• https://www.youtube.com/watch?v=x3Wb58e2DbI

    Siyah Gözlerine Beni de Götür

    Daha dokunmadan kurudu İrem.
    Çöllere bir türlü yağamıyorum...
    Yeni bir koşunun başlangıcında:
    Biraz deprem sonrası,
    Biraz şehir hülyâsı,
    Bir kalp yangınından geriye kalan
    Siyah gözlerine beni de götür,
    Artık bu yerlere sığamıyorum...

    Pembe uçurtmalar yolladığından beri
    Sarardı Tiryâki Menekşeleri.
    Sonbaharın tozlu kafeslerinde
    Sevgi turnaları yakalıyorum,
    Turnalar gidiyor; ben kalıyorum...

    Âvâreyim, âsûdeyim, yorgunum.
    Bilmiyorum neden sana vurgunum?..
    Erzurum Garı'nda banklar üstünde
    Uyku tutmuyor karanlıkları,
    Yitik düşlerimi kovalıyorum,
    Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum...

    Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
    Siyah gözlerine beni de götür.
    Baharın koynundan koparıp sana
    İpek bir mendile sardığım yüreğimle
    Şehzâde Gülleri gönderiyorum,
    Umutlar kalıyor; ben gidiyorum...

    Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini,
    Kaptanları sorgulayan,
    Yanından geçen küheylanların
    Korku tufânına yakalandığı
    Siyah gözlerine, beni de götür.
    Güneş ülkesinden gelen yiğitler
    Benzeri olmayan bir dünya kursun.
    Cellat, ayrılığın boynunu vursun...

    Usul usul intizârı çürüten
    Bu hercâi diken, bu çılgın arzu,
    Sürüklüyor imkansız muştuların
    Eşiğine, gönül vadilerini...
    Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
    Düşüyorum tan yerine,
    Ya topla yaralı kırlangıçları,
    Ya da bu vefâsız şarkıyı bitir.
    Özgürlüğe giden tutsaklar gibi,
    Siyah gözlerine beni de götür...

    Şâir: Nûrullah Genç
  • Gönül garında aşka el salladı ayrılık
    Şairin şakağına ter düştü ılık ılık

    Bir şiir çıkıp geldi, serçe kadar yaralı
    Avuçlarında hasret, bağrında gam sıralı

    Ansızın feryat koptu yer oynadı yerinden
    Gün battı hazin hazin şairin gözlerinden

    Asi bir rüzgâr gelip saçlarına dokundu
    Sonra şiir yüzüne katran bir gece kondu

    Umudu kaybolurken hüzün tünellerinde
    Bir tek beyaz gül kaldı çocuksu ellerinde

    Üşüdü hayalleri sarıldı bedenine
    Sorup durdu kendine, bu zulmün nedeni ne?

    Dokunduğu ne varsa ızdırap kokuyordu
    Çiğ keder için için canına okuyordu

    İsyan etti haykırdı, ömür verdiği aşka
    Tek fısıltı duymadı kendi sesinden başka

    Etrafına bakındı, her yer karanlık ve dar
    Anladı ki yalnızdı, aysız gökyüzü kadar

    Bin yıllık bir esaret kurtuldu kafesinden
    Yıldızlar düşüyordu koşarak nefesinden

    Yalvardı Yaradan’a ve tövbeye başladı
    Cehennem kuyusunda kör şeytanı taşladı

    Çöktü olduğu yere dizlerine kapandı
    Tükürdü dudağından aşka ettiği andı

    Öptü yanaklarından, iki damla körpe yaş
    Düşerken ellerinden beyaz gül yavaş yavaş

    Gönül garında aşka el salladı ayrılık
    Şairin şiirine gam düştü ılık ılık
    Serkan Uçar
    Sayfa 34-35 - Kurgu Kültür Merkezi Yayınları - 2. Baskı: Eylül 2015, Ankara
  • İşte bu be kızım! Sonunda kendini buldu değişik insan ya. Beni baya sinirlendiren ama sonradan telafi eden bi karakter oldu Sahra. Ay pardon Juliet diyecektim. :D Bu kitaptaki duyguların anlatılışı daha yoğundu ilk kitaba göre. Bu da daha çok hoşuma gitmesini sağladı. Yazar olabildiğince mükemmelleştirmiş herşeyi. BA YIL DIM! Kitabı okurken sebepsizce şu şarkı sözü geldi aklıma: 'Bu zamanda Mecnun olmak zorrrr gönül. Çöl bulursun amaaa Leyla bulamazsın. ' :D Okuyun gari...