Nuri Torun, bir alıntı ekledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

... bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli bir miktar gaz verildiği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamına yayılır. Ne kadar küçük ya da ne kadar büyük olursa olsun, acı da insanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla İnsanın çektiği acının "büyüklüğü" kesinlikle görecelidir.

İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 59)İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 59)

Krizler Bağlamında Say Yasasının İşlerliği
Klasik iktisat öğretisinin kabul ettiği Jean Baptiste Say'in söylemiş olduğu 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü ticari, kapitalist ve modern gelişim aşamasında ne kadar işlemektedir?

Bu yasanın geçerli olmayabileceği görüşü 1929 Krizi baş gösterdiğinde ekonomide müdahaleci fikirleriyle tanınan ünlü iktisatçı John Maynard Keynes tarafından ortaya konmuştur. 1929 Krizi'nin esas nedeni temelde finans sektörünün gelişmesi ve 'sınırlarını' aşması ile alakalıdır. Keynes'e göre finansal sektör reel sektörün yanında sadece reel sektöre katkı sağlayacak kadar, yardımcı olacak kadar gelişmeliydi. Fakat reel sektörün yanında finans sektörüne gerekenden fazla ağırlık verilince büyük bir balon oluştu. Bu balon aslında insanların talep etmesi gereken birikimlerin finansal anlamda değerlendirilmesi ile oluşmuştu. Yani ortada çok büyük bi' arz fazlası oluşacaktı. Sonunda finansta gerçekleşen aşırı yoğunlaşma Büyük Buhran'ı yarattı. Buradaki finanstan kasıt borsa ve gayrimenkule verilen ağırlıktır.

İnsanlar neden gayrimenkul ve borsaya yatırım yapmaya başlamışlardı?
Burada, sanayinin gelişmesi, kapitalizmin gittikçe dünyada hakimiyet kazanması ve insanların daha çok sahip olma güdüsü devreye girmişti. Tüm bu amaçlar içinse temelde bir birikim oluşması gerekiyordu. İşte tam da burada Malthus'u konuşabiliriz. Malthus, nüfus ilkesi ile tanınan siyasal klasik iktisatçıdır. Klasiklerin aksine yaşadığı dönemde tıpkı gelecekte Keynes'in de reddedeceği gibi 'her arz kendi talebini yaratır' görüşüne inanmadığını belirtmiştir. "Çünkü ona göre ekonomide 'genel mal bolluğunun' yani toplam arzın toplam talebi aştığı durumların oluşması olasıdır. Malthus özellikle tasarruf etme ve para istifleme eğiliminin yükseldiği yani harcama eğiliminin düştüğü dönemlerde ekonominin aşırı üretimden, eldekilerin satılamaması nedeniyle arz fazlasından kaynaklanan krizlerin, depresyonların oluşacağını ilk öngören kişiydi."*

Tarihte bu Malthusyen-Keynesyen öngörünün bir kez daha doğru olduğunun en yeni versiyonu 2008 Krizi'dir aslında. 2008 Krizi de birikim, yatırım amaçlı yapılan ve elbette derin bir hırs, kazanma tutkusu barındıran insanların borsaya ve özellikle gayrimenkule yüklenmesi ile oluşmuş finansal bir krizdi. Wall Street bankacılığı ile iyice alevlenen, finans sektöründe çok farklı, daha önce hiç rastlanmadık finansal türev ürünlerin üretilmesi, yüksek riskli mortgage kredilerinin insanlara adeta "dağıtılması" ve bunlara yapılan diğer riskli yatırımlar krizin temel nedenlerindendi. Tüm bunlar nedeniyle balonlaşan finansal sektörün patlak vermesi kaçınılmazdı sonuç ise derin bir kayıp, yıkım olmuştu.

Yani klasik iktisadın 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü her zaman geçerli değildi. Hatta denebilir ki ancak kontrolle geçerlidir. Müdahale, kontrol ise esasen Say Yasa'sının doğrudan savunucuları olan klasik iktisatçıların doğrudan reddettiği bir durumdur. Dolayısıyla geçerlilik görecelidir. 'Her arz kendi talebini yaratır' ancak, birikimin olmayacağı bir ekonomide tam anlamıyla geçerlilik, işlerlik kazanacak bir yasadır.
Oysa günümüzün riskli, yarını belli olmayan dünyasında birikim insanların en büyük güvencesidir. O halde denebilir ki, her arz her zaman kendi talebini yaratamaz.

*Fikret Şenses, İktisada Giriş, İletişim Yayınları, s.67


Not: 2008 Finansal Krizi pek çok ayrıntı içeren, geçmişi derin olan, yakın bir kriz. Dolayısıyla ne kadar bahsetsek de bir şeyler hep eksik kalır. Bu krizle ilgili daha fazla, ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız eğer aşağıdaki filmlere bakmanızı öneririm:
• Too Big to Fail
• Inside Job
• The Big Short
• Margin Call

Silent
Alçak bir ruhun yüksek çırpınışlarıdır bu şahit olduğum. Boş bir levhada bilinç aramaktır. İdealar dünyasında maddeye dönüşmektir. Ruh ile beden varsa birbirini çoktan terk etmişlerdir. Sezgi bir sineğin etrafında döndüğü ışıktır. His bir yolun sonudur. İnsan vardır ya da yoktur görecelidir. Karanlık bilinç dışıdır. Ahlak kişiye indirgenemez kişi ahlaka yükseltgenir. İnsan o zaman var olabilir belki. Görece kişiye göre değişkenlik gösterir. Kişi değişkendir nitekim. Nicel unsurlar nitel olanların üstüne çıkalı çok olmuştur. Rakamlar materyalist, rasyonalist ve analitiktir. Geriye kalanlar pek önemsiz. Anlamak için bir gün önceye ya da bir gün sonraya ihtiyaç duyuyor olabiliriz. Kuşku bütünü parçalamıştır. Her zerreye sahip olmuştur. Son olarak tüm bu kelimelerden sorumlu sensin. Tüm bu şuur senin yüzünden.

melike, bir alıntı ekledi.
09 May 00:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...bir insanın acı çekmesi, boş bir odadaki gazın davranışına benzer. Boş bir odaya belli bir miktarda gaz verildi­ği zaman, oda ne kadar büyük olursa olsun, gaz odanın tamamı­na yayılır. Ne kadar küçük ya da büyük olursa olsun, acı da in­sanın ruhuna ve bilincine tamamen yayılır. Dolayısıyla insanın çektiği acının “büyüklüğü” kesinlikle görecelidir.

İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 59 - okuyan us)İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl (Sayfa 59 - okuyan us)
Eda Arda Ylmz, Keş On Dı Teybıl'ı inceledi.
07 May 08:17 · 10/10 puan

İlk kitabı Haşırt dı Bilekbord kadar iyi olup olmaması değil konu da ,gerçekten yazdıklarını okurken ben çok eğleniyorum Sayın Zafer beyin.Oyunculuğuna zaten kitaplarından önce hayran olduğumdan,okumasanız çok mu şey kaybedersiniz görecelidir ama aslında amaç,ünsüz ünlülerin,isimlerini bilmediğimiz ama gördüğümüzde sima olarak bildiğimiz pekçok kıymetli sanatçıyı tanıtmak ve onlarla anılarını paylaşmaktan ve okuyucuyu eğlendirmekten başka bir şey değil.Okuyup okumamak,beğenip beğenmemek herkesin kendi insiyatifine kalmış .Ben 500 tane daha yazsa hepsini keyifle okurum açıkcası .. :))Keyifli okumalar.

Onur UYGUN, Kayıp Sır'ı inceledi.
03 May 03:08 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir Okay Tiryakioğlu klasiğini bitirmenin memnuniyetini yaşıyorum. Diğer okuduğum romanlarında olduğu gibi sıkmayan ve bölümler arası kopukluk olmayan bir eser. Yavuz Sultan Selimin ve Hilali istihbarat teşkilatının başı olan Vehimi Orhun Çelebinin kutsal emanetleri koruması için yapmış oldukları mücadeleyi anlatam bir kitap. Vehiminin vehimlerle dolu aşk macerası ise kitabın bence bir sürprizi olmuş. Tarih görecelidir ama merak ettiğim konu gerçekten Vehimi Orhun Çelebi gibi herkese korku saran bir çaşıtlarbaşının var olup olmadığıdır. İyi okumalar...

Mehmet Şahin, bir alıntı ekledi.
29 Nis 13:26 · Beğendi · Puan vermedi

Dolayısıyla insanın çektiği acının "büyüklüğü" kesinlikle görecelidir...Ayrıca çok önemsiz bir ayrıntı bile sevinçlerin en büyüğünü yaratabilir.

İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Franklİnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl
Gökhan, bir alıntı ekledi.
25 Nis 14:47 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Devletlerin göreceli gücüne dair
Her türlü yücelik, her türlü güç görecelidir. Gerçek yüceliği artırmaya çalışırken, göreceli yüceliği azaltmaktan kaçınılmalıdır..

Kanunların  Ruhu Üzerine, Montesquieu (Sayfa 172 - İş bankası kültür yayınları)Kanunların Ruhu Üzerine, Montesquieu (Sayfa 172 - İş bankası kültür yayınları)
Bay_X, bir alıntı ekledi.
21 Nis 17:57 · Kitabı okudu

Albert Einstein'in özel izafiyet teorisine göre zaman izafi, rölativdir. Yani görecelidir. Zaman hıza, harekete ve mekân-uzaya bağlıdır, Herkesin hızına göre bir zamanı vardır. Tabii bu farklılığı belli bir hıza ulaştığında fark ediyorsun. Örneğin ışık hızının ( ışık hızı yaklaşık 300.000 km/s'dir. ) % 87'si kadar hızla hareket eden bir kişi için zaman, yeryüzünde yaşayan kişinin zamanına göre iki kez daha yavaş akacaktır. Işık hızının % 99'u kadar hızla hareket eden bir kişi için geçen zamana karşılık dünyadaki geçen zaman on kattır. Örneğin yirmi yaşndaki iki kişiden biri ışık hızının % 99'una ulaşan bir araçla uzayda on yıl seyahat etsin. Bu kişi dünyaya otuz yaşında bir görünümle dön-
düğünde dünyadaki kişinin yüz yirmi yaşında olduğunu görecektir. Özel izafiyet teorisi zamanın herkes için, her yerde aynı olmadığını ve aynı hızla geçmediğini göstermiştir. Kısaca, Albert Einstein "Eğer bir bilgin, doğa olaylarını evrensel sistemlere uygun olarak tanımlamak istiyorsa; zaman ve uzay ölçülerini değişmez değil, değişici nitelikler olarak göz önünde bulundurmalıdır." demiştir.
Özel izafiyet teorisi daha sonraları bilim adamlatınca yapılan birçok deneyle ispatlanmıştır ve herkesin bulunduğu yere ve hıza göre bir zamanı yaşadığı anlaşılmıştır. Tam Işık hızına ulaşıldığında ise zaman durur. Ulaşılması ütopik olsa bile ışık hızını geçtiğinde de zaman geriye akar. Özel izafiyet teorisi bizim ortak yaşadığımızı zannettiğimiz zamanın aslında farklı iki kişi için hareketlerinin hızına göre farklı
hızda aktığını ve bunun yanında değişik mekânlarda yaşayan kişiler için bile farklı boyutlarda bulunduklarından zamanı birbirlerinden bağımsız yaşadığını ispatlamıştır. Özel izafiyet teorisinden sonra artık eşzamanlık yani aynı andalık geçersiz bir para gibidir.*
Ayrıca sevenin sevdiğinin yanında zamanının hızIi geçmesi ve mutluluk duyması, bununla beraber sevilen kişinin sevmediğinin yanında mutsuzluğu yaşaması ve zamanının yavaş akması da eğer görebildiğimiz takdirde ruhen de şaşılacak derecede farklı
hızlarla hareket ettiğimizin ve zamanları-bütünlük içinde ayrı bir boyutta da- farklı yaşadığımızın göstergesidir. Görünen fiziki yapımız hıza, harekete ve mekân-uzaya bağlı olarak farklı zamanları yaşarken bunun yanında bir ikinci zaman akışını hissedip kabulleniyorsak ve yadsınamaz bir gerçekse, o zaman bu fiziki yapımızı tamamlayan ruhi yapımızın bağımsız mekan-uzay ve zaman yaşayarak var olduğunu kabul ederiz. Ve öylece ışık hızına varacak hızları da aramaya gerek yok.

Aşkın Diyalektiği, Hasan Öztürk (Sayfa 87 - Kanes yayınları)Aşkın Diyalektiği, Hasan Öztürk (Sayfa 87 - Kanes yayınları)

Yanılgı !

Pek çoğumuz kabul etmesek de yanılgılar görecelidir, evrensel doğrular bu doğrultuda şekil alır. Bendeki yanılgı sizdeki yanılgı ile birleşince yanılgılar yumağı olur ve seçim yapmamız daha da zorlaşır. Oluşan bu karmaşada doğru olanı ararken evrensel doğru nedir, diye bir soru aklımıza gelebilir. İşte burası göreceliliğin ta kendisidir diye ifade edebiliriz. Algı ve yanılgı zamana göre değişiklik gösterirken dünyanın yuvarlık mı yoksa düz mü olduğunu hala tartışan insanların olduğunu görebiliyoruz.

Şimdi biraz düşünelim, gördüklerimiz mi doğru, yoksa size doğru olduğunu söyleyenlerin ifadesi mi. Hangisi algı, hangisi yanılgı...