Change, bir alıntı ekledi.
11 May 08:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kara Toprak
Toprak sevgisini rafa kaldırılır çok oldu. Kanaatı bırakıp tüketime koşuverdik. Zenginlik "gönül zenginliği" olmaktan çıktı. Refahın kalkınmanın, makine ve modern teknolojinin sihrine katıldık.
Artık yukarıda anlatılanlara ancak gülüp-geçilir oldu.
İyi mi oldu?

Vatan Yahut İnternet, Mustafa Kutlu (Sayfa 15 - Dergâh Yayınları)Vatan Yahut İnternet, Mustafa Kutlu (Sayfa 15 - Dergâh Yayınları)

“Osmanlı'dan gelen hoş bir âdet”
(Zimem defteri)
Bakkal, manav, kasap gibi esnafların tuttuğu borç defteri.. Ramazanda zengin bir şahıs bakkala gelir ve zenginliği ölçüsünde ( esâsen gönül zenginliği ölçüsünde )
“İlk 20 kişinin borcunu hesapla” diyerek bu şahısların borcunu öderdi. Bazen tek bir şahıs tarafından bu borç defteri kapatılır, fakirler borçlarından kurtarılırdı.

Burada bir başka letâfet daha vardı ki, o da ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilir, ne ödeyen kimin borcunu ödediğini bilirdi.
Böylece ne zenginde gurur, ne fakirde minnet… Ne hoş zarafet…

Ömer Öztürk, bir alıntı ekledi.
 20 Nis 13:26 · 9/10 puan

Herkes kralların zengin ve kudretli olduğunda hem fikirdir.

Lakin 'gönül zenginliği' yoksa ve yokluktan çekiyorsa fukara biçarenin tekidir.

Üstelik çok fazla lekeye bulanmış bir ruhu da var,o artık rezil bir köledir.

Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus (Sayfa 36)Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus (Sayfa 36)
mısra, Kör Baykuş'u inceledi.
 05 Nis 01:29 · Kitabı okudu

*Kitapla ilgili bilgi içerir.
Modern İran edebiyatının kurucularından olan Sadık Hidayet’in Kör Baykuş romanı dünya edebiyatında bir başyapıttır.

Soylu bir aileden gelen Hidayet 20 yaşında ailesiyle bağlarını koparır. Eğitim için gittiği Avrupa’da Batı kültürünü ve edebiyatını tanır. Rilke, Poe, Kafka beğendiği yazarlar arasındadır.

O birçok yazar gibi yasaklı ve sürgün yaşamak zorunda kalmıştır. 1937 yılında yayımlanan Kör Baykuş’un kapağına , ”İran’da satışı yasaktır” ibaresini ekletmiştir. Ülkesinde kitapları yasaklı durumundadır, 2005 Tahran kitap fuarında Kör Baykuş ve Hacı Ağa romanları yasaklanmıştır. Sadık Hidayet Fars kültürü ve Fars dilini önemsedi. Fransızcadan Farsçaya çevirilerle İran edebiyatına katkı sağladı.

Yazar, Şah ve din adamlarının toplumun gerilemesine, ezilmesine yol açan tutumlarını eleştiren yazılar yazması nedeniyle tepki topladı. Yurt dışına çıkmak zorunda kaldı, bir sürgün olarak yaşamına son verdi. Sadık Hidayet toplumdaki gerçekleri sorgulamış, direnmiş, duyarlılığı onu kişisel açmazlarda çaresiz bırakmıştır.

Romanın anlatıcısı afyon bağımlısı. Bu karakterin seçilme nedeninin kitabın kurgusunda yer alan gerçeküstü olaylar olduğunu düşünüyorum. Afyon bağımlısı anlatıcı sisler ve gizemle örtülü gerçeküstü ve gerçekliğin iç içe geçtiği, mekan, zaman kavramlarının örtüşmediği iç dünyasının sisli, karanlıklarından yazıyor. Her ne kadar başkalarıyla kendi aramda derin uçurumlar var artık susmam gerek dese de kendini, baykuşa benzettiği gölgesine tanıtmak ve birbirlerini tanıma isteği nedeniyle yazıyor.

Anlatıcının kendi ifadesiyle içinde bulunduğu yoksulluk, miskinlik dolu aşağılık dünyada ilk kez hayatını aydınlatan bir güneş ışını olur. Bir anlık parıltıda ona bir kadın melek kılığında görünür o kadının büyülü gözlerinin izini sürmeye başlar. Evinde dört duvar arasında kalemdanlar üzerine hep aynı konuyu içeren resim yapmaktadır: İhtiyar yaşlı bir adam, siyah entarili kadın aralarından dere geçiyor, kız elindeki çiçeği yaşlı adama uzatmakta, adamda hayret ifadesi var. Bu betimlemedeki ihtiyar adam, kadın anlatıcının aktardığı olaylarda karşımıza farklı kişilikler olarak çıkıyorlar. Örn. ihtiyar adam arabacı, mezarcı, amcası, babası, kendisi, hurdacı gibi birçok kişiliğe dönüşüyor. Kadın ise pencereden gördüğü ve sonrasında yatağında bulduğu ölü kadına, rakkase ve karısına.

Metinler de farklı olayların içinde sürekli tekrarlanıyor –bir şarkıya ait bölüm, ihtiyar adamın betimlemesi –yüzü geniş bir şalla örtülü ve koltuğunun altında pis mendile sarılı bir testi ve testinin üzerinde de kalemdanlıklara çizilen resmin aynısı.- Bazı nesneler de sürekli tekrarlanıyor: toprak testi, içinde zehir olan şarap şişesi, kemik saplı bıçak.

Kitabın kurgusu anlatıcının bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı ve tekrar kendine dönüş üzerine. “Hayır, hayat, yorucu ve hep aynı, yeniden başlıyordu.” s. 58 bu cümlede olduğu gibi kitapta bir döngüsellik var. Yazarın Kafka’dan etkilendiğini söyleyenler haklı. Ben kurgusunun düşselliğini, özellikle aynı sahnelerin tekrarını Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler’inde de rastlamıştım. Kafka kitaplarına benzer yanları ise; karanlık, kasvet, karamsarlığın hakim olduğu anlatılarda, kahramanın içinde bulunduğu topluma yabancılaşması, hiçleştirilmesi, yalnızlaşması, toplumun çürümüş değer yargılarına karşı çıkış ve açmazlarda yitip gitmesi.

Anlatıcı ölümden sonra yaşamak istemiyor ya da başka bir boyutta yaşayacaksa tüm duygularının köreldiği başka bir yaşam diliyor.

“Evet, ikinci bir hayat düşüncesi korkutuyor, hasta ediyordu beni. Hayır, bütün bu öğürtü veren dünyaları, bütün bu iğrenç yüzleri görmeye ihtiyacım yoktu benim.
Ama ben ne yalan söyleyeyim, yeni bir dünya gerekiyorsa, duygularım, düşüncelerim uyuşsun körelsin isterdim. O zaman rahat nefes alır, hasta olmaz, ömrümü bir Lingam tapınağında sütunların gölgesinde bir başıma geçirir; gözlerimi güneşten korumaya, insan seslerinin hayat gürültülerinin, kulaklarım tırmalamasını önlemeye bakardım.” 69

Anlatılanlarda gerçeküstülük kadar bir o kadar kendini hissettiren gerçeklik var. Yalnızlık, hiçlik, korku, yaşama isteğinin olmayışı, nefret, inancı sorgulama, ölümün hayatta tek gerçek olduğuna inanma.

Metinlerdeki anlam derinliği ve zenginliği, kitaptaki kurgudan daha çok ilgimi çekti. Anlatıcının acıları beni çok etkiledi ve içimi sızlattı. Anlatıcıyı ben yazarla özdeşleştirdim. Kurgudaki gerçeküstü gördüğü olaylar bağlamında değil, iç dünyasının derinliklerinden, ölümün kıyısından kopup gelen seslenişinde.

Anlatıcının ayak takımı, aşağılık diye nitelendirdiği insanlar; para ve şehvet peşinde koşan tamahkâr insanlar.

“Sokaklarda belli bir amacım olmaksızın, rasgele yürüyor, para ve şehvet peşinde koşan, o tamahkâr suratlı ayaktakımı arasından rahat, umursamaz geçiniyordum. Onları görme ihtiyacım yoktu, biri ötekinin kopyasıydı. Hepsi bir ağız, ağza asılı bir avuç bağırsaktan oluşuyor, cinsel organlarında bitiyorlardı.” 54

Ayak takımı diye nitelendirdiği insanların her devirde başkalarının hayatlarına müdahale etmeye, baskı altına almaya, insanlara, kadınlara, çocuklara yaptıkları kötülükleri etik kılmaya, tamahkâr olmaya ve dünyayı cehenneme çevirmeye devam ettiklerini gördükçe yazarın çektiği acılara katlanamayıp yaşamına son vermesini anlayabiliyorum aşırı duyarlı insanların gönül rahatlığıyla yaşayabilmeleri çok zor. Yazar öldükten sonra bile ayak takımı diye adlandırdığı kişilerin bedenlerine zerrelerinin karışmasını istemiyor.

“Ben ölmeyi, benden hücrelerimin çürümesini öyle çok düşündüm ki, korkmaz oldum ölümden; hayır aksine, yok olmayı gerçekten ister oldum. Yalnız bir şey ürkütüyordu beni: Beden zerrelerimin o aşağılıkların zerrelerine karışabileceği düşüncesi. Bunu düşünmeye tahammül edemiyor, öldüm mü upuzun parmaklarım olsun istiyordum: O uzun, hassas parmaklarla kendi zerrelerimi toplar, avuçlarımda saklar, kendi malı olan zerrelerimin, o aşağılık adamların bedenlerine geçmesini böylece önlerdim.” 68

Okuma serüveninizde Kör Baykuş mutlaka olmalı.

“Bana benzeyen, görünüşte bendeki ihtiyaçlara, tutkulara, arzulara sahip bu insanlar niçin kırarlar beni? Ancak benimle eğlenmek, bana çatmak için yaratılmış bir avuç gölgeden başka bir şey mi bunlar?” 16

Hafta sonu geliyor hadi birlikte kütüphaneye gidelim piknik yapalım.Biraz romanlardan yeriz hikayelerin fonunu dinlerken, biraz Necip Fazıl'dan yudumlarız hakikatlerin ışığında...

İmam Nevevi'den bahsederiz biraz çay muhabbetine geçince ve bir dua yankılanır kitapların ardından..
"Allah'ım! Senden;
-Hidayet (hakikate ulaşma bilgisi)
-Takva (kötülüklerden sakınma bilinci)
-Haramdan kaçınma ve gönül zenginliği isterim."
~HG

Sultan, bir alıntı ekledi.
27 Mar 01:07 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Maddi refahın gönül zenginliği sağlayacağını göremez halde, kendine ve dünyaya karşı ikiyüzlü, dolayısıyla kendine ve dünyaya kızgın insanların sayısı giderek arttı.

Hayat, Engin GeçtanHayat, Engin Geçtan
Morhinnap, bir alıntı ekledi.
09 Mar 19:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zenginlik dediğimiz şey zaten özde "gönül zenginliği" değil midir?

İlmihal Yahut Arzuhal, Mustafa Kutlu (Sayfa 30 - Dergah Yaynları)İlmihal Yahut Arzuhal, Mustafa Kutlu (Sayfa 30 - Dergah Yaynları)