• Bugün internet paketim yenilendi çok şükür. Aslında şu birkaç gün yazmamayı düşünüyordum. Sonra fikrimi değiştiren... 
    Uzun zamandır tv izlemiyordum. İki üç gündür belgesel kanallarını ingilizce yayın yapan kanalları haberleri yorumları vesair izliyorum. 
    Özellikle insan belgesellerini çok seviyorum mesela. Farklı hayat şartlarında farklı problemlerle boğuşan ve farklı sevinçler yaşayan insanların özündeki birliği görmek bana yeni ufuklar açıyor.
    Bugün, bir japon tv kanalında ingilizce olarak Karadenizin kara lahana sarmasını ve mısır çöreğini anlattılar. Sunucunun "kaaralaahanısaarmısı" gibi zorlu telaffuzu çok hoşuma gitti. Bildiğiniz bizim Karadeniz köylerimizden birine gelmiş türk mutfağı programı çekmişler. Bizim laz emicemiz türkçe konuşuyor arka efektten japon sunucu ingilizce tercüme ediyor. Keyifliydi.
    Haberler... Bazen ağaçta mahsur kalan kedi bazen arabada mahsur kalan bebek bazen âşık atışması yapan siyasetçiler bazen şiddete maruz kalan kadın ya da erkek bazen istismara maruz kalan bir çocuk bazen kurunun yanında yanmaya mahkum edilen yaşlar bazen bir cinnete kurban giden canlar... görebilirsiniz. (Bütün bunları başka yazılarımda uzun uzun konuşacağız. Henüz çok sorum var ve okuyor araştırıyorum. Zamanı gelince yazarım inşEllah yine böyle kendimi tutamazsam falan)
    Ve şimdi saat 01.00 beni klavyeyi elime almaya zorlayan konuya geliyorum. Bir yorum programı dinledim biraz önce. Saatlerce konuştu birbirine sorulacak soruları olan insanlar. Ve ben bütün konuşulanlardan şu soruları çıkardım sonuç olarak:
    Neden inanmaya olan ihtiyacımızı görmezden geliyoruz?
    Neden, Yaratıcı olarak Allah'ı ve din olarak islamı kabul edenlerimiz, kendi inancımızın hakikatini araştırıp öğrenmiyoruz?
    Neden cincisi büyücüsü eli silahlısı cebi haram paralısı arkası düşman olanı bilmem nesi, müslüman kılığında rahatça işini görebiliyor?
    Neden şeytanın ayak takımını ayırt edemiyor ve sürükleniyoruz peşlerinden?
    Neden sırf Allah için Kuran ve sünnet yolunda ehli sünnet itikadında ümmeti Muhammede faydalı olmaya gayret edenleri ayırt edemiyoruz?
    Neden cennet gibi süslenmiş ateşleri gördüğümüzde, hakiki cennetlere cehennem muamelesi yapıyoruz?
    Neden kendi inancımızın bu kadar cahiliyiz?
    Neden kendi inancımızın ilmini bize öğreten Ehli sünnet alimlerimizle aramız bu denli mesafeli? 
    Neden biz acil fetvalarla da gayet iyi sırat geçer olmuşken azdı bu münafıklar?
    Neden biz hakikate emek vermektense hızlı hazır yorumlara göre dini görüş edinmeye meyl eder olduk? 
    Akılsa akıl. Gönülse gönül. Kuransa Kuran Sünnetse Sünnet! 
    Ne akıllı beğenir olduk ne gönül sahibi. Ne Kuranın maksudunu merak eder olduk ne matlubunu. Ne hadis beğenir olduk ne de haşa o hadisi ilk zikreden şerefli ağzın mübarek sahibi Efendimizi sav. 
    Din neydi sahi? İslam neydi? Kuranı Sünneti bizzat ehlinden öğrenmeye samimi niyet ettik tanımak sevmek istedik mi? Allaha sırf bunun için samimiyetle dua ettik mi? Allahın önümüze açtığı yollardan yürümeye adım attık mı? Hiç aslına hasret duyduk mu canı gönülden? 
    Neden?
    Neden bizi bilmediğimiz yerden vurmalarına müsade ediyoruz?
    İtiraf edelim bilmiyor ve bilmek de istemiyoruz bilmem ne sebepten? İlim! 
    İlim, hele ki islam! İlmin ilk hecesi. Oku. Sanmıyorum ki internette okuyuverdiğimiz, hani şu sunduğu kolaylıklar işimize de gelen pratik dini bilgiler olsun. Bana öyle geliyor ki bildiğimizi sandığımız akli bilimlerimiz, bildiğimizi sandığımız dini ilimlerimizi bize öğretmekte aciz kalıyor. Biraz da bizim istememiz ve gayret etmemiz gerekiyor. İki kanatlı kuş ancak daha dengeli bir şekilde daha önlere doğru ilerler. 
    Hangi kanadımıza yumruk savuruyorsa avcı, o kanadımızla gerekirse o meşhur tokadı indirelim suratlarına. Öylesine sevelim kanatlarımızı. Öylesine özen gösterelim antrenmanımıza. Dinimizi de bilelim dünyamızı da. Dinimize insanımıza vatanımıza akıl ve gönül vermişsek, hangi iş üzere olursak olalım gizli kanadımız da şehadetle açılır o vakit inşElah. 
    Size günahsız ağızla yazmadım bu yazdıklarımı. Ben de okuduğu ilmi aklına yazanlardanım ki cevabın yarısını unutup dara düşünce google hocaya soruveriyorum bazı soruları. Ben de cahiliyim gerçek tarihimin. Olmayalım böyle. Öyle iyi bulalım ki ilmimizin kaynağını aklımızla, ilmi aldığımızda direk gönlümüze gelsin cevaplarımız. İrademizle ayırt edebilelim cehennem odunuyla cennet kuşunu. Allah hepimize feraset basiret versin o vakit. Selametle. FATMA ZEHRA AKYIĞIT FZA
  • Peygamberimiz bir hadisinde," günahsız bir ağızla dua ediniz." buyurmuştur.
    Sormuşlar:
    -Bir insanın hiç günahsız olması mümkün müdür?
    Buyurmuş ki:" Birbiriniz için dua ederseniz, günahsız ağızla dua etmiş olursunuz. Çünkü, sen başkası adına günah işleyemezsin... "
  • Peygamberimiz (S.A.V), "Kardeşin kardeşe gıyabında duası reddedilmez." buyurmuştur..
  • *Rivayet edilirki bir gün Allah Hz. Musa'ya bana günahsız bir ağız ile dua et duanı kabul buyurayım demiştir. Hz. Musa ise dünyada hiç günah işlememiş kötü bir söz söylememiş bir insan varmı ki demiş. Allah ise bir kardeşin bir kardeşe duası günahsız ağızla edilmiş bir dua gibidir demiş.
    *Bu mübarek gecede Allah'tan tüm Islâm alemi ve insanlık için hayır diliyorum. Bütün günahlarımızın mağfiretini istiyor ve tüm hasta çocukların, savaş ortasındaki çocukların ve yetim çocukların mutlu olup sıkıntılarından kurtulmasını niyaz ediyorum.