Bazıları şok edici bir olayın ardından ışıltılı geçmişlerinde hapsolurlar, öyle ki, yaşadıklarını ancak kendileri için büyük anlamı olan bir anın içindeyken hissederler. Onlar için hayatın özeti bundan ibarettir. Üzerinden yıllar geçen o kısacık anın içinde yaşamlarını anlamsızca sürdürdükleri sırada hem güzel hem de kötü anılar parmaklarının arasından kum gibi akıp gider. Hayatın akıp gittiğinin farkına bile varmadan geçmişte takılı kalan herkes -dedesi, annesi, o ve ben- yaşarken ya da ölüyken aslında sadece mazinin hayaletidir.
Evlatlarının hayatını mahveden, geleceğini çalan ebeveynler sadece kendi yaşamlarını bir illüzyon üzerine kurmakla kalmayıp bu yaşam tarzını çocuklarına da zorla kabullendirmeye çalışırlar. Bu tür ebeveynleri anlayabilmek için saplantılı bir bakış açısına sahip olmanız gerekir. "Seni yetiştirdiğim için şükret" sözlerinin öncesinde "Öldürmek ya da ölüme terk etmek yerine" cümlesi saklıdır ve muhtemelen bu konuda ciddidirler. Çünkü Ikinci Dünya Savaşı'nı görmüş geçirmiş nesil gibi, Kore Savaşı'na maruz kalan benden önceki iki kuşağın da en fazla önem verdiği şey insani bir hayat yaşamak değil, hayvani bir içgüdüyle hayatta kalabilmekti.
Öyle de olsa, anlamak ve affetmek birbirinden tamamen farklı meselelerdir.
Çocuklar hayatta kalabilmek için etraflarında olup bitenleri kendi başlarına çözerler. Algıları sınırlıymış gibi görünse de insanların kendilerine karşı tutumunu ve onlara güvenip güvenmemeyi, yetişkinlere nazaran çok daha hızlı ve isabetli bir şekilde öğrenirler.