• 160 syf.
    ·2 günde·9/10
    Sanıyorum Shakespeare’in ustalık döneminde kaleme aldığı bir eser bu.
    Halka zulmeden Richard’ın, Kral unvanının tanrıdan geldiğini düşünmesi ve unvanı elinden gidince delirmesini anlatan bir eser. Her ne kadar Richard’ın zalim bir kral olduğunu ve yönetimden uzak kalması gerektiğini düşünsek de krallığın kendi hakkı olduğunu, bunu elinden alanların hain olduğunu ve bu acıyı hakedecek bir şey yapmadığını içten bir şekilde Richard’dan duymamız ona acıyarak hak vermemize neden oluyor. Bu da sanırım Shakespeare’in ne kadar usta bir yazar olduğunu gösterir. Krallık el değiştirirken büyük din adamlarının bunu engelleyecek davranışlarına müsamaha gösterilmemesi, dinin artık yavaş yavaş etkisinin azaldığını ve Tanrı yetkisinin dinin elinden kurtulup krala geçtiğini anlatıyor.
    II. Richard’ı okurken Shakespeare’in bir çok tragedyasını aynı anda okuyormuş hissine kapıldım.
    Zaman zaman II. Richard’ı yine verdiği yanlış kararlar yüzünden aklını kaybeden Kral Lear’ benzettim.
    Onun dışında York Dükü’nün ailesine mi krallığa mı sadık olacağı arasında kalıp krallığı seçmesi, Shakespeare’in bir başka tragedyası olan Titus Andronicus’ta Titus’un benzer bir durumda aynı kararı verip pişman olmasını hatırlattı.
    Macbeth, Hamlet gibi Shakespeare’in başyapıtları kabul edilen eserlerden ün olarak aşağıda olmasına rağmen kalite olarak çok da aşağı kalır bir yanı olmadığını düşündüğüm bir eser.
  • İnsanoğlu asırlardır yalnızlıktan hep korkmuştur. Yalnızlığı sevdiğini söyleyen insanlar ise ya gerçekten bunu yaşarlar yada kalabalık ortamlarında yalnızlığı yaşadığını zannederler. Aslında gerçek yalnızlık bir nebze gücün göstergesidir. 'Yalnızlığı seviyorum' itemi söylenen ama asla gerçeklik içermeyen bir kavramdır. Eğer gerçekten çok sevse idik neden hayatlarımıza birini almayı tercih ederdik. Bu bir tutarsızlık. Yalnız kalmayı tercih etmeyerek hayatlarımıza birilerini alırız. Evet korkmayız aslında yalnızlıktan ama hayatımıza birini almaktan da hiç çekinmeyiz. Kimi duygusal boşluktan kimi zor zamanlarından kimisi sevgisinden alır hayatına birilerini ama görmediğimiz bir şey vardır her zaman. Gerçekten ne istediğindir. Zamanla severiz birilerini alışırız ona, güzel anlar yaşarız. Ya sonra? Gerçek karakteri ortaya çıkar ya soğuruz ya uzaklaşırız yada gelecek göremeyiz bazen. Yada yaşam tarzımız uyuşmaz ama alışmışızdır bir defa sevdim deriz devam ederiz. İstemediğimiz şeylere maruz kalmaya başlarız. Sonra bu döngü böyle devam eder. Evlilikler ilişkiler hep bundan yok olur aslında. Kendi kendimize herşeyi yaparız ama işler yolunda gitmedi mi asla bunu kabullenmeyiz. Güç kavramıda burada devreye girer. İşte biz ne istediğini bilen biri isek bunu baştan çözeriz yada çözmeye koyuluruz. O insanı değiştirmeye başlarız önce ve başarısız oluruz. Herşey daha berbat olur. Herşeyin sebebi biziz aslında. Alışkanlığımız isteklerimizin önüne geçti. Sonra düşünür ve sonuca varamayız. İşte insanoğlu burada ikiye bölünür; Arzular ve Alışkanlıklar. Arzularının peşinde olanlar mutluluğu yakalarlar ama alışkanlıklarının kölesi olanlar mutsuz olmaya mahkumlardır...

    Bucky Barnes.
  • 46 syf.
    ·3 günde
    Kafkaokurun 2019 yılı Nisan sayısı kapak konusu sizlerin de beğenerek izlediği "Yüzüklerin Efendisi" filminin yazarı J.R.R. Tolkien dır.

    Bu sayıyı okuyana kadar "Yüzüklerin Efendisi" filmi benim için sıradan güzel bir yapım olarak iyi oyunculuğun olduğu bir filmdi. Ancak şimdi Yüzüklerin efendisi filmi, filmin ötesinde ve arka planda çok farklı fikirleri yansıttan harika bir eser olduğunu öğrenmiş oldum.

    Bu sayıyi okuyana kadar Tolkien hakkında pek bir şey bilmiyordum bu dergi bu anlamda bana çok bilgi sağladı.

    Yazar, İngiliz bir yazar, bir filolog, elvin dilini ve sonrasında Elf lisanı adını alacak olan dilleri icat etmiş ve bu dilleri kullanılmış olacağını düşündüğü Arda ve Orta Dünya tarihini yazmış değerli bir yazar olduğunu öğrendim.

    Yazar eserlerinde tıpkı okuyucu gibi hikayenin nereye gideceğine kendisinin de bilmediği bir şekilde başlar ve fantastik yazının bir getirisi olarak okuyucu ile birlikte adeta bir rüyayı andıran bir eser meydana getirmektedir.
    Tolkien'in Dünya tarihini lineer değil de sirküler olarak ele alınmasını temsil ettiğini söylemek gerekir.

    Bu sayida sadece yazar Tolkien hakkında bilgi değil aynı zamanda "Yüzüklerin Efendisi " filmi hakkında, bilgi sahibi oldum.. özellikle filmde bahsi geçen yüzüğün gücü ve kullanan kişide yarattığı bozulmayı hemen herkesin fark ettiği gibi bizlere bazı öğütler verdiğini görmüş bulunmaktayım.
    Özellikle yüzüğünü arzuları, hırsları yönünde kullanmak isteyen kişinin, bu düşük ve alçak arzuların kölesi olacağını ve sonunda kendi kendini yok etmeye muktedir olduğunu öğrenmekteyiz.

    Filmden bir adım öteye gidersek aslında günümüzde de filmde yüzük olan iktidar, güç kimin elindeyse bu iktidarın veya gücün dalkavukları olacaktır nitekim filmdeki Gollum ve Saruman'ın bu iktidarin gücün ifadesi olan yüzüğü elde etmekten öte, yüzüğün azametine boyun eğmek ve bu gücün verdiği hisle
    kolaya kaçıp, daha fazla kazanma, adaletten uzaklaşma gibi alçak duygularına esir olmasi ifade edilmektedir.

    Ayrıca Yüzüklerin efendisi'ndeki karanlık atmosfer ve hemen hemen bütün orta dünyaya yayılan savaşın yarattığı umutsuzluğa karşı, sürekli ve sıklıkla yapılan, umut vurgusuyla, kötülüğün içinde debelenen ve başa çıkarılmayacak ölçekteki bir kötülüğe direnen insanlığın, sadece bu durumun değiştirmesini ve değiştirilmesi gerektiğini bizlere sunmaktadır.

    Bu sayıda yine edebiyatın her türlü öykü deneme resim şiir gibi türleri bulunmaktadır.

    Zülfü Livaneli tarafından kaleme alınmış "ilk büyük serüven" atlı deneme ile okul yıllarında dönem sonlarında karnemizde zayıfın olduğu anlarda eve hesap vermekten çekinip kafamızdaki ve gönlümüzdeki yere gitme ve gönlümüzdeki gibi yaşama düşüncesini kaleme almıştır.

    Sidal Yurt tarafından kaleme alınan " Visal" başlıklı yazida ise insanların koca kalabalıklar içinde sevgisizliğini ve ve sevgiye gitme yolunda çekincelerini anlatmış olup yolun sonu sevgiye çıkıyorsa hiçbir adım insana yormaması gerektiğini ifade etmiştir.

    Seran Demiral tarafından kaleme alınan "gerçekliğin sınırlarında" yazı ile insan kavramsal bir düzeyde düşünen ve aslında olmayan şeyleri anlatma becerisine sahip hayal gücünden beslenen ve böylece iyi ya da kötü yönde ilerlemeyi sağlamış yegane canlı olduğunu ifade etmektedir.

    Bahri Butimar ise göç vakti şiiri ile kalbimize küpe olacak "öpmek ilk adımıdır aşka gocebeligin" demiştir.

    Gonca Özmen tarafından kaleme alınan Boş'luk :" " yazısı ile içimi de yaşadığımız boşluğu çok iyi ifade etmiştir.
    Değerli ve güzel çalışmaların yer aldığı bu sayı yi okumak keyifliydi. Tavsiyeler İyi okumalar dilerim..
  • 230 syf.
    ·9/10
    Başarılı bir avukat bir gün duruşma salonunda kalp krizi geçirir. Bu kriz ona hayatını değiştirmek için bir fırsat sunar aslında. O krizle birlikte başarı, para ve bunların getirdiği gücün aslında hiçbir şey olmadığını görür. Parlak kırmızı Ferrarisi de dahil tüm mal varlığını satan bu avukat bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuktan aydınlanmış hayatın 7 erdemini öğrenmiş, daha genç ve sağlıklı bir şekilde geri döner. Bu yolculukta öğrendiklerini avukat bir arkadaşına anlattığı bir öyküyü akıcı bir dille okuyoruz aslında. Bu kitap bize de aydınlanmış hayatın 7 erdemini hayatımıza katma fırsatı veriyor. Ama önemli olan bunları öğrenmek değil, hayatımıza uygulayabilmek. ️Yaşamını takviminin kölesi olarak yaşamamayı dene. Onun yerine vicdanın ve kalbinin sana yapmanı söylediği şeylere odaklan.
  • 168 syf.
    ·5 günde·10/10
    Tek kelimeyle mükemmel bir kitaptı. Çok beğendim ve  hala anlatılanların etkisindeyim. Bu yaşananlar gerçek olamaz dedim ama yıllarca tarihimizde iktidar hırsının insana neler yaptırabildiğini okumadık mı? Okuduk ama bu  iktidar mücadelesini ustadan okumak inanılmaz etkileyiciydi.
    .
      Engereğin Gözü, Osmanlı İmparatorluğu 'nun en sancılı zamanlarından  birinde geçiyor. Bu hikayenin anlatıldığı dönem,  iktidar olmak  ve iktidar kalabilmek için yapılan entrikaların tarihimizde fazlaca yaşandığı zamanlar. İsimler  verilmemiş olsa da, tarihe ilgi duyanlar,  hikayedeki padişahın #Deliİbrahim olduğunu anladılar bile...
    Osmanlı Sarayının en mahrem yerinde  yaşananları, iktidarın çevresinde dönen dolapları, efendisine sonuna kadar bağlı Habeşli siyahi bir haremağası tarafından anlatılırken, sevgili #zülfülivaneli köle efendi ilişkisi üzerinden  iktidar olmak ve hükmetme hırsının
    insana neler yaptırabildiğinin örneklerini   göstermiş bize. Anlatılan her olay  gözümde canlandı. Usta öyle bir uslüpla yazmış ki masal  gibi  okudum ama  iktidar hırsının  yok edici gücü tüylerimi diken diken etti.Soluksuz okudum, aralarda araştırdım. Gücün olduğu yerde adalet olmaz diye boşuna dememişler. Bu anlatılanlar bunun kanıtıydı.
    .
    Gerçi o zamandan bu zamana da  değişen bişey yok.  #İnsanoğlu hala güç savaşında ve  hala   kendi nefsi ve hırsının kölesi. Ustanın dediği gibi sadece mekanlar değişti. Malesef insan, hala çıkarı için her çeşit günahı işlemeye müsait. Umalım ki insanlar, çıkarları için günah işlemesin.Başını yastığa koyduğunda vicdanı rahat  olsun.
    .
    Keyifle okunan, okurken sorgulatan, Zülfü Livaneli kalemini bilen biliyor, anlatmaya gerek. Bilmeyen de bana göre çok şey kaybediyor. Hiçbir zaman geç değildir diyoruz ve  ustanın kalemiyle tanışmak isteyenlere, bu kitabı okumak isteyenlere şiddetle #tavsiyeediyorum  Zülfü Livaneli candır ️ gerisi teferruat.
  • İnsanların kendilerine miras ya da hediye yoluyla verilmediği sürece, güç veya hile kullanmadan kötü koşullardan yüksek makamlara erişmesinin nadiren gerçekleştiğine inanırım. Ayrıca gücün tek başına yeterli olmadığına ama kurnazlığın çoğunlukla tek başına amacına ulaştığına inanırım; kötü veya ortalama koşullardayken bir tahta sahip olan ve büyük imparatorluklar kuran Makedonyalı Philip’in veya Sicilyalı Agathocles’in ve benzerlerinin hayatlarını okuyan herkes bunu görür. Xenephon, Cyrus’un Hayatı adlı eserinde aldatmanın başarı için gerekli olduğunu gösterir: Cyrus’un Ermenistan kralına karşı yaptığı ilk sefer hilelerle doludur, bu krallığı güç ile değil, sadece hileyle ele geçirmiştir. Xenophon’un vardığı tek sonuç, büyük şeyler başarmak isteyen bir prensin aldatmayı öğrenmesi gerektiğidir. Cyrus ayrıca dayısı olan Med kralı Cyaxares’e de çok çeşitli hileler yapmıştır; Xenophon bu hileler olmadan Cyrus’un elde ettiği büyüklüğe asla ulaşamayacağını göstermiştir. Mütevazı koşullara sahip birinin de sadece açık güç kullanımı ile büyük güçlere kavuşabileceğine inanmam ama sadece aldatma ile başarılı olan çok sayıda kişi vardır, örneğin Giovanni Galeazzo Visconti, Lombardiya devletini ve egemenliğini amcası Messer Bernabo’dan hile ile almıştır. Prenslerin yükseliş dönemlerinin başında yapmak zorunda kaldıklarını cumhuriyetler de yeterince güçleninceye kadar, yani sadece gücün yeterli olduğu zaman gelene kadar yapmak zorundadır. Roma büyümesini devam ettirmek için şansıyla veya seçimleriyle her türlü vasıtayı kullandığı gibi, aldatmaktan da asla çekinmemiştir; yukarıda açıkladığımız gibi, Latinlere ve diğer komşu milletlere yaptığı gibi, milletleri dostu ve müttefiki haline getiriyormuş gibi yaparak kölesi haline getirmek yolunu seçmekten daha büyük bir hile de kullanamazdı..
  • Halkla ilişkiler, her zaman gücün garantisi değildir, çünkü halk çift taraflı bir madalyona benzer: Halkın lideri de olabilirsiniz, kölesi de. Köle olmak durumunda bir kurban ve bir demagogdan başka bir şey değilsinizdir.