Bir kitapçıya adım attığınızda raflarda hep aynı isimlerle karşılaşmak, aynı yayınevlerinin logosunu görmek artık sizi de bunaltmıyor mu?
Herkes aynı popüler yazarları okuyor, aynı çeviri kitapları eline alıyor, aynı edebiyat tartışmalarını dönüp dolaştırıyor. Peki ya keşfedilmeyi bekleyen onlarca yeni yazar? Büyük emek veren küçük yayınevleri? Neden herkes aynı güvenli limana sığınıyor? Belki de "çok satanlar" listeleri, sosyal medyadaki kitap furyaları veya "herkes bunu okuyor" baskısı yüzünden...
Oysa edebiyat, sınırları zorlamak, farklı sesleri duymak, keşfedilmemiş dünyalara yelken açmaktır. Yeni bir yazarın satırlarında kendinizi bulmak, küçük bir yayınevinin özenli çevirisiyle ya da güzel bir polisiyenin kurgusuyla bambaşka bir dilin ritmine kapılmak paha biçilemez değil mi?
Popüler olan elbette kalitelidir demiyorum, ama kalite sadece belirli isimlerde ve yayınevlerinde mi toplanmış? Kitap okumanın amacı, ufkunu genişletmek değil midir? O halde neden hep aynı yollarda yürüyoruz? Yeni kalemlere, farklı yayıncılara şans vermek, edebiyatın canlılığını korumanın bir yoludur. Belki de sıradaki gözde yazarınız, henüz keşfetmediğiniz bir yayınevinin raflarında sizi bekliyordur.
Bir dahaki sefere kitap alırken, "çok satan" etiketine değil, "henüz okumadım" cüretine güvenin. (Küçük bir bilgi; "çok satan", "yeni çıkanlar" gibi raflar ücret karşılığı yayınevlerine satılıyor.)
Edebiyat, tekdüzelikten beslenmez; çeşitlilikle büyür.