• 284 syf.
    ·10/10
    Adamın öyle bir dili var ki beni sayfalarla o insanların ruhlarına götürüyor resmen. Ahh Leyla Hanım, Büyük Hanım, sadece Leyla ama asla teyze, nine değil. Ne güzel bir kadınsın sen öyle. Çok sevdim seni hayran kaldım dik duruşuna, sayfalarca ağladım o güzelim yalı da başına gelenlere, daha küçücükken yaşadıklarına. Ve en önemlisi hayatının nasıl olacağının baştan çizilmiş olmasına. Romanımızın baş karakteri Leyla efsane bir kadın oluşuyla hala kalbimde. Başka güçlü küçük bir kadını da anlatmalıyım hemen. RR yani Rukiye ya da Roxy. Bu kız öyle şeyler yaşadı ki hayatta. Ben yok artık ay kesin bu sefer pes ediyor dediğim her an daha dik bir şekilde çıktı diğer sayfalarda. Yusuf’la olan ilişkisi de hayatın ona en içten gülüşü oldu bence. Yusuf kitabımızın aaaa böyle erkekler gerçekten var mıdır acaba? Yok yok sadece kitapta karşılaşabiliriz nerdeeeee? beylerinden arkadaşlar. Ama bu aşktan ziyade beni Leyla ve Roxy’nin birbirlerinde kendilerini tamamlamaları, benliklerinde ki boşlukları bulmaları ve karşılıklı dikleşmelerini daha çok sevdim ve heyecanlandım. Kitaptaki bütün karakterler çok önemli ama daha fazla kişileri anlatmayayım işin büyüsü kaçmasın. Konu olarakta adından da anlaşılacağı gibi “ev” üzerine kurulmuş bir roman. Yaşadığımız coğrafya gerçeklerini bize ince ince bazen de güçlü bir fırtına gibi hissettiriyor. Verdiği küçük tarih kırıntıları da araştırmak için sizde merak uyandıracağına eminim.
  • 192 syf.
    ·Puan vermedi
    Herkese selam Bugün sizlerle güzel bir kitabın yorumunu paylaşmaya geldim. #dogannovus yayınlarından çıkan #Arzuakgun kaleminden #sonuctaerkek kitabını okudum bitirdim. Bakalım neler varmis bu güzel kitapta.
    Öncelikle şunu belirteyim. Kitabi özellikle kadınlar mutlaka okusun derim. Neden derseniz; içinde tam 40 farklı erkek karakterini ele almış sevgili arzu. Onların karakteristik yapısını alıp masaya yatırmış, bize de alın size gözünüzde o çok buyuttugunuz erkek milletinin iç yüzü demiş. O karakterleri okurken zaman zaman aaaa bu benim eski sevgilim, ay bu aynı benim komsum, eşim, abim, babam vs diye kendi kendinize hayretler içind e kalacaksiniz. Çünkü bu tip erkeklere emin olun hayatimizin bir yerinde mutlaka denk geliyoruz. Çevremizde, evimizde, iş yerimizde varolan adamlar bunlar.
    Karakterleri okurken zaman zaman kahkahalarla gülerken, bazen kızıp ofkelenip, bazen de kendinizi sorgulayıp ahhh diyorsunuz bende aynı salakliklari yapmıştım ne aptalmisim diye kendinizle yuzlesiyorsunuz. Kitabın en güzel ve en faydalı kısmı ise sizi bunlarla yüzleştirirken aynı zamanda da bir rehber niteliğinde yol gösterip farkında olmadığımız bir çok guclu yanlarımızı bize gosteriyor. Bir nevi kadın dayanışması diyeyim. Hayatımızdaki erkekleri inceden döverken, bizde bıraktıkları yaraları, acıları sarıp sarmalayan , kol kanat geren bir dost niteliğinde olmuş.
    Ben kitabı okurken sanki karşımda bir dostumla dertlesir gibi, ahh merve bak bu adamlar bizim hayatımızda hep varolacak ama sen güçlü bir kadınsın gereğini yapmasını bilirsin diyen bir dostun sıcaklığında okudum.
    Arzu ile konuşurken şunu demistim; kitap anlatıdan ziyade bir rehber gibi olmuş. Ama iyi ki de olmuş. Ve iyi ki yazmissin En ilginç kısmı bir kadın gözünden etkenlerin bu kadar net olarak analiz edilmiş olması idi. Ki biz bunu cengelkoyde kahve içerken detaylıca konuşacağız arzuyla
    Son olarak; uzun zamandır belki ilk defa kendimle bu kadar net yüzleştim diyebilirim. Biten aşkım, kalp sizilarim, acılarım hep bendenmis meğerse. Geç olsa da öğrendim ya çok şükür. Sevgili arzu bu güzel kitap için bir kez daha sana teşekkür ederim. Kalemin yolun açık olsun. Hepinize keyifli günler dostlar.
  • 556 syf.
    ·13 günde·Beğendi·9/10
    EMEKÇİNİN EMEKÇİDEN BAŞKA DOSTU YOK

    Bu Steinbeck'te bir şey var arkadaş. Çok basit konuları ele alıyor. Bunu ben de yazarım diye düşünüyor insan. Lakin öyle değil. Fareler ve İnsanlar'da da aynısını hissetmiştim. O basit gibi görünen konular, onun elinde bir şahesere dönüşüyor.

    Hapishaneden çıkan Tom Joad'ın köyüne dönmesi ve 4 yılda çok şey değiştiğini görmesiyle başlıyor olay. Elle yapılan tarım, yerini makineleşmeye bırakmış, şirketler insanları yerlerinden etmiş, açlık ve işsizlik had safhaya ulaşmış, çiftçiler köleleşmiş, serfleşmiş.

    1929 Krizi ile ortaya çıkan dramların portresi...Yerlerinden göç etmeye zorlananların mücadele ettikleri yalnızca şirketler veya değişen koşullar değil; aynı zamanda göç ettikleri yerlerdeki insanlar da onları zorluyor. Hiçbir yerde istenmeyen, örgütsüz kitlelerin umuda yaptıkları yolculuk okunmaya değer. Yolda aynı kaderi paylaşan ailelerin dayanışması, dağılan insanlar, parçalanan umutlar...

    İşveren, polis ve yasaların el ele verip emekçi halkları sömürmesi çok güzel anlatılmış. Bu adaletsizliğe ses çıkaranın, çözüm bulmaya çalışanın ''kızıl'' denilerek bertaraf edildiği, emekçilerin ve onların çocuklarının hayatının tamamen sermaye sınıfının insafına bırakıldığı vahşi kapitalist dönemler çok güzel resmedilmiş. Joad ailesinin üzümlerle dolu bağlara gidip güzelce yaşama hayallerinin felaketle sonuçlanmasından alıyor kitap, adını. Binlerce dönüm bahçede meyveler varken, fiyat yükseltmek için dökülen ve işçilerin hiç yiyemediği meyveler, gelir adaletsizliği, dönemin Amerika'sı mükemmele yakın analiz edilmiş.

    Kitap boyunca sinirlendiğim Rozaşarn (Rose of Sharon) karakteri, bebeği öldükten sonra sütünü açlıktan ölmek üzere bir işçiye veriyor. Orada gönlümü kazandı.
    Tom Joad sen ne talihsiz bir insansın. Ama hep haklısın.
    Ailenin annesi sen ne güçlü bir kadınsın.
    Ve Al karakteri...Oğlum sen ne dertsiz, tasasız bir bebesin.

    Kısacası, kesinlikle okunması gereken bir kitap.
  • Üzüyor insanı bu
    Bilemediğin bir sürü gerçek var
    Hep bir sınırda tutuyor seni
    Sen bilme diye de o sınırı kaldırmıyor
    Önemsiz değersiz hissediyor sonra insan
    Ve hatta kullanıldığını düşünüyor.
    O mutluysa mutluyumdur,
    Varsın beni kapı dışarı etsin.
    O bana yeter,
    Ben ona yetemesemde diyor ve susturuyorsun kırgınlıklarını...
    Ve işte çok güçlü bir kadınsın!
    Sözde ne güç ama değil mi...
    Yıkık dökük virane bir şehri 2 insan bacağının üzerinde tutmaya çalışıyorsun da,
    Kimseciklerin bundan haberi yok...
    İşte asıl üzücü olan bu...

    E.O
  • Dünyanın en güçlü insanı olduğumu zannederdim ama sonradan dünyada benim gibi kusurlu ve garip birçok insan olduğunu fark ettim. O kişilerden biri de beni tıpkı benim onu hayal ettiğim gibi hayal ediyordur mutlaka. Eğer bunu okuyor olursan, ben buradayım. Gerçeğim. En az senin kadar tuhafım.

    FRİDA KAHLO
  • Öyle mi?
    "Hep seni izliyorum, gerçekten çok güçlü bir kadınsın."