• ALLAH,ın yarattıklarından en fazla buğzettiği iki kişidir. birincisi Allah,ın [Günahları sebebiyle] kendi başına bıraktığı kimsedir. Bu kimse doğru yoldan sapmış, bidat sözler ve halkı saptırıcı çağrılara yönelmiştir. O halde bu kimse, kendisi vastasıyla fitneye düşenler için bir fitnedir. kendinden önce doğru yoldan gidenlerin yolundan sapmıştır ve hayattayken veya ölümünden sonra kendine uyanlar için saptırıcıdır. [dolayısıyla] hem kendi günahının ipoteğindedir, hem de başkalarının günahını yüklemiştir. [ ALLAH,ın en çok buğzettiği] ikinci kimse ise bilgisizlikleri kendinde toplayan ve ümmetin bilgisizleri arasında kendine bir yer edinmiş kimsedir.[bu kimse] fitne ve fesat karanlığında[kurtuluş yolunun olmadığından] habersiz yaşamakta ve [insanların arasını] islah ederken kör mü kör olmaktadır. insan suretinde olanlar onu bilgin sayar. halbuki öyle değildir. her gün azı çoğundan hayırlı olan şeyleri çoğaltmanın peşinden koşar kokmuş sudan kanasıya içer ve boş şeyler biriktirir. halkın arasında hüküm vermek için oturur insanları şüpheli bilinmez şeylerden kurtarmayı iş edinir kendine belirsiz bir şey sorulsa kendi gürüşlerince saçma sapan sözler ifade eder. sonra da buna kendisi de inanır yakin eder. O şüpheleri örtmede ağını ören örümcek gibidir. doğru mu yanlış mı hüküm verdiğini bilmez. doğru hüküm vermişse de hata etmekten korkar. yanlış hüküm vermişse doğru hükmettiğini ümit eder. cahildir cahaletler içinde birçok hata yapmaktadır. daima önünü gürmeyen develere biner[meselelere nasıl cevap vereceğini bilmemenin şaşkınlığı içindedir] kesin cevaplar veremez. rivayetleri faydasısz kuru otları savuran ruzgar gibi savurur.[bilgisi olmadığından rivayetlerin sıhhat ve butlanına dikkat etmeksizin her yerde nakleder. Allh,a andolsun ki kendine sorulan şeylerde hüküm vermeye gücü yok kendisine bırakılan iş hususunda ehliyet ve liyakate sahip değil. Nehcül Belaga-17.hutbe
  • “Biliyordum ardım sıra koşup geleceğini” dedi “Geri dön ve onlarla ol... Yarın da onlarla ol... Hatta hep onlarla ol!... Ben... Belki gelebilirim... Olanak bulursam... Elveda!”
    Ve elini bile uzatmadan dönüp yürüdü.
    “Nereye gidiyorsun?” diye mırıldandı Razumihin; iyice şaşırmıştı. “Ne oluyorsun? Neyin var? Böyle şey olur mu hiç?..”
    Raskolnikov bir kez daha durdu.
    “Son kez söylüyorum: Beni kesinlikle arayıp sorma. Sana verecek hiçbir cevabım yok... Evime de gelme! Ben belki buraya gelirim... Beni bırak, onları ise bırakma. Ne demek istediğimi anlıyorsun, değil mi?”
    Koridor karanlıktı; bulundukları yerde bir lamba yanıyordu. Bir dakika kadar hiçbir şey konuşmadan birbirlerini süzdüler. Razumihin hayatı boyunca unutmadı bu anı. Raskolnikov kor gibi yanan gözlerini Razumihin'e dikmişti, bu bakışlar, her saniye sanki biraz daha güçlenerek, Razumihin’in ruhuna, bilincine işliyordu. Razumihin birden ürperdi. Aralarında sanki tuhaf bir geçiş olmuştu... İkisinin de çok iyi anladığı korkunç bir düşünce, bir ima birinden ötekine geçmişti. Razumihin birden ölü gibi sarardı. Yüzü allak bullak olan Raskolnikov:
    “Şimdi anladın mı?” dedi. “Hadi, onlara dön!”
    Ve hızla arkasını dönüp çıktı. Razumihin yanlarına döndükten sonra, o gece Pulheriya Aleksandrovnalarda neler olduğunu, yatıştırdığını, kendisine Razumihin’in onları nasıl Rodya’nın hasta olduğunu ve dinlenme olanağı vermeleri gerektiğini onlara nasıl anlattığını... Rodya’nın kesinlikle geri döneceğine, kendisinin onları her gün ziyaret edeceğine, Rodya’nın sinirlerinin çok, ama çok bozuk daha olduğuna da ve onu sinirlendirmemek gerektiğine, kendisinin onu nasıl bir an bile yalnız bırakmayacağına, nasıl en iyi doktorları bulup getireceğine, konsültasyonlar yaptıracağına yeminler ederek onları nasıl inandırmaya çalıştığını burada anlatmayacağım. Şu kadarını söyleyeyim ki, o geceden sonra Razumihin onların oğlu ve kardeşi oldu.
  • Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki... Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...

    | Şükrü Erbaş 🌻
  • 688 syf.
    ·19 günde·10/10
    10/10 :)
    Dostoyevski’nin bu unutulmaz eserinde her ne kadar suçun ne olduğunu ve nedenini sorgulamamız gibi birçok sorgulamalara yarayan diyaloglar yer alsa da eser, suç ve suçluluk psikolojisi çözümlemelerini yüklüce işlemiş olacak ki kitabın içine daldığımızda kendimizi tanrıtanımaz Raskolnikov’un nöbetlerini sayıklamalarını yaşarken, suçunu içselleştirmeye çalışırken buluveriyoruz.
    Dostoyevski sadece ana karakterle değil romandaki diğer karakterlerle de bir şaheser koymuş ortaya... Romandaki diğer bazı karakterler bir başka romanın ana karakteri olacak kadar parlak...
    Ayrıca Roman Rus toplumuyla ilgili özellikle de Petersburg şehrinin sosyokültürel durumu hakkında da okuyucuya fikir veriyor...
    Bu Romanı öyle her gün 10-20 sayfa okurum mantığıyla alıp okumayın sürükleyici bir roman uzun vaktinizi alabilir almalıdır da...

    Şu önemli 3 alıntıya yer vermek istiyorum,

    1 -“Ben bir insan öldürmedim, bir ilkeyi öldürdüm! Evet, bir ilkeyi öldürdüm, ama ama üstünden aşıp ötesine geçemedim, bu yanda kaldım... Yalnızca adam öldürmeyi becerebildim. Hatta anlaşılan bunu bile beceremedim...”
    ...
    2 “-Suç mu? diye bağırdı Raskolnikov; bir anda öfkeden deliye dönmüştü. ne suçu? öldürenin kırk günahından arınacağı aşağılık bir tefeciyi, hiç kimseye hiçbir yararı olmayan, yoksulların kanını emen zararlı bir biti öldürmek mi suç!”
    ...
    3 -“Maddi olanaklara ve iktidara kavuşmak böylece insanlığa yardım etmek için de öldürmedim.Bütün bunlar palavra! Ben öylece öldürdüm, kendim için yalnızca kendin için yaptım bunu. Beni bu cinayete sürekleyen başlıca sebep, paraya duyduğum gereksinim de değildi; çünkü paraya duyduğum gereksinim bütün başka şeylere duyduğum gereksinimimden fazla değildi...”
  • “Sence bu yarasa seni çok seviyor mu?”
    “Sevmez olur mu..?
    “Yürekten mi seviyor?”
    “Kesinlikle.”
    “Öyleyse geleceğine emin olabilirsin. Biraz gecikebilir ama bir gün mutlaka seni bulacaktır.”
  • Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız
    Ukbâda belki olsa gerek itibârımız.
    Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet,
    Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız.
    Yükseldi arşa neşvesi dünun, esâfilin;
    Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız.
    Baş eğmedik edâniye ikbâl ü câh için;
    Mâziye, ırka, sancağadır iftihârımız.
    Şâd olmamak olur mu, Kızıl Elma semtine
    Bir gün dönerse râyet-i âli-tebârımız.
    Hiçbir emel gönülde karâr etmiyor bugün,
    Ermektedir, şitâya hazin sonbahârımız.
    Hakanların dikilmeli Altay’da tuğları,
    Varsın cihanda olmayagörsün mezârımız.

    Hüseyin Nihal Atsız
  • Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız
    Ukbâda belki olsa gerek itibârımız.
    Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet,
    Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız.
    Yükseldi arşa neşvesi dünun, esâfilin;
    Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız.
    Baş eğmedik edâniye ikbâl ü câh için;
    Mâziye, ırka, sancağadır iftihârımız.
    Şâd olmamak olur mu, Kızıl Elma semtine
    Bir gün dönerse râyet-i âli-tebârımız.
    Hiçbir emel gönülde karâr etmiyor bugün,
    Ermektedir, şitâya hazin sonbahârımız.
    Hakanların dikilmeli Altay’da tuğları,
    Varsın cihanda olmayagörsün mezârımız.

    Hüseyin Nihal Atsız