Üniversitede sabah genel görelilik dersine, öğleden sonra da kuantum mekaniği dersine giren bir fizik öğrencisi, ya profesörlerin ahmak olduğunu ya da bir yüzyıldır birbiriyle konuşmayı unutmuş olduklarını düşünmeden edemez: Öğrencilere dünyanın birbiriyle taban tabana zıt iki imgesini öğretirler. Sabah, dünya her şeyin sürekli olduğu eğri bir uzaydır; öğleden sonra dünya enerji kuantasının sıçrayıp durduğu düz bir uzaydır.
Şimdilik madde hakkında bildiğimiz bundan ibaret. Varlıkla yokluk arasında sürekli olarak titreşip dalgalanan, hiçbir şey yokmuş gibi görünürken ortalıkta cirit atan, galaksilerin, sayısız yıldızın, kozmik ışınların, güneş ışığının, dağların, ormanların, buğday tarlalarının, partilerdeki gençlerin yüzlerindeki gülümsemelerinin ve gece yıldızlarla dolu karanlık gökyüzünün devasa öyküsünü anlatmak için kozmik bir alfabenin harfleri gibi sonsuz olasılıkla bir araya gelen bir avuç temel parçacık...
Kuantum mekaniği ve parçacık deneyleri bize evrenin, nesnelerin sürekli olarak kıpır kıpır kaynaşması olduğunu ve bunların bir var, bir yok olan anlık varlıklar olduğunu öğretti.