• Aşkın Şarâbı...

    (Şiirin Hikayesi

    "Deli Yürek" dizisinde deniz kenarında bir gece vakti bir sarhoş ile Yûsuf'un muhabbetini izlerken düştü hatra...
    -"İç... Kendinden geç... Denizi içeçekmis gibi bakıyorsun...Gel... İç aşkın şarabını gel... Herkese sunulmaz bu!..." diyor... Diyor amma nasıl?...
    Yıllar yıllar sonra izlerken düştü bembeyaz bir sayfaya yazılanlar...
    Bugün...
    Bu akşam...
    Arzu edenler "Aşkın Şarabı" adlı videoya bir göz atabilir...
    Yada bir kalb...
    Şu güzel şiirinin de "şiirimin hikâyesi" noktasında hatrı sayılır bir payı var...

    Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram
    İnsan Ol Cihanda Bu Dünya Fani
    Ehline Helaldir, Na Ehle Haram
    Biz İçeriz Bize Yoktur Vebali

    Sevap Almak İçin İçeriz Şarap
    İçmezsek Oluruz Düçar-ı Azap
    Senin Aklın Ermez Bu Başka Hesap
    Meyhanede Bulduk Biz Bu Kemali

    Kandil Geceleri Kandil Oluruz
    Kandilin İçinde Fitil Oluruz
    Hakkı Göstermeye Delil Oluruz
    Fakat Kör Olanlar Görmez Bu Hali

    Sen Münkirsin Sana Haramdır Bade
    Bekle Ki İçesin Öbür Dünyada
    Bahs Açma Harabi Bundan Ziyade
    Çünkü Bilmez Haram İle Helali

    Harabi

    Şiirin hikâyesi; hikâyeli şiir böyle idi...
    Muhabbetle...)

    Doldur... Ey sâki!...
    Doldur... Mey doldur...
    İçelim bâki...
    Bir hoş olalım...
    İçelim... Doldur...
    Sarhoş olalım...

    Bildir... Ey kerem!...
    Bildir... Aşk bildir...
    Geçelim bu dem...
    Ki; şem olalım...
    Geçelim... Bildir...
    Adem olalım...

    Daldır... Ey medet!...
    Daldır... Hây daldır...
    Açalım elbet...
    Şâhit olalım...
    Açalım.... Daldır...
    Âit olalım...

    Güldür... Ey güzel!...
    Güldür... Cân güldür...
    Biçelim gazel...
    Şâir olalım...
    Biçelim... Güldür...
    Sâir olalım...

    Öldür... Ey sultan!...
    Öldür... Ben öldür...
    Göçelim burdan...
    Diri olalım...
    Göçelim... Öldür...
    Biri olalım...

    Buldur... Ey vâsıl!...
    Buldur... Hû buldur...
    Seçelim asıl...
    Mânâ olalım...
    Seçelim... Buldur...
    Rânâ olalım...

    Oldur... Ey güneş!...
    Oldur... Nâr oldur...
    Saçalım ateş...
    Yanalım artık...
    Saçalım... Oldur...
    Yakalım artık...

    Ankara, Ocak 2009
  • Çukur ve Şarap etkisi nedir?
    Dün gece uzanmışım kumsala güneş çarpar yüzüme.. Sertap ablanın şarkısında ki gibi .. Bende gelmişim okuldan, minibüslerde otobüslerde metrolarda sürünerek, cebimde ki son parayı da harcamışım okulla ev arasında ki ulaşıma.. herneyse geldim huzur dolu evime, Anişkomun kötü yemeklerini yedikten ve şükürler olsun bugünde aç karnımı doyurdum diyerekten, tavuk misali kafamı kaldırdım yukarıya dua ettikten sonra geçtim odama, hem dinleneyim hem de bir şeyler okumak istedim. Sonra salondan bir müzik sesi .. aşina olduğum bir melodi sevdiğim bir parça.. koştura koştura salona girdim. Mehmet Güreli’nin kimse bilmez parçası.. aaaa Çukur dizisinde, bu dizide cidden güzel müzikler çalıyor. Yapımcılar bu işi iyi biliyor. Ahaaaa ne göreyim. Mehmet abinin parçasında geçen ŞARAP kelimesi sansürleniyor. Şimdi güzel abilerim ve ablalarım diziye bakınca Silah ticareti, organ mafyası, uyuşturucu kartelinden tutunda, insan kaçakçılığının olduğu, yasaların hiç birinin tanınmadığı, yasa dışı ilişileri yücelten ve bunu bir haltmış gibi süsleyip püsleyip burnumuza sokan bir dizi. Diyor ki sana. Sen eyyy evinde oturan televizyonun karşısında karnını kaşıyıp salaklaşan halk. Bak hertürlü gayri meşru ilişkileri burada sana meşru gibi gösterebilirim ama ŞARAP kelimesini bile şarkının içinde geçen sansürlerim. Çünkü biz islam toplumuyız ..Alkol haram ama mafya olmak haram değil. İnsan öldürmek haram değil. Silah ticareti yapmak haram değil. Emniyetin içine girmiş mafya uzantıları haram değil. Arabanın üstünde müziği açıp, elinde silahlarla dans eden ( bunlar yeni versiyon mafya bozuntuları) çatışmaya giren adamlar .. haram değil. Lan ne haram bize ... ? ŞARAP haram size.. Sen zaten bu iğrenç dizileri yayınlayarak en büyük şarap etkisi yaratıyorsun bize . Çakırkeyf moduna sokuyorsun bizi.. Gerçeklikten uzaklaştırıyorsun. Seyrettiğimiz herşeyi kendimiz yaşıyormuş gibi zevk aldırıyorsun. İçine güzel müzikler yerleştirip bizi bizden geçiriyorsun, sonrada ŞARAP kelimesini sansürlüyorsun. Bu Ne perhiz, Bu ne lahana turşusu..??? diye sormakta bana düşüyor. !... mıhlanmışım tv nin karşısına ağzımda salyalar akıtarak izlemeye koyulmuşum. Uzun zamandır da izlememişim.. dersler malümünüz.. tv nin karşısında küçük çaplı beyinsel orgazm yaşadıktan sonra.. Kanalları dolaşmaya başladım..ne göreyim biri haber kanalında .. çok değerli devlet büyüğümüz ve sanatçı camiası (???!!!???) Mehmetçik’e moral desteği için bir kışlaya gitmişler.. sazlı sözlü bol fingirdemeli.. botoksları suratlarıyla ekranlara sırıtıyorlar, çibeliyorlar... Yazık ulan İbrahim Tatlıses’e Çin çarpmış ucube gibi anırıyor, Nerden nereye ... Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin. Kasımpaşa’nın eli maşalı ablası Seda bacıyı.. benim platoniğimin sevgilisi gibi şişirilen balık dudaklarıyla, Sulukulenin boncuğu Sibel Can abla.. ve en önemlisi Yavuz Bingöl .,, savrulmuş ilkelerinden uzaklaşmış., daha doğrusu bir dönemler ekmek yemek için, ilkeli insanların dünya görüşünü suistimal etmiş bir yavşak sırıtıyor ve daha niceleri., En önemlisi Deniz SEK’i de yanlatındaymış. Ulan kadın sen uyuşturucu ticaretinden içerde değilmiydin? Ne işin var bu ülkenin başkomutanının yanında?..!???!?? İç içe geçmiş yalaka ve çıkar üzerine kurulmuş yılkşık cıvık insanlar toplanmışlar pek değerli sayın cumhurbaşkanımızın çevresine.., onu eğlendirmeye çalışıyorlar.. nihayetinde başkomutanımız da insan. Onunda eğlenmeye sazlı sözlü muhabbete ihtiyacı var. Ama niye bu kareler haberlere servis edilmiş.? Üstelik binlerce askerimiz öldü. Ben ölen bir askerin annesi olaydım ve bunları tv kanalında seyrediyor olsaydım bol balgamlı tükürüğü fırlatırdım ekrana...
  • Arzuhal

    İncecik tebessümün perdeleri açılsa,
    Saçılsa, sakladığı neler varsa saçılsa...
    Karalara bürünse kahkahalar sessizce,
    Delilerle beraber herkesten habersizce;
    Dursa insan!... Ve insan sorsa kendi kendine,
    Gelip geçen ne varsa her bir şeyin aksine.
    Geçmişin, geleceğin hapsolduğu bir anda,
    Sanki artık zamanın olmadığı zamanda:
    Bu gülmek neyin nesi, bu gülmek neyin nesi,
    Dört duvarı güldüren seslerin bahanesi?!...
    Nedir nedir kalbimi patlatan gür çığlıklar,
    Ne demek hürriyetten habersiz hür çığlıklar?!...
    Evet biz mahkumuyuz, biz yine kendimizin,
    Kendimizin mahkumu, buyruğu nefsimizin:
    Yalnız bir kez geldiniz şu ölümlü dünyaya,
    Gülün, gülün ve geçin gördüğünüz rüyaya.
    Haydi geçtik diyelim bir şekilde ölümden,
    Açlıktan, sefaletten, beladan ve zulümden;
    Ama yok mu düşünen ölecek dünya diye,
    Yokluk varsa bu varlık, bu hayat niçin, niye?...
    Baş kulağına haram neler söylüyor sesin,
    Gurbetteyiz gurbette sılası var herkesin.
    Ayrılık olur da hiç kavuşmamak olmaz mı,
    Yoksa her sabah güneş fecir gibi solmaz mı?...
    Doğar doğmaz ağlayan bir bebeğin gözyaşı,
    Her hayat için baştan sona bir mihenk taşı.
    Hep, hep uzaklığından şu çocuksu halimiz,
    Yine ve yalnız bir tek Sana arzuhalimiz:
    Allahım bir yakınlık versen bize yakından,
    Ağlasak hep ağlasak tâ haşre dek aşkından...

    Ankara, Nisan 2011
  • Mutluluk nedir bilir misin

    Bir pencere kenarında dertden uzak olabilmek mi
    Kücük kız çocuğunun o pencereden gözlerini kocaman açıp seni sevmesi mi
    Kaybettiğin umutlarının yerini başkalarının alması mı
    Yoksa birilerinin hala seni sevdiğini bilmen mi
    Aşk mıdır
    Aşk sevgi gibi kelimeler mutluluk mu saçar insana
    Sevdiğine kavusmak mı yıllar sonra
    Gurbetten dönüşünü bekler mi mutluluk
    Evlenince yakalanır mı mutluluk
    Ana evinden giden gelin mutlu mudur ağlarken
    Ana kucağı mı baba dayağı mı
    Yalandan mutluluk varmıdır gerçeğini aradığımız bu alemde

    Veya
    Uzun boylu mudur mutluluk boya göre insan seçer mi
    Uçmak mutluluk verir mi özgürlüğe
    Mutluluk elle tutulur mu istediğinde kucaklayabilir misin
    Salıversen kaçar mı mutluluk senden
    Mutluluğa talep nedir ihalesi yapılmaz mı
    Kaç kilodur bu ya ezilen var mıdır mutluluktan
    Fiyatı ne kadardır ucuz mudur satın alsak
    Dogar mı mutluluk güneş gibi ısıtır mı insanı
    dereceli midir, kaynama noktası varmı dır mutluluğun
    Oltaya gelir mi mutluluk yem takmadığında
    Patlak teker mutlu mudur artık ezilmeyeceğini bildiğinden
    Mutluluktan küfür edilir mi
    Şeytan mutlu mudur sence insanları saptırırken
    Haram mıdır mutluluk izinsiz alındığında
    Mutluluktan ölen var mıdır cennetlik midir yoksa cehennemlik mi
    Ölme sebebi olabilir mi yada yaşama

    Sence
    Sence mutluluk mutlu mudur kendince
    Ritim tutmak mutluluktan mıdır
    Sevdiğini nedensiz yere öpmek mi yagmur altında
    Havanın güzel olması mı sence o bir çicek olabilir mi yada kuş
    Yeni yerlerini keşif midir yoksa her yanını bildiğin bu şehrin


    Ayaklarına kapansam affeder mi mutluluk beni
    yeniden yaşanır mı eski mutluluklarım
    sence ben mutlu muyum gelmeyeceğini bilip beklerken
    Sen mutluluk nedir bilir misin
    7nci adam
    Söyler misin bize ozaman?
  • Arzuhal

    İncecik tebessümün perdeleri açılsa,
    Saçılsa, sakladığı neler varsa saçılsa...
    Karalara bürünse kahkahalar sessizce,
    Delilerle beraber herkesten habersizce;
    Dursa insan!... Ve insan sorsa kendi kendine,
    Gelip geçen ne varsa her bir şeyin aksine.
    Geçmişin, geleceğin hapsolduğu bir anda,
    Sanki artık zamanın olmadığı zamanda:
    Bu gülmek neyin nesi, bu gülmek neyin nesi,
    Dört duvarı güldüren seslerin bahanesi?!...
    Nedir nedir kalbimi patlatan gür çığlıklar,
    Ne demek hürriyetten habersiz hür çığlıklar?!...
    Evet biz mahkumuyuz, biz yine kendimizin,
    Kendimizin mahkumu, buyruğu nefsimizin:
    Yalnız bir kez geldiniz şu ölümlü dünyaya,
    Gülün, gülün ve geçin gördüğünüz rüyaya.
    Haydi geçtik diyelim bir şekilde ölümden,
    Açlıktan, sefaletten, beladan ve zulümden;
    Ama yok mu düşünen ölecek dünya diye,
    Yokluk varsa bu varlık, bu hayat niçin, niye?...
    Baş kulağına haram neler söylüyor sesin,
    Gurbetteyiz gurbette sılası var herkesin.
    Ayrılık olur da hiç kavuşmamak olmaz mı,
    Yoksa her sabah güneş fecir gibi solmaz mı?...
    Doğar doğmaz ağlayan bir bebeğin gözyaşı,
    Her hayat için baştan sona bir mihenk taşı.
    Hep, hep uzaklığından şu çocuksu halimiz,
    Yine ve yalnız bir tek Sana arzuhalimiz:
    Allahım bir yakınlık versen bize yakından,
    Ağlasak hep ağlasak tâ haşre dek aşkından.

    Ankara, Nisan 2011