Asya içlerinde başlayıp kol kol dağılan o büyük göçün uğultusunda Abdalların yerini, önemini ve varoluş maceralarını anlattı. Sınıfsal ve hükümsel ayrımları reddeden Abdal kültürünün şeceresini çıkartarak, Şahkulu'nun, Şah Veli'nin ve Şeyh Bedreddin ayaklanmasının önderlerinden Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal'in de birer Abdal olduğunu belirtti sonra. Ardındanda da, Abdal kültürünün gezginci ruhundan ve bu ruhun müzikle olan ilişkisinden söz etti.
yüzyılların gerisinden eğilip bizim kulağımıza o koca saklılı sesiyle şunları fısıldamış olur. "Sevgili çocuklar, hikaye dediğimiz şey kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır."
Bir şehirden bir şehre gidenler de gittikleri yerin adını söyleme gereği duymaz, bunun yerine, gurbete çıkıyoruz derlerdi. Böyle söyleyince, ruhları da gittikleri şehre göre değil, gurbet diye adlandırılan içi çeşitli ihtimallerle dolu uçsuz bucaksız bir genişliğe göre pozisyon alırdı sanki. Velhâsıl, gurbet kelimesi, acıların, kayıpların, ölümlerin, ayrılıkların, aşkların ve hasretlerin birçoğunu içinde taşıyan alabildiğine geniş bir kelimeydi. Gurbet şarkılarımız vardı bu yüzden, gurbet türkülerimiz, gurbet mektuplarımız, Gurbet Kuşlarımız ve Gurbet Hikayelerimiz vardı.
"Bunlar bilek gücünden, usta nişancılıktan, gözü karalıktan anlarlar. Söz geçirmek isterseniz, yırtıcı hayvan terbiyecisi gibi davranacaksın. En rezilini bir kere tepelediniz mi, sonrası artık kırbacı şaklatmak yeter."
-Sizin memleketiniz geri kalmıştır, değil mi?
-Kim demiş? Onu kim demişse... halt etmiş! diye bağırdım.
-Herkes öyle söylüyor. Bizde öyle duyduk.
-Satın baylar! Şunu unutmayınız ki, bizim düşmanlarımız çoktur. Bizi çekemediklerinden, hakkımızda olumsuz propaganda yapıyorlar.
Bu açıklamama hepsi şaştı. Ağızları bir karış açık, Yaa!.. dediler.
Kimisi,
-Evet yanlış...
İçlerinden biri,
-Anlıyorum... dedi. Sizler izzetinefsinize düşkün insanlarsınız. “Geri kalmış memleket” deyince alınıyorsunuz. “azgelişmiş memleket” diyelim.