• London feneri yukarı kaldırıp Mac'e verdi. Mac feneri, platformun zeminine, Jim'in başını aydınlatacak şekilde dikkatle yerleştirdi. Ayağa kalkıp kalabalığa baktı. Parmaklığı sıkı sıkı tuttu. Büyüyen gözlerinin akı ortaya çıkmıştı. önünde kitleyi, lambanın ışığıyla parlayan gözlerini görüyordu. Arkadakiler giderek karanlığa karışıyordu. Mac titriyordu. Konuşmak için ağzını açmaya çalıştı, donmuş gibi kaskatı kesilmiş çenesini zorlukla kıpırdatabildi. Sesi gür ve tekdüzeydi.
    "Bu arkadaş kendisi için hiçbir şey istemedi... " diye başladı. Elinin boğumları parmaklığı sıkmaktan bembeyaz olmuştu.
    "Yoldaşlar! O kendisi için hiçbir şey istemedi..."
  • Ey Sevdiceğim!
    Gece yine karanlık yüzünü gösterdi bak.. Her şey siyah görünüyor.. Yağmur var mı diye baktım pencereden dışarı, henüz yapmamış.. Ama serin bir rüzgar esiyor, ağaçların yapraklarından gelen ses ile gecenin karanlığı hışırtılar içerisinde sessizliği bozuyor.. Arada bir sokak hayvanlarının sesini duyuyorum, hayatın devam ettiğini işaret eder gibi.. Derin bir nefes çekiyorum içime ferahlamak için.. Aldığım nefeste belki seni bulurum belli mi olur.. İşte bu hâl ve ahvâl içinde yazıyorum sana bu defa.. Farkındasın değil mi sana daha yazmadan zaman duruyor sanki ve her şeyi anında yaşıyorum.. Zaman sanki yavaşlıyor.. Normalde farkında olmadığım şeyler bile anlamlaşıyor.. Hayatın ilerlediği her anın nasıl gerçekleştiği gözlerimin önünden geçiyor sanki.. Kalp atışlarımın hızlanmasından anlıyorum bunu.. Kalp neden hızlanır diye soruyorum sonra kendime.. Sahi insan kalbi neden hızlanır ya da yavaşlar ki.. Kime sorsan heyecandan der.. Evet doğru heyecan.. Ben de sana yazmak için k’âlemimi elime aldığımda heyecân basıyor kalbimi.. Hızlı atmaya başlıyor ister istemez.. Ne diyeyim ki söz dinlemiyor konu sen olunca.. İşte böyle sevdiceğim.. Yazmak ne kadar zor olsa da seni, kelimeler daha sana ulaşmadan sıraya dizildiler.. K’âlemimin önünde bir kalabalık var her zaman ki gibi.. Hangisi gelsin karar veremiyorum.. Hepsi bir olmuş beni seç beni seç diyorlar.. Ne diyeyim ki hepsi de seni tasvir etmek istiyorlar.. Hangisini seçeyim bilmiyorum.. Ama sonra gerilerden biri geliyor.. O geldiğinde diğerleri boynunu büküyor ve geriye çekiliyor.. Aralarında konuşmaya başlıyorlar, diyorlar ki “Çekilin kenara AŞK geldi”.. Ne yapsınlar bu kelimeden b’aşka seni anlatacak kelime yok.. K’âlemim bile seni görünce duraksıyor.. Çünkü seni yazmak için en güzel mürekkebini hazırlaması gerekli.. Yoksa seni yazamaz.. Yüreğime saplıyor kalemim ucunu ve akan kanla yazmaya başlıyor seni, AŞK diye.. Sen aşksın aşk ise sensin.. Ayrılamazsınız.. Aşk ile atan kalbe kim dur diyebilir.. Hele ki o kalpten akan kanla yazılmış AŞK.. Bu aşk ile tarif edilen tek bir kişi yüreğimde o da sen.. Sen aşksın aşk ise sen.. Yazmaya devam ederken bir gök gürlemesi ile yüreğim titredi bir an.. Dışarıda yağmur başladı, rahmet yağıyor gökyüzünden.. Toprak kokmaya başladı bir anda her t’araftan.. Sen de benim yüreğime yağar mısın lütfen, toprak koksun benim de yüreğim.. Özüne dönsün.. Zira yüreğim de bir avuç topraktan yaratılmadı mı.. Yağ ki üzerine özünde sırılsıklam sen dol içine.. Yağ ki AŞK doğsun içinde.. Büyüsün ve yeşersin, upuzun bir yol olsun önümüzde.. Gözler görsün, kulaklar duysun ki bu yol bizim yolumuz olsun.. Dosdoğru vuslata ereceğimiz bir yol.. Dışarıda yağan yağmur nasıl ıslatıyorsa kaldırımları, hasretinle yanan gözlerimden akan yaşlar da yanaklarımı ıslatır oldu.. Kaldırımdan akan yağmur sularının birikintilerinde görünen sokak lambaları vardır. Her yağmur damlası ile dalgalanır ve bir yanar bir söner sanki.. İşte gözyaşlarımda aktıkça yüreğim dalgalanıyor sevdiğim.. Bir duruyor bir atıyor.. Vuslatına ermek için hiç durmuyor.. Yağacağın anı bekliyor.. Katrelerinin yakacağını bile bile o vuslatı bekliyor..
  • AĞIT

    Nehirler gibi,
    Ağlamak istiyorum,
    Garip bir başıma ben;
    Kaygılar almalı beni,
    Dalıp gitmeliyim,
    Eski maden gecelerin gibi.
    Neden,
    Pırıl pırıl anahtarlar,
    Neden harami elinde?
    Kalksana Oello ana,
    Aç sırrını,
    Bu bitmez gecenin
    Yorgunluğuna;
    Akıl ver damarlarına,
    Senin olsun,
    Yupanqui’ler güneşi
    Uyku hali konuşurum
    Seninle,
    Toprak toprağa.
    Sıradağların;
    Döl yatağı;
    Sen ey Perulu ana,
    Nasıl oldu nasıl oldu da
    Saplandı,
    Bu hançerler çığı,
    Senin gebe kumluğuna?
    Ellerin içindeyim,
    Kıpırdamam,
    Duyuyorum:
    Madenler yayılıyorlar,
    Yeraltı boğazlarına.
    Köklerinden olmuşum,
    Ben, senin;
    Bilmem neden,
    Toprak vermez bilgeliğini
    Bana.
    Geceden gayrı,
    Gördüğüm yok;
    Yıldızlı topraklar,
    Altında.
    Bu uyduruk,
    Bu cinli hayal da ne?
    Sürünür gider,
    Ta kızıl bir çizgiye?
    Yasın gözleri,
    Bitki, kapkara.
    Nasıl vardın,
    Bu acı rüzgara;
    Nasıl oldu, nasıl oldu da,
    Öfke taşları arasından,
    Kopak;
    Kaldırmadı kil tacını,
    O gözler kamaştıran?
    Yanayım kara bahtıma,
    Çadırlar altında, bırak!
    Kararmış ölü bir kök gibi,
    Ko batıp gideyim!
    Bu bitmez zalim gecede,
    Yerin dibine ineceğim, ben;
    Bir altın ağza kadar.
    Gecenin taşına uzanmalıyım.
    Burada ölmeliyim, derdimle.

    Pablo Neruda
  • En büyük olmasının sebebi:

    ''1984 yılında Arjantin'li futbolcu Diego Armado Maradona, hasta bir çocuk için Napoli ve FIFA'ya dayanışma maçı teklifinde bulundu.

    Maradona'nın hasta çocuk için gerçekleştirmek istediği yardım maçı Napoli kulübü ve FIFA tarafından reddedilince Maradona, hasta olan çocuğun evinin karşısında bir maç düzenledi. Maçı 4000 kişi izledi.''
    https://youtu.be/dLpNPG84IFo