Çünkü ruhumuz bu fani kalıptan sayılıp ölüm uykusuna daldığı an, nasıl bir rüya göreceğimizi kim bilir? işte bize düşündüren ve uzun ömür felaketine katlandıran bu. Yoksa kim, bir yalın hançerle hayata son vermek varken, zamanın darbelerine ve hor görmesine, zalimin zulmüne, mağrurun küstahlığına, reddedilmiş aşkın sızılarına, adaletin sürüncemesine, mevki sahiplerinin hakaretine, liyakat ehlinin liyakatsizler tarafından aşağılanması na katlanır.Kim bu yüklere tahammül eder.Eğer o keşfedilmemiş, o sınırlarından hiçbir seyyahın geri dönmediği alem, o ölümden sonraki şeyin dehşeti irademizi şaşırtmasa, ömrün meşakatleri altında terler, iner miyiz?Bütün bunlar bize, bilmediğimiz fenalıkları atılmaktansa, içinde bulunduklarımıza katlanmayı boş gösteriyor. İşte hepimizi korkak yapan, bu şuurumuzdur. İşte endişeler azim ve kararlarımızı solduruyor, tüketiyor, yüksek ve önemli girişimler, bu sebepten dolayı, yönlerini değiştiriyor, faaliyet özelliklerini kaybediyorlar.