• 336 syf.
    ·Beğendi·9/10
    “-Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, bence biz kör olmadık, biz zaten kördük
    -Gören körler mi
    -Gördüğü halde görmeyen körler”

    Daha kitaba başlamadan beni etkileyeceğini bildiğim bir kitaptı ve yanılmadım. Bana kalırsa Jose Saramago körlüğün yalnızca görme yetisini kaybetmenin yanında gözlerini dünyaya kapamak olduğunu ve günümüz insanlarının bunu yaptığına dikkat çekmek istemiş. Görmek istemediğimizde ne de güzel görmüyoruz aç yatanları, yardım çığlıkları atanları.

    Yabancı yazarlar tarafından yazılmış kitaplarda isimleri okuma ve akılda tutma konusunda ciddi anlamda zorluk çeken biri olarak kitap bana muazzam bir şey sundu ve buna gerek olmadığını gösterdi. Kitabı okurken karakterlerden hiçbirinin ismini öğrenemiyorsunuz karakterler koyu renk gözlüklü genç kız, gözü siyah bantlı yaşlı adam, gözyaşı yalayan köpek gibi özellikleriyle anlatılmış ve bu da isim hatırlamaya çalışırken hikayeden kopmak sorununu ortadan kaldırıp tamamen kitabın sürükleyiciliğine kapılmanızı sağlıyor. Yazar bunu yaparken isimlerimizin aslında bir öneminin olmadığını ifade etmek istemiş ki kitapta bunun birkaç vurgusu vardı.

    İlk defa bir kitabı gözümde bu kadar iyi canlandırdım diyebilirim, o kadar güzel betimlenmişti ki özellikle karantinadayken kaldıkları akıl hastanesi, adeta bir film izler gibi okudum kitabı. Anlattığı o kötü kokular resmen burnuma geldi ve yüzümü buruşturdum ancak bu kadar gerçekçi olabilirdi bence.

    Kitabın başlarında konuyu çok beğenmiş ve nasıl ilerleyeceğini çok merak etmiş, kafamda olası senaryolar kurmuştum ama ne olursa olsun bu kadar ileri gideceğini tahmin edememiştim, bazı yerlerde kendimde devam edecek gücü bulamadığımı hissettim. O iğrençlikler, insanın adeta bir hayvana dönüşümü çok başarılı bir şekilde anlatılmış.

    Başta alıntıladığım gibi kitapta diyalogların arasına gizlenmiş “aslında gözümüz görüyorken de kördük şu an görmediğinde de körüz” çok sık vurgulanıyor bu da okuyucuya bir mesaj niteliğinde bence.
    Artık gözlerimizi açmanın vakti gelmiştir belki de.
  • 336 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Körlük birçok yerde karşılaşmam ve kitaba yapılan olumlu yorumlar nedeniyle çok merak ettiğim bir kitaptı. Büyük beklentiyle başladım, beklentimi karşıladı ve çok beğendim. Jose Saramago olayları o kadar güzel, etkili ve gerçekçi anlatmış ki kitabı okurken karakterlerin göremeyen gözleri siz oluyorsunuz. Kendimi film izliyor gibi hissettiğim zamanlar da oldu.

    Kitap kırmızı ışıkta duran bir adamın aniden kör olmasıyla başlar. Sonra adama yardım eden başka bir adam, ilk kör olan adamın gittiği doktor, eşi, muayeneye gelen diğer hastalar derken körlük tüm kente hatta ülkeye yayılır. Ancak aralarında gözleri gören bir kişi -doktorun karısı- vardır ve gruptakilere rehberlik eder. Körleri karantinaya bir akıl hastanesine kapatırlar. Hastanedeki yaşanan olaylar pislik, sefalet, açlık içinde insanların düzen olmayınca ne kadar kötü olabileceklerini, bencilleşebileceklerini gözler önüne serer. Tüm bu olaylar adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinden geçer. Karakterler bile adı ile değil sıfatları ile anlatılır (koyu renk gözlüklü genç kız gibi). Belkide bunların öneminin olmayışı, belirtilmemesi bir felaket ile karşılaşan her toplumun çökeceğinin, değerlerini, ilkelerini kaybedeceğinin göstergesidir.

    Kitabın bize vermek istediğini şu alıntı tamamen açıklıyor: "Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük." Dünyada, ülkemizde, yaşadığımız şehirde hatta hemen yanı başımızda olan bitenlere, felaketlere, zulümlere, kötülüklere, yanlışlara o kadar kayıtsız kalıyoruz ki... "Gören körler, gördüğü halde görmeyen körler." oluyoruz.