Mutluluğun Mimarisi’ni (Mutluluğun Mimarisi) okurken Alain de Botton’un Japon kültürüne olan o hayranlığına kapılmıştım; meğer bu yolun sonu Tanizaki’nin bu tatlı kitabına çıkıyormuş. Batı’nın her yeri bembeyaz ve aşırı aydınlık yapma takıntısına karşılık, Tanizaki bize gölgelerin içindeki o zarif huzuru anlatıyor. Kitabın tarzı bizim alıştığımız o "giriş-gelişme-sonuç" düzeninden biraz farklı, konudan konuya atlıyor ama o dağınıklıkta bile insanı içine çeken çok samimi bir ruh var. Hele o meşhur tuvalet bölümü; bir yerin loşluğu ve doğallığıyla nasıl bir meditasyon alanına dönüşebileceğini görmek gerçekten ufuk açıcıydı. Sonuçta güzellik her şeyin ayan beyan ortada olmasında değil, ışıkla karanlığın o gizemli dansındaymış.