• 64 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Amok Koşucusu nedir?
    Herkesin bildiği bir ifade vardır. "Gözüm karardı, hiçbir şeyin farkında değildim." Diye, işte amok koşucusu tam olarak bu ifadeye karşılık geliyor.

    Kitapta amok koşucusu olarak ifade edilen doktor karakterimizin amacı uğruna ne kadar ileri gidebileceğini görüyoruz.
  • 173 syf.
    Üstâd bu kitabında; kapitalizm denen sistemin insanın, çağın ve dinin ruhuna aykırılığını anlatmaktadır.
    Temeli Kur'an ve Sünnet'e dayanmayan her şey çökmeye mahkûmdur, ideolojiler bunun kanıtıdır.
    Çünkü ideolojiler beşerîdir. İnsanı tanımayan hakkında da hüküm veremez. Çünkü onu en iyi bilen Allah'tır, o halde O'nun dediği olmalıdır.
    "Kapitalist ekonominin bel kemiği sermayedir, sermayenin de bel kemiği faizdir." -Alparslan Kuytul
    'Benden onu iki lira olarak geri almak için bana bir lira veren bir kişi, benim düşmanımdır. Oysa yardımlaşma, İslâm toplumunun temellerinden birisidir. Bu temeli faiz zayıflatır ve çökertir. İşte İslâm, bundan dolayı faizden tiksinir.' -Seyyid Kutub
    • Üstâd kitabın sonunda haykırır âdeta:
    'Özgürlük için savaşmayanlar, özgürlüğe lâyık değildirler!"
  • 121 syf.
    ·1 günde
    Herkese Merhaba.. #okudumbitti Okurken çoğu kez durup yazar ne güzel anlatmış dediğim bir kitap ile geldim.. #insantırnakiçinesığarmı? Kitabın içinde yok yok aşk, güven, saygı, din, savaşlar, çocuklar, izlenen dizler sosyal medya kısaca hayatımızda yer alan bir çok konu kitabın içinde mevcut. Yazar anlatmak istediğini kısa kısa hikayeleri üzerinizde etki bırakacak şekilde anlatıyor. Kitapta baya işaretlemeler yaptım dili anlaşılır sade okurken sıkılmayacağınız tarzda bir çırpıda okuyabileceğiniz ama etkisinden çıkamayacağınız bir kitap.
  • 416 syf.
    ·7313 günde·Beğendi·10/10
    #OcakAyındaNeOkuyorum
    #okudumbitti
    #kitapyorumum
    #HanımeliveKörebe
    Nejla Arslan

    Yazarımızın okuduğum ikinci kitabı. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki yazarımız ne yazarsa okunur. Akıcı ve sade bir dille yazılmış kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
    Konusuna gelince
    1980 darbe yıllarında ,siyasi düşünceleri yüzünden içeri girenlerin hikayesi.. Ahmet ve Sevinç de siyasi düşünceleri yüzünden ve siyasi içerikli kitaplar okudukları gerekçesiyle arananlar arasındadır.En büyük korkuları yakalanmaktır. Maalesef ki korktukları şey başlarına gelmiştir. Ahmet yakalanır ve Sevinç hamile haliyle oradan oraya sürüklenip durur.
    Selim’in doğumundan sonra o da yakalanır. Cezaevinde geçen seneler ve sabırlı bekleyişi son bulsa da beklenmedik son darbe ile hayatına yön çizer Sevinç. Hepimizin büyüklerinden duyduğu darbe yıllarını bir de yazarımızdan okuyun derim. Tavsiye ederim
    #Alıntılar
    Hüzün en derin yerinde, susarak çoğalıyordu sokak ;yüreği gibi boş, yalnız, yakıcı, yabancıydı…
    Memleketin köy kokusu tereyağına karışan gübre kokusu da olsa;güven veriyor insana.
    Ne kadar asil bir davranış, hiç mi bozulmamış, kirlenmemiş burada insanlık.
    Sevgi adına kendin olmaktan vazgeçemezsin. Sevgi özgürlük ister
    Özgürlüğün olmadığı yerde sevgi değil, esaret vardır. Esaretse itaati getirir.
    Sevgi olmayanı oldurur, yeşermeyeni yeşertir, sevgi umut olur, görmezsen güz olur, yinede sen bilirsin.
    Ağlamak biraz yaşama ses vermektir. İçimdeki sesler sustu.
    Hayalleri olmayanların umutları olmaz, yarınları olmaz.
    İçlerinde hasret taşıyanlar, farkında olmadan iç çekerler.
    Analık her dilde aynıdır.
    Aynı kaderi paylaşan insanların yürekleri, tüm bağların üzerinde anlıyor, seviyor ve koruyordu gözlerindeki sevgi akışıyla.
    İçeridekilerin yüreklerindeki tüm duyguları taşıdılar özgürlüğe.
    Hayatta kalmalıyız, bunun mücadelesini vermeliyiz, yılgınlığa düşmeden, kalbimizi kararmadan, biraz daha güçlü, daha umutlu, yaşamak görevimiz.
    İnsan onuru tüm önceliklerden önce gelir.
  • 80 syf.
    ·1 günde·7/10
    H.g. Wells serimizin bir diğer kitabı Geçmiş Günlerin Hikayesi okurken bana Jack London okuyormuş hissi verdi. Distopya veya bilimkurgudan alışık olduğumuz Wells bu sefer bizi yontma taş devrine götürüyor.
    Beş bölümden oluşan kısa kitapta insanlar hayvanlar tarafından gelişmiş pembe maymunlar olarak görülürken insanlık arasında her zaman olan kavgalar ise akıcı bir şekilde verilmiş.
    Başa geçmek, lider olmak her zaman kanımızda olan bir şeydi. Kan dökmekten her zaman zevk aldık.
    Kitap yer yer fabl tarzında yazılmış. Okuması keyifli bir kitaptı.
  • "Her Şey Dışarıdakilerin Umutsuz Hallerini Düşünmekle Başladı…"

    Diyarbakır, İstanbul, Zürih ve Nusaybin'de geçen, çok karakterli, katmanlı, roman içinde roman "Leylan" için yazarı Demirtaş, "Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı" diyor.

    Selahatin Demirtaş'ın bianet'ten Ayşegül Özbek'e verdiği röportaj

    İki öykü kitabının ardından şimdi de ilk romanı "Leylan" ile okurlarıyla buluşan Selahattin Demirtaş, "Her okur kendi durduğu yerden alacaktır kitabın mesajını. Benim yazar sıfatıyla herhangi bir kodlama yapmam veya sınır çizmem doğru olmaz" diyor.

    Diyarbakır'ın kûçelerinde (sokak) başlayıp oradan İstanbul'a, Zürih'e giden ve nihayetinde Nusaybin'de noktalanan, çok karakterli, katmanlı, roman içinde roman "Leylan."

    Kendisi de okuru hiç düşürmeyen dinamiğiyle dikkat çeken kitabın özellikle kurgu sürecinde çok zorlandığını söylüyor: "Kurguyu oturtmak meselesi en zorlandığım konu oldu. Bölüm bölüm her detayı, her bağlantıyı ve karakteri defalarca gözden geçirmek, düzenlemek zorunda kaldım."

    Bilinçaltı, psikanaliz, travmalar, nöroloji bilimi ve yer yer polisiyeye de göz kırpan roman temelde insanlığın en eski arayışı "mutluluk" üzerine bir kitap. Yaklaşık üç buçuk yıldır cezaevinde olan yazar Demirtaş, "Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı" diyor.

    Selahattin Demirtaş son kitabı "Leylan" üzerine bianet'in sorularını yanıtladı.

    --- Devran okuma tiyatrosu olarak sahnelenmesinin ardından kitaplarınız üzerinden oyuna gidenler için hedef göstermeyle birlikte bir tartışma başladı. Tam da Leylan'ın okurla buluşmasına birkaç gün kala oldu bunlar. Bazı yayınevlerinden destek mesajları geldi. Siz içeriden nasıl takip ettiniz bu süreci?

    Kısmen basından, kısmen avukat arkadaşlarımın aktarımlarından dışarıda olup biteni anlamaya çalıştık. Hükümet ve yandaşlarının yaptığı, her zamanki akıl tutulmasından ve ahlaksızlıktan başka bir şey değildi. Ama buna karşı gösterilen her türlü dayanışma çok anlamlıydı ve elbette büyük moral oldu bizim için. Herkese bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum.

    --- "Aklıma minicik bir fikir geldiğinde kaleme sarılıyorum" demiştiniz. Leylan için o ilk kıvılcım ne oldu?

    Dışarıdaki insanların umutsuz, mutsuz halleri ve giderek anlamsız bir hayata sürüklendiği izlenimi bende buna dair bir şeyler yazma isteği uyandırdı. Her şey bunu düşünmekle başladı.

    "Tek bir bilgi için bazen yazmaya günlerce ara veriyordum"

    --- Kitabın "Teşekkür" bölümünde belirttiğiniz gibi doktorların bilgisine başvurmuşsunuz, tıbbi bölümler için. Ancak kurguyu oturtmak adına tavsiyelerin çoğuna uymadığınızı söylüyorsunuz. Bir yazar için editörle dirsek teması çalışmak, danışmanla, bilgi edinilecek uzmanla fikir alışverişi yapmak önemlidir. Roman yazarken bazı teknik araştırmalar yapmak da gerekiyor. Peki, bu süreç hapisteki bir yazar için nasıl işliyor?

    Çok zor ve zahmetli oluyor tabii. Avukatlarımın bana ulaştırdığı sözlü veya yazılı bilgiler, materyaller veya posta yoluyla bana ulaştırılan raporlar vs. ile yetinmek zorundaydım. Neye ihtiyacım olduğunu söylüyordum, avukatlarım araştırıp getiriyordu, avukat odasında o belgeleri görüyor, bilgileri dinliyordum, yazarken de bunlardan yararlanıyordum. Bazen tek bir bilgi eksikliği nedeniyle günlerce yazmaya ara verip ilgili avukatın ziyaretime gelmesini, o minicik bilgiyi bana getirmesini bekliyordum. Bilgi geldiğinde ise yeniden yazmaya odaklanmak kolay olmuyordu. Çünkü bu süre zarfında yüzü aşkın davayla ve çok sayıda sorunla da uğraşıyordum.

    --- Leylan'da bir hikâyeye kendinizi kaptırmış sayfalarda ilerlerken başka bir hikayenin içinde buluyor okur kendini. Katmanlar halinde ilerleyen, roman içinde roman... Kurguyu oturtmak ve hikâyeyi de dinamik tutmak için nasıl bir yol izlediniz?

    Kurguyu oturtmak meselesi en zorlandığım konu oldu. Bölüm bölüm her detayı, her bağlantıyı ve karakteri defalarca gözden geçirmek, düzenlemek zorunda kaldım. Birkaç bölümü tümden çıkarıp yeni bölümler ekledim vs. Oldu mu, geçekten emin değilim. Ama Abdullah (Zeydan) arkadaşımın uyarıları, fark ettiği kurgusal hatalar veya açıkları düzelte düzelte bir şeyler yapmaya çalıştım. Kafamda elektrik şemasına benzer bir kurgusal şema vardı ve devreleri tamamlayabilmek; konudan, akıştan ve üsluptan kopmadan, akışı dağıtmadan yazmak çok kolay değildi doğrusu.

    "Anadil meselesi çocukluğun meselesidir"

    --- Türkçe ve Kürtçenin iç içe olmasına pek çok gönderme var kitapta. "Aşkın Kürtçesi "evin"dir ve senin evin dünyadaki en güvenli yerindir." Öte yandan bir kelimenin her iki dilde farklı şey ifade etmesinin çocuk dünyasına ne kadar tuhaf yansıdığını da okuyoruz. Bu bölüm biraz da "İki Dil Bir Bavul" filmini de hatırlattı. Anadil meselesini çocuk gözünden yansıtmayı özellikle mi istediniz?

    Anadili meselesi zaten ilk önce çocukların, daha doğrusu çocukluğun meselesidir. Anadili öğrenme de asimile olma da o zaman gerçekleşip tamamlanıyor. Dolayısıyla meseleyi ilk ve en çarpıcı şekilde ortaya çıktığı noktadan ele almanın, daha aydınlatıcı ve anlamlı olacağını düşündüm.

    --- Leylan'da tanıştığımız ilk kahraman Kudret'in eline Mehmed Uzun'un Kürtçe bir kitabı geçiyor. Okuma yazma anadilinde öğretilmeyen Kudret, "Kendi anadilimi anlayıp konuşabilsem de okumak yazmak başka bir şeydi." diyor. Bu bölüm biraz da "neden Kürtçe yazmıyorsunuz?" sorularına yanıt gibi miydi? Ve bir gün Kürtçe yazacak mısınız, yazabilecek misiniz?

    Evet, neden Kürtçe yazamadığımın yanıtıdır aynı zamanda, belki de özeleştirisi. Kürtçe edebiyat metni üretebilmem için çok yetkinleşmem ve Kürtçeye hakimiyetimi mükemmel noktaya taşımam gerekiyor. İçeride Kürtçe çalışıyorum ama edebi bir metin üretebilecek yetkinlikten maalesef ki halen uzağım. Bir gün anadilimde yazmayı hedefliyorum elbette.

    --- Ciğerci Hacı, Fazıl Usta gibi Diyarbakır'ın gerçek mekanlara ve İhsan Fikret Biçici gibi kurmaca dışı karakterlere de yer vermişsiniz Leylan'da. Diyarbakır kûçeleri, İstanbul, Nusaybin ve İsviçre arasında dokunan bir roman Leylan. Yaklaşık üç yıldır hapishanede olan biri olarak özlemini duyduğunuz yer neresi?

    Sur içinin doğup büyüdüğüm ve bugün artık yıkılıp talan edilmiş sokakları. Bundan dolayı çok çok üzgünüm, beni çok yaralayan bir konudur.

    "Yazar olarak sınır çizmem doğru olmaz"

    --- Bedirhan romanın bir yerinde "Hayata anlam katmaya çalışırken hayatın kendisini yaşamayı unutuyoruz" diyor. Barış akademisyenleri, erkek şiddeti, 90'lar köy yakmalar, hatta İrlanda'da cezaevlerindeki açlık grevlerine kadar pek çok toplumsal olayın da alt hikâyeler olarak okurun karşısına çıkıyor. Ama özünde insanlığın en temel arayışı "mutluluk üzerine" bir roman diyebilir miyiz Leylan için?

    Evet, bunu demeniz yanlış olmaz ama her okur kendi durduğu yerden alacaktır mesajı. Benim yazar sıfatıyla herhangi bir kodlama yapmam veya sınır çizmem doğru olmaz. Belki bazıları bunu bir aşk romanı olarak okuyacaktır, itirazım olmaz elbette. Ben söyleyeceğimi romanda söyledim zaten. Gerisi okurun kendi bakış açısına veya önceliğine, algısına göre değişir.

    --- Bilinçaltı, bilinçdışı, psikanaliz, travmalar... Leylan'ın ikinci bölümünde özellikle bu konular etrafında, hafızayı da irdeleyen bir hikâye var. Yer yer polisiye izlenimi veren, gizemli yollara sapan bir ütopya gibi de okunabilir mi?

    "Fantastik" bölümler aslında ütopik değil bence, zaten teknoloji şu veya bu şekilde romanda bahsettiğim şeylerin yapılmasına ve o sonuçların ortaya çıkmasına olanak yaratıyor, halihazırda. Etrafınıza dikkatle baktığınızda bunu görebilirsiniz.

    --- Kitapta da yer alan Min bihisti türküsünün sizin için özel bir anlamı var mı?

    Dışarıdayken dinleyip sevdiğim bir türküydü. İçeride de defalarca bağlamayla çalıp söyledim, söylüyorum. Beni hüzünlendiren bir ezgisi ve sözleri var, o nedenle o türküyü tercih ettim.

    --- Kitaplarınız ile ilgili çıkan eleştiriler bir sonraki kitabınız için önünüzü görmenizde nasıl yardımcı oluyor?

    Hatalarımı, eksik noktalarımı görüp giderme konusunda en fazla yardımcı olan şey kitaplarıma dönük eleştirilerdir. Bu eleştirilerden çok yararlandım tabii ki.
  • 330 syf.
    ·31 günde·Beğendi·9/10
    Zülfü Livaneli’nin kalemini okuduğum kadarı ile çok severim. Eserlerinde tek düzelikten ziyade akıcılık, sürükleyicilik var. Romanlarını bitirdikten sonra olay örgüsünü zihnimde canlandırmaya çalışırım. Yine bu eserini de son sayfasına kadar büyük bir merak ve heyecanla okudum.

    Satırların arasında mutlaka bilgi kırıntıları mevcut. Okurken araştırmak ve araştırdığımız şeyler sonucunda başka şeyleri de öğrenmek bence o eseri daha okunur yapıyor. Çünkü bu bir zincir halkaları gibi birbirini tetiklediğinde, sadece o eserin sınırları içerisinde kalmamış oluyorsunuz. O eser bambaşka odalara, bambaşka hayatlara ve bambaşka bakış açılarına sürüklüyor okuyucuyu.

    Esere gelecek olursak, Kardeşimin Hikâyesi, bir kasabada yaşanan cinayet sonrasında oraya gelen gazeteci bir kızın, tuhaf bir karakterle tanışması ve onun dünyasını da merak etmesi ile başlıyor. Başkarakter burada sırlı olaylarla dolu hikâyesini bu gazeteci ile paylaşıyor. Bu esrarengiz adam gazeteci kızın ilgisini çekiyor. Romanın sonuna geldiğinizde, beklediğinizden bambaşka bir sonla karşılaşıp şaşırıyorsunuz.
    Bu sonla ilgili daha öncesinden pek çok olumsuz eleştiri okumuştum. Ancak bahsedilen kadar olumsuz bir durum göremedim. Beklentilerin tersine çok farklı bir biçimde bitiyor olması bence bir eseri kötü yorumlamak için yeterli bir bahane değil. Ben sonunu da sevdim.

    Ayrıca araştırmalarım esnasında kapak fotoğrafı seçimi olarak, gerçeküstücülük akımını benimseyen René Magritte'in Âşıklar tablosunun kullanılması da hoş olmuş. Edebiyatın sanatla beslenmesi çok büyüleyici bir şey.

    Okurken araştırmayı sevenlere veya sadece okumak isteyenlere tavsiye ederim :)

    Keyifli okumalar :)