Korktuğumuz şeyleri dillendirebilirsek, bizdeki etkileri biraz olsun azalır, tıpkı çocukluğumuzdaki kimi oyunlar gibi. Bir arkadaşımız yüzünü örtüp bizi korkutmak istediğinde, örtünün altında kim olduğunu bilsek de korkarız, ta ki örtü açılıp bildiğimiz şeyi tekrar görene kadar sürer bu korku. Sonra tatlı bir rahatlama olur ve haykırarak korktuğumuz gibi bu sefer de haykırarak güleriz.
Sems-i Tebrizi'den bırakıyorum; “kalp ruha der ki: ben severim, aşık olurum;ama acısını nedense hep sen çekersin.
ruh da cevap verir: sen yeter ki sev.”
Her ölüm dünyada bir çatlak açar, bir boşluk bırakıp öyle gider kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş hissederler kendilerini.
Oysa zamanla çevre dokunun da çatlaması ve boşalmasıyla, o çatlak belirsiz -öteki çatlaklardan ayırt edilemez- hale gelecek; o boşluk da zaten yok olacaktır. Ama kişiler bunu düşünemezler:uğraşıp dururlar o çatlakla, o boşlukla -ama faydasızdır bu çaba:çatlak kapanmaz, boşluk dolmaz; uğraşıp durur kişiler, kendileri de birer çatlak, birer boşluk olana dek - o zaman da görevini yeni kişiler devralmış bulacaklardır kendilerini...