenin asıl kahramanı Samwise Gamgee'dir. Filminde seslendirmesi olsun karaktere uygunluğu en başından beri en sevdiğim karakterlerden ikincisi oldu benim için. Sam Gamgee, 6 Nisan'da dünyaya gelmiş Shire'ın Hobbitlerinden biri. Çocuklarından birine ileride Frodo adını verecek olan Sam, Çıkın Çıkmazı'nda aile yadigarı meslek olan bahçıvanlık yapıyordu. Elfleri de çok severdi. Bilbo ona hep hikaye anlatırmış. Ama ne yazık ki o da Frodo ile birlikte bu yolculuğa başlamak zorunda bırakıldı Gandalf tarafından.
    Evet yolda Yüzüğün peşinde olan Gollum ile karşılaştıkları andan beri Sam asla güvenmemişti ona. Çünkü iki de bir kıymetliyi çaldıklarını, onu ona geri vermeleri gerektiğini, söylüyordu ama Frodo onu öldürme fikrine hiçbir zaman yanaşmadı çünkü Gandalf'ın Gollum hakkında söylediği bazı şeyler hep aklındaydı. Gollum, Yüzük'ün korkunç çağrısını hissediyordu ve Sam de bunun farkındaydı. Frodo'ya hiçbir şekilde yakınlaşmasına, dokunmasına izin vermiyordu hatta Gollum'a güveni o kadar azdı ki Frodo uyurken başında nöbet tutuyordu. Kara Kapılardan normal yollardan geçemeyeceklerini anlayınca Gollum'un onları götürdüğü gizemli yollardan birinde ilerlerken bir sürpriz oldu ve Ithilien kolcuları tarafından görüldü Frodo ile Sam ama Gollum onlara gözükmeden çoktan kaçmıştı. Ithilien kolcularının başında ise Gondor Reis-i Faramir vardı. Faramir Denethor'un oğlu, Boromir'in erkek kardeşi. Faramir, Frodo'ya çok fazla soru sordu, Frodo ise çok fazla şey öğrenmiş oldu Anduin nehrinden gittikleri vakitten beri.

    #39868348
    #39871700
    #39878970


    Faramir, birçok yiğitçe laflar söyledi, Frodo ile Sam'a iyi baktı ve onları azad etti daha sonra askerlerinden biri Gollum'u yakalayınca onu sorgulamaya başladı. Ama Frodo'nun istegi üzerine onu da öldürmeyip sağ bıraktı. Faramir ile yollarını ayırdıktan sonra Frodo ile Sam'in bir dialogu benim için en güzel, anlamlı dialogdu.

    "Burada hiç olmamalıydık, yola çıkmadan önce bu konuda daha fazla şey öğrenmeliydik. Ama sanırım bu hep böyle olur. Eski masallardaki ve şarkılardaki bütün o kahramanlıklar Bay Frodo. Maceralar yani, öyle derdim adlarına. Hep bunların, o masalların mükemmel kişilerinin çıkıp aradığı şeyler olduğunu düşünürdüm, çünkü onlar macera isterlerdi, çünkü maceralar heyecan verici, yaşam ise biraz sıkıcıydı; bunu spor olsun diye yapıyorlardı falan filan. Fakat gerçekten önemli olan öykülerde, ya da akılda kalan öykülerde böyle olmuyor.
    Kahramanlar sanki bu olayların içine düşüyorlar yani yolları onları o tarafa götürüyor da denebilir. Ama galiba onların da, bizim gibi bir sürü seçenekleri oluyordu ellerinde, geriye dön- mek gibi; sadece onlar geri dönmüyordu. Eğer dönüyorlardıysa bile bizim bundan haberimiz olmuyordu çünkü dönenler un- utuluyordu. Biz sadece yollarına devam edenlerden haberdar oluyorduk ve dikkatini çekerim, hepsi de mutlu bir sona varmıyordu-en azından öyküdeki veya öykü dışındakilerin mutlu son dedikleri bir sona varmıyorlardı. Yani memleketine dönüp de, her şeyi bıraktığı gibi olmasa bile yolunda bulması gibi - yaşlı Bay Bilbo gibi yani. Fakat mutlu sonlu öyküler en iyileri sayılmazlar her zaman, gerçi içinde bulunulacak en iyi öyküler sayılabilirler aslında! Acaba biz ne
    tür bir öykünün içine düştük?"
    "Kim bilir," dedi Frodo. "Ben bilmiyorum. Gerçek öykülerin adeti de budur işte. Hoşuna giden bir tane öykü seç. Dinlediğin öykünün nasıl bir öykü olduğunu, yani sonunun mutlu mu, mutsuz mu olduğunu bilebilirsin veya tahmin edebilirsin ama içindeki kişiler bunu bilmezler. Sen onların
    biliyor olmasını istemezsin zaten."
    "Öyle beyim, elbette istenmez. Acaba neden bunu daha önce düşünemedim beyim! Vay canına, düşününce, biz de hala aynı öykünün içindeyiz! Öykü devam ediyor. Büyük öyküler hiç bitmez mi acaba?"
    "Hayır, onlar hiçbir zaman öykü olarak bitmez," dedi Frodo. "Fakat onların içindeki kahramanlar gelir, rolleri bitince giderler. Bizim bölümümüz de bir zaman sonra bitecek ya da kısa bir süre sonra.''
    "O zaman biraz dinlenip, biraz da uyuyabiliriz," dedi Sam. Acı acı güldü. "Tam da bunu kastediyorum Bay Frodo. Yani bildiğimiz, basit bir istirahati, bir uykuyu ve sonra bahçedeki sabah işlerini yapmak için de uyanmayı kastediyorum. Korkarım benim bütün ümidim hep bundan ibaret olmuştur. Bütün o büyük önemli planlar benim gibilere göre değil. Yine de merak ediyorum acaba bizi şarkılara veya öykülere katacaklar mı di- ye? Şimdi öykünün birindeyiz elbette ama ben şunu kastediyorum: Yani sözlere dökecekler mi, anlarsınız ya, hani yıllar, yıllar sonra ocak başında anlatılan veya kırmızı siyah harfleri olan kocaman bir kitaptan okunan bir öyküdeki sözlere. Ve insanlar şöyle diyecekler: Hadi bize Frodo ile Yüzük'ü anlatın!' Onlar da şöyle diyecekler: 'Evet, bu benim de en sevdiğim öykülerden biri. Frodo çok cesurmuş, öyle değil mi baba?'
    'Evet, oğlum, hobbitlerin en meşhuru, bu da kolay bir şey değil."
    "Hiç kolay değil," dedi Frodo ve uzun uzun, içinden gelerek güldü. Öyle bir ses, Sauron Orta Dünya'ya geldiğinden beri bu yerlerde hiç duyulmamıştı. Sam'e aniden sanki bütün kayalar dinliyorlarmış, uzun kayalar da üzerlerine eğilmiş gibi geldi. Fakat Frodo onlara kulak asmadı; yine güldü. "Hey gidi Sam," dedi, "seni duymak, sanki öykü yazılmış gibi mutlu etti beni. Ama en önemli karakterlerden birini unuttun. Aslan yürekli Samwise. 'Ben daha çok Sam'i dinlemek istiyorum baba.
    Neden onun konuşmalarını daha çok katmamışlar baba? Ben en çok onu seviyorum, beni o güldürüyor. Üstelik Sam olmasaymış Frodo pek uzağa gidemezmiş, değil mi baba?'"


    Yollarına devam ettikleri sırada son olarak Gollum'un hainliğine uğradılar ve Shelob'un ininde Frodo öldü daha doğrusu Sam öyle zannetti ki, çok büyük acılar çektikten sonra yolculuğun asıl amacını, yüzügün yok edilmesi görevini yerine getirme kararı aldı ve yüzügü Frodo'nun boynundan aldı. Daha sonra Frodo'nun ölmediğini ve orklar tarafından mahkum edildiğini gördüğü sırada kitabımız bitmiş bulundu.Sam'in, Frodo'nun öldüğü zaman söylediği bu sözler #39956132 beni çok etkiledi ve "Sizin için yüzüğü taşıyamam Bay Frodo ama sizi taşıyabilirim." sözleri aklıma geldi ve manik depresif moddan çıkmam zaman aldı.

    Kısacası kitap böyleydi, güzeldi hatta serinin ilk kitabından daha güzeldi bana daha farklı duygular yaşattı.

    Sevgi, sadakat, kötülük, acı, şehvet, dostluk, aşk, her türlü duygu ile birlikte böylesi güzel bir bütün oluşturabilen Tolkien'e ,bu kitabı okumamda emeği geçen ve buraya kadar sıkılmadan okuyan herkese teşekkür eder iyi akşamlar dilerim.