• sıra sıra dizilmiş anılarım gecenin içine
    sonsuza doğru uzanmış gidiyorlar.
    gülümsüyor her biri karanlığın içinden bana
    hangisine baksam sanki çağırmış gibi
    koşarak gözlerimin önüne geliyorlar.
    hangisiydi içlerindeki en mutlu günüm.
    yoksa şu en uzakta kalmış olan mı ?
    elimde kırık bir oyuncak dizlerim tozlu.
    evet evet o olmalı küçüğüm daha orada çok
    çünkü küçüklerin olur böyle mutlulukları.
    ya şu şişman dut ağacının tepesindeki halim.
    sanki bir yıldız tutmuş gibi; öyle büyük sevincim.
    yaprakların içine gizlenmiş bir tarla kuşu
    ötüyor dalında benden hiç korkmadan.
    ya küçüklüğümden cesaretli, ya varlığımdan habersiz
    artık çürüdü, döküldü o ağaç, tıpkı gençliğim gibi.
    dalındaki kuşlar, bilinmez bir aleme kanat çırptılar.
    dün avuçlarımda tuttuğum bugün daha uzak yıldızlardan.
    şimdi dönüp baktığımda geriye bu yalnız gecelerde.
    ne de büyük mutluluklarım kalmış ,geçmişin içinde.
  • 1) SEZAİ KARAKOÇ – MONA ROSA

    Mona Rosa, tek gül anlamına gelir. Anlatılana göre üniversite yıllarında Sezai Karakoç bir okul arkadaşına aşık olur ve ona açılır; fakat reddedilir. Bu duruma çok üzülen Sezai Karakoç ona şiirler yazmaya başlar. Monna Rosa şiiri de böylelikle ortaya çıkmıştır. Şiirin her kıtasının baş harflerine bakınca Muazzez Akkayam isminin ortaya çıktığını görürüz. Günler geçer ve mezuniyet töreni gelir, Sezai Karakoç bu şiiri okur ve şiir çok beğenilir. Tören sonrası Muazzez Akkayam yanına gelir ve teklifinin hala geçerli olup olmadığını sorar. Sezai Karakoç’un ise gururu aşkının önüne geçmiştir ve şimdi de ben seni kabul etmiyorum diyerek Muazzez Akkayam’ı reddeder.

    “Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyveler sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.”

    2) YAHYA KEMAL BEYATLI- SESSİZ GEMİ

    O dönemlerde genç Nazım Hikmet Heybeli’de okuyor ve hafta sonları ailesinin yanına geliyordu, Yahya Kemal’den şiir dersleri alıyordu. Bu süreçte evliliğinde bir takım sıkıntılar yaşayan Celile Hanım ile Yahya Kemal arasında sessiz bir aşk başlar ve bu aşk kısa süre içerisinde çevrelerinde duyulur. Tabi Nazım’ın da kulağına gider ve “Muallimim olarak girdiğiniz eve babam olarak giremeyeceksiniz..” yazdığı notu hocası Yahya Kemal’in cebine bırakır. Bunun üzerine Yahya Kemal aşkını derine gömmüş ve kendini geri çekmiştir.
    Celile Hanım her ne kadar eşinden boşanıp onunla evlenmek için her şeyi göze alsa da Yahya Kemal evlilikten her zaman korkmuştur. Celile Hanımı olan derin sevgisi bile onu evlenmeye ikna edememiştir. Zaman içerisinde bu büyük aşk sona ermiş ve yolları ayrılmıştır. Sessiz Gemi şiiri de Celile Hanımın Heybeli’den İstanbul’a dönüşünü Yahya Kemal’in gözünden bize anlatır.

    “Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
    Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”

    3) ÖZDEMİR ASAF- LAVİNİA

    Şiir, güzelliği dillere destan Mevhide Beyat’a yazılmıştır. Özdemir Asaf ona derinden aşıktır; fakat aşkına karşılık bulamamıştır. Yıllar sonra Lavinia şiiri ile bu karşılıksız kalmış aşkını dile getirmiştir. Gerçekte asla bir araya gelemeseler bile şairin yüreğinde hiç ayrılmamışlardır.

    “Sana gitme demeyeceğim.
    Üşüyorsun ceketimi al.
    Günün en güzel saatleri bunlar.
    Yanımda kal.
    Sana gitme demeyeceğim.
    Gene de sen bilirsin.
    Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
    İncinirsin.”

    4) ABDURRAHİM KARAKOÇ- MİHRİBAN

    Mihriban, Abdurrahim Karakoç’un tek aşkıdır ve bir semboldür. Gerçek ismini hiç açık etmemiştir Karakoç. Aşkı karşılıklıdır; fakat kız tarafından hep “hayır” cevabını almıştır. Yıllar sonra bir arkadaşından onun evlendiği haberini almıştır ve ona olan aşkını satırlara dökmüştür. Onun için iki şiir yazmıştır. Mihriban şiiri ise sonradan Musa Eroğlu tarafından müziğe dökülmüş ve dilden dile dolanmıştır.
    Bir gün kendisine onu görmek ister misin diye sorulduğunda:
    – Niye görelim ki? Öyle kalsın. insanın gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.
    diye cevap vermiştir Abdurrahim Karakoç. Bu aşk ise ilk günkü saflığı ve temizliğiyle dizelerde yaşamaya devam etmiştir.

    “Sarı saçlarına deli gönlümü,
    Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    Yar, deyince kalem elden düşüyor,
    Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
    Lambada titreyen alev üşüyor.
    Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.”

    (alıntıdır)
  • MONNA ROSA


    I - AŞK VE ÇİLELER

    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak;
    Kanadı kırık kuş merhamet ister;
    Ah senin yüzünden kana batacak,
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.



    Ulur aya karşı kirli çakallar,
    Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
    Monna Rosa, bugün bende bir hal var.
    Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
    Ulur aya karşı kirli çakallar.



    Açma pencereni, perdeleri çek:
    Monna Rosa, seni görmemeliyim.
    Bir bakışın ölmem için yetecek;
    Anla Monna Rosa, ben öteliyim...
    Açma pencereni, perdeleri çek.



    Zeytin ağacının karanlığıdır
    Elindeki elma ile başlayan...
    Bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
    Sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
    Zeytin ağacının karanlığıdır.



    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr,
    Işıksız ruhumu sallar da durur.
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar.



    Ellerin, ellerin ve parmakların
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
    Ellerinden belli olur bir kadın,
    Denizin dibinde geziyor gibi.
    Ellerin, ellerin ve parmakların.



    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna;
    Saat on ikidir, söndü lâmbalar.
    Uyu da turnalar gelsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
    Zaman çabuk çabuk geçiyor Monna.



    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine.
    Kiminin rengi ak kiminin sarı.
    Ah beni vursalar bir kuş yerine.
    Akşamları gelir incir kuşları.



    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni
    O mâsum bakışlar... Su kenarında
    Ki ben, Monna Rosa, bulurum seni.



    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza.
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.



    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    Alev alev sardı her tarafımı,
    Artık inan bana muhacir kızı.



    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Bir gün gözlerimin ta içine bak:
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.



    Altın bilezikler, o kokulu ten
    Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne.
    Bir tüy ki, can verir gülümsesen,
    Bir tüy ki kapalı geceye, güne.
    Altın bilezikler, o kokulu ten.



    Mona Rosa, siyah güller, ak güller.
    Gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister,
    Ah senin yüzünden kana batacak.
    Monna Rosa, siyah güller, ak güller.

    (1952, İlkbahar)
  • Sonra ne oluyor biliyor musun? Geçiyor. Bir zamanlar uğruna dünyaları karşına alabileceğin insan yabancılaşıyor sana. Adım adım uzaklaşıyorsun. Kör olsa, yatalak olsa, bacaklarını dahi kaybetse sevebileceğin insanın, bunlara hiç değmeyeceğini fark ediyorsun. Bir an geliyor, bir şeyler kırılıp dökülüyor, paramparça oluyor içinde. Sonra ne oluyor biliyor musun ? Ölmeye gidiyoruz diyerek, ellerinden tutan, ölüme tereddütsüz gideceğin insanla, pazara bile gidilmeyeceğini anlıyorsun. Sonra ip en sağlam yerinden kopuyor, ne kadar kör düğüm atarsan at, ip bir kere kopmuş oluyor. En sevdiğin insanın bıçak izleri kalıyor sırtında. Kelimelerle anlatılmayacak kadar sarsılıyor, bitiyor, yıkılıyor hayallerin. Sonra ne oluyor biliyor musun? Grileşiyorsun. Oysa biraz inancın,umudun olsa uğruna cinayetler işleyeceğin insanın, hayatında kalıcı olmadığını, gitmek için geldiğini anlıyorsun. Sonra korkuyorsun, öyle çok yormuş oluyor ki hayat, yirmili yaşların başında hayata küsüyorsun. Ve seni delice eksik bırakan, yarım bırakan, sırt dönüp giden insana, iki çift kelime kırgınlığından, küskünlüğünden, üzüntünden, acından, eksikliğinden bahsedemeden, hayat seni insanların içinden alıkoyuyor. Sonra ne oluyor biliyor musun? Gidersin, diyorum ya. Bende çok gittim. Gözlerimin içine bakarak, yalan atıp ve sonrasında mimikleri bile oynamayan birisinden gittim..
  • Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister.
    Ah senin yüzünden kana batacak.
    Mona Rosa. Siyah güller ak güller.

    Ulur aya karşı kirli çakallar,
    Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
    Mona Rosa bugün bende bir hal var.
    Yağmur iri iri düşer toprağa,
    Ulur aya karşı kirli çakallar.

    Açma pencereni perdeleri çek,
    Mona Rosa seni görmemeliyim.
    Bir bakışın ölmem için yetecek.
    Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
    Açma pencereni perdeleri çek.

    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
    Bende çıkar güneş aydınlığına.
    Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
    Seni hatırlatır her zaman bana.
    Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
    Işıksız ruhumu sallar da durur.
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

    Ellerin, ellerin ve parmakların,
    Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
    Ellerinden belli olur bir kadın,
    Denizin dibinde geziyor gibi.
    Ellerin, ellerin ve parmakların.

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
    Saat onikidir söndü lambalar.
    Uyu da turnalar girsin rüyana,
    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

    Akşamları gelir incir kuşları,
    Konarlar bahçemin incirlerine.
    Kiminin rengi ak kiminin rengi sarı.
    Ah beni vursalar bir kuş yerine.
    Akşamları gelir incir kuşları.

    Ki ben Mona Rosa bulurum seni
    İncir kuşlarının bakışlarında.
    Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
    O masum bakışların su kenarında.
    Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
    Henüz dinlemedin benden türküler.
    Benim aşkım uymaz öyle her saza.
    En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

    Artık inan bana muhacir kızı,
    Dinle ve kabul et itirafımı.
    Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
    Alev Alev sardı her tarafımı.
    Artık inan bana muhacir kızı.

    Yağmurdan sonra büyümüş başak,
    Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    Birgün gözlerimin ta içine bak
    Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
    Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

    Altın bilezikler o kokulu ten
    Cevap versin bu kuş tüyüne.
    Bir tüy ki can verir gülümsersen,
    Bir tüy ki kapalı geceye güne.
    Altın bilezikler o kokulu ten.

    Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
    Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
    Kanadı kırık kuş merhamet ister,
    Ah senin yüzünden kana batacak.
    Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

    (Sezai Karakoç)
  • DOST musun?
    Öyleyse canın canımdır. Aynan olmalıyım
    Dost musun? Öyleyse canın canımdır. Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi hem sakınmadan, mertçe
    Hani bilirsin, esirgemem lafımı, ne şekil gelirse, öylece
    Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama, seni de dupduru isterim karşımda Dostsan
    Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
    Arkamdan şikayetlenme!
    Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
    Laf değil, icraat beklerim senden! Öyle bak ki, hislerini görebileyim
    Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
    Dil dönerken söylenmeli her şey. Kulak duyarken anlatılmalı
    Göz bakarken bakmalıyım sana
    Can sağ iken sarılmalı. Keşkelere meydan vermemeli
    Hayatım, pişmanlıklarla yoğrulmamalı
    Hayır!
    Dirime selam vermeyen, ölüme de fazla yaklaşmasın!
    Dostsan, ölmemi bekleme! Haklıysam, yaşarken savun beni!
    Yaşarken yanımda ol!
    İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
    Ve inanmamışsan, sakın rol yapma! Her söylediğimi onaylaman şart değil
    Her yaptığımı beğenmen de gerekmez
    Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
    Yadırgayabilirsin beni
    Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma. Kandırmanı asla kabul edemem!
    Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama, beni, bana sormadan yargılama!
    Her yediğimiz aynı olmaz belki ,her dakikamız birlikte geçmez
    Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de, ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım
    Belki her çağırdığında gelemem fakat, derdine ortak ararsan koşarım
    Ben de herkes gibi insanım elbet, ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
    Senin işin bu değil!
    Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında
    Dostsan
    Küçümsemeden, küfretmeden,sevgiyle , saygıyla ve huzurla gel sokağıma
    Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,
    ama
    Yorulduğum zamanlarda,
    Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
    Ve bir deli kadar art niyetsiz uğruna seve seve hesabı şaşırırım
    Görmezden gelebilirim yanlışlarını
    Başkaları enayilik sayabilir, başkaları akılsızlığıma yorabilir,
    Bunları dert bile etmem ama, sen, aslında aptal olmadığımı her an tekrar tekrar hatırla!
    Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
    Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
    hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
    Neyse, o olmalı insan. Kendisi olmaktan korkmamalı!
    Kendisi olmaktan kaçmamalı!
    Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
    Ben olduğum için bırakırsan beni,yas da tutmam arkandan!
    Bedel mi?
    Ödemeyeceksen çıkma yola
    İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin
    Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
    Dostsan, mevsimince yağ, kışsan kar ol, güzsen yağmur
    Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem senden, ille de bahar olmanı beklemem ama,
    Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma
    Belki de çok geldi bunca talep
    Bana karsı hiçbir mecburiyetin yok, korkma
    Sana fazla geldiğim ilk anda arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin
    Geçip gidebilirsin, borçluluk hissetmeden mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama
    Gitmeye davranırsam bir gün,sen de karşımda set olma!
    Dost musun?
    Öyleyse, canın canımdır,yoluna baş koymaya hazırım ya,
    Başını da yollarımda isterim, unutma..