• 592 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    10 yıl önce okuduğum, bana çok şey katan kitap. Bunu okumadan büyümek olmaz. Sofi'nin Dünyası'na adım atmalı, o dünyayı solumalı.

    Not: Kitap ismi ile sizleri yanıltabilir, felsefe üzerine.
  • 576 syf.
    ·96 günde·Beğendi·10/10
    Uzun zamandır beni böyle etkileyen bir kitap okumamıştım. Liseden beri gelegelmiş felsefeye olan mesafeli duruşum bu kitapla aştım ve belki de hayatımdaki en mantıklı işlerden birini yaparak felsefeye adım attım. Adım diyorum çünkü bu kitap sadece bir başlangıç. Dünyaya bambaşka bir pencereden bakmanızı sağlıyor. Gerek kitaptaki kurgu ve felsefi altyapısının yanında mükemmel hikayesiyle benim için bir başyapıt oldu kendisi.
  • 592 syf.
    ·Puan vermedi
    Lise de felsefeye olan merakımla Hocamın tavsiyesi üzerine okumuştum bu kitabı. Bu kitapla birlikte daha da çok sevdim felsefeyi. Eğer okuduğunuz kitap size felsefik birseyler katsın istiyorsanız kesinlikle okumalısınız en sevdiğim kitaplardan sadece bir tanesi. Felsefe anca bu kadar güzel bir hikaye tadında anlatılabilirdi
  • 576 syf.
    Sofi ile tanışmam beş ya da altıncı sınıfa gittiğim zamanlara rastlıyor. Evde kendimi bildim bileli gördüğüm bu kitaba karşı merakımı uyandıran şeyse ismi olmuştu. Sofi’nin Dünyası bana içinde ilginç maceraların geçtiği Alice Harikalar Diyarında misali bir kitap izlenimi vermiş, turuncu kapağının da cazibesine kapılarak okumaya başlamıştım. Kitap okuldan dönen Sofi’nin posta kutularında esrarengiz birinden gelen mektubu bulmasıyla başlaması beni kitaba bağlasa da sonraları yaşımın beklediği heyecanı bulamadığımdan olacak elli küsür sayfa ancak sürdürebilmiştim. Aradan yılllar geçti ve kitabı şimdi okuduğumda bana hissettirdiği duygu tatmin olunmuşlukla birlikte geç kalmışlık hissiydi.

    Kitap 1990 yılında basılmasının ardından onlarca dile çevrilmiş ve elli milyon civarı satış yaparak Gaarder’ın da hiç ummadığı kadar beğeni kazanmış. Sofie’nin Dünyası bir düşünce kitabından çok felsefi bir roman özelliği taşıyor.
    Kitabı benim için ayrıcalıklı kılan şey ise felsefe tarihinin zekice bir kurgu içerisinde yedirilerek içerik yönünden tatmin etmesi ve bunu yaparken de bilgiye boğmadan sürüklemesi oldu.

    Kitap felsefe hakkında genel bilgiler vererek (felsefe nedir ne değildir nasıl doğmuştur mitler vs) başlıyor ve ardından sırasıyla doğa filozoflarından başlanılarak helenizm ortaçağ rönesans barok ve aydınlanma çağı ve romantizm dönemi şeklinde bölümlerle günümüze kadar genel bir felsefe tarihi bilgisi vermiş oluyor. Bunları sırasıyla okurken bahsedildiği dönemi önemli kılan Sokrates, Platon, Descartes, Spinoza Locke , Kant , Marx, Hume, Freud gibi filozofları da tanımış oluyoruz.

    Belli bir felsefi birikime ulaşmış kişiler bilgi açısından kendilerine çok yeni bilgiler katmış olmayacaklar belki ama yine de kitabın sıradanlıktan uzak olması genel kültür açısından muhakkak kazandıracağı bilgiler barındırması onu farklı kılan özelliklerden. Her ne kadar geç kalınmışlık hissiyle okusam da felsefe tarihinde iz bırakmış kişilikleri belli bir düzen içerisinde okumak konumlandırıldığı dönemleri hatırlamak kendi adıma zevkliydi. Kitabın genel olay örgüsü okuyucu tarafından başlangıçta sıradan olarak algılansa da yazar zekice bir kurguyla ters köşe yapmayı da ihmal etmemiş. Bunu anlamak için yaklaşık iki yüz sayfa kadar ilerlemek gerekse de bu yolculuğun değdiği hoş bir kitaptı.

    Bu kısım kitapla alakalı değildir

    Kitabın benden önce babam tarafından kimi yerlerinin çizilip kimi yerlerine de kelimelerin not edildiği yaşanmışlıkla dolu bir kitap olması da bana bu okuma deneyimini ayrıcalıklı yapan şeylerden oldu. Normalde çok samimi olduğumuz söylenemese de bu yazılar sebebiyle kendisiyle daha da özel bir bağım oldu sanki. Etkilendiğimiz altını çizdiğimiz satırların bizim kişiliğimizi yansıttığını, duygularımızın gizli şahidi olduklarını anladım. Altında çok daha derin anlamlar barındırdıklarını yaşadığımız kafa karışıklıklarını, kendimizi bulduğumuz ama dile getirmediğimiz düşünceleri ele verdiklerini de. Belki de bu yüzden babamın yirmi sene önce çizdiği bu satırlar bana sanki onun zihin dehlizlerine inip oralarda geziniyormuşum hissi yarattı.
    Kendisinin hiç haberi olmasa da kitabı birlikte okuduk. Kimi zaman onun beğenmediği yerleri ben çizdim kimi zaman da onun çizdiği ama benim anlamadığım yerlerde durakladım. Ve bu şekilde iki kişinin yolculuğuyla sona erdi kitap. Bir kitap duygusallıktan uzak olsa da üzerinde sahibinden izler taşıyan, üzerinde solmuş bir tükenmez kalemle yazılan notların olması bile insana farklı hisler yaşatabiliyor.
  • 592 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sofi’nin Dünyasını Okudum Ve Herkese Önerdim. 2 tane arkadaşım benim özel sevgim yüzünden okudular ve bayıldılar. Hepmizin ekmek, su gibi ihtiyacı olan felsefe bilimini sevdirmesi,öğretmek ve düşünmeyi teşvik etmesi biz okurları bence kendine çeken ana nedenlerden biri. Sofi (ana karakterimiz) Kendime en yakın hissettiğim kişi oldu. Felsefeyle tanışmam, onun peşinden koşup daha nice güzel filozof ile tanışmama fırsat olduğu için minnettarım.
  • 592 syf.
    ·Beğendi·8/10
    "Yeni düşünceIeri ortaya çıkaran hayaI gücü biIinçten önemIidir."AIbert Einstein

    Felsefe; düşünmenin adı. Bu kitapta da "Felsefe tarihi üzerine bir roman" diye yazılmış. Yani düşünce tarihinin romanı.

    İnsanlar ne düşünmüşler? Herkes düşünür de, kimler düşünmüşler? Şu isimlerini illaki bir yerlerde duyduğumuz filozofların derdi neymiş? Hayatın başlangıcı, amacı ve sonu hakkında ortak ve değişik bakış açıları nemize gerek? Bu sorularla muhatap olmak istiyorsanız, hepsi bu kitapda mevcut.

    Bu kitabı hep bir klasik olarak görmüşümdür.Bu kadar kapsamlı ve ilgisi olmayanların okumaktan sıkılacağı bir konu, ancak bu kadar sade ve güzel bir dille anlatılabilirdi.Tek silahı düşünmek olan insanın M.Ö 1000 li yıllardan günümüze kadarki gelişimi anlatılıyor. Sofi ve Hilde'nin refâkatında dünyanın başına gelen dönemler ve devirler birbirini kovalıyor. Fakat öylece hemen değil, yavaş yavaş.

    Ayrıca kitabın bir bölümünden sonra beyninizin iki çekirdeğini de çalıştırmanız gerekiyor. Çünkü hikâye belli bir boyuta geçerek daha enteresan bir hal alıyor.

    Bittiğinde ne kadar az düşündüğümü fark ediyorum. Aslında her öğretide düşünmenin tetiklenmek istemesi bizi tekdüzelikten kurtarmak isteye dursun, bizim kolaya kaçmamız ve toplumdaki kalıplaşan kabullenilmişliklerin yıkılamaması zaten zayıf olan bu çabamızı da bitiriveriyor. Gündelik rutin hayatımız içerisinde tekerlenmeye devam ediyoruz.

    Yine din ve düşüncenin birbirlerine sanki düşmanmış gibi çarpışması, düşüncenin tıkandığı yerde akıl ve vicdanımızı rahatlatamıyor. Ya düşünce çarklarımız boşta dönüyor ya da, rehavetle kaderci anlayış ataletiyle üstümüze çöküyor. Kurtuluş reçetesi olan iki faktörün birbiri ile örtüşmesi halen daha günümüzde mevcut değil.


    Eee dünya geldi bilmem kaç yaşına. Bizim ömrümüz zaten ortalamalarla sabit. Genişleyen evrenin big-bang la başa dönmesi ya da, yıldızların dökülüvermesi de ihtimal içinde olduğuna göre. Boşu boşuna ömrümüzü heba etmeyelim, şu kısacık zamanı değerlendirelim. O zaman fikrimiz gelsin. Düşünelim öyleyse var olduğumuzun farkına varalım. Varlığımızı bedensel değil tinsel yapalım. Ya da en iyisi hep okuyalım. Mesela okumaya bu kitapla devam edelim. Böylece özgür olalım. Aksi taktirde bu dünya da, bu beden de, bu kâinat dahi bize dar gelecek vesselâm...
  • 15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda "Kimsin" yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Eco'nun "Gülün Adı"nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor.