#KALEMİMDEN
Çukur ve Şarap etkisi nedir?
Dün gece uzanmışım kumsala güneş çarpar yüzüme.. Sertap ablanın şarkısında ki gibi .. Bende gelmişim okuldan, minibüslerde otobüslerde metrolarda sürünerek, cebimde ki son parayı da harcamışım okulla ev arasında ki ulaşıma.. herneyse geldim huzur dolu evime, Anişkomun kötü yemeklerini yedikten ve şükürler olsun bugünde aç karnımı doyurdum diyerekten, tavuk misali kafamı kaldırdım yukarıya dua ettikten sonra geçtim odama, hem dinleneyim hem de bir şeyler okumak istedim. Sonra salondan bir müzik sesi .. aşina olduğum bir melodi sevdiğim bir parça.. koştura koştura salona girdim. Mehmet Güreli’nin kimse bilmez parçası.. aaaa Çukur dizisinde, bu dizide cidden güzel müzikler çalıyor. Yapımcılar bu işi iyi biliyor. Ahaaaa ne göreyim. Mehmet abinin parçasında geçen ŞARAP kelimesi sansürleniyor. Şimdi güzel abilerim ve ablalarım diziye bakınca Silah ticareti, organ mafyası, uyuşturucu kartelinden tutunda, insan kaçakçılığının olduğu, yasaların hiç birinin tanınmadığı, yasa dışı ilişileri yücelten ve bunu bir haltmış gibi süsleyip püsleyip burnumuza sokan bir dizi. Diyor ki sana. Sen eyyy evinde oturan televizyonun karşısında karnını kaşıyıp salaklaşan halk. Bak hertürlü gayri meşru ilişkileri burada sana meşru gibi gösterebilirim ama ŞARAP kelimesini bile şarkının içinde geçen sansürlerim. Çünkü biz islam toplumuyız ..Alkol haram ama mafya olmak haram değil. İnsan öldürmek haram değil. Silah ticareti yapmak haram değil. Emniyetin içine girmiş mafya uzantıları haram değil. Arabanın üstünde müziği açıp, elinde silahlarla dans eden ( bunlar yeni versiyon mafya bozuntuları) çatışmaya giren adamlar .. haram değil. Lan ne haram bize ... ? ŞARAP haram size.. Sen zaten bu iğrenç dizileri yayınlayarak en büyük şarap etkisi yaratıyorsun bize . Çakırkeyf moduna sokuyorsun bizi.. Gerçeklikten uzaklaştırıyorsun. Seyrettiğimiz herşeyi kendimiz yaşıyormuş gibi zevk aldırıyorsun. İçine güzel müzikler yerleştirip bizi bizden geçiriyorsun, sonrada ŞARAP kelimesini sansürlüyorsun. Bu Ne perhiz, Bu ne lahana turşusu..??? diye sormakta bana düşüyor. !... mıhlanmışım tv nin karşısına ağzımda salyalar akıtarak izlemeye koyulmuşum. Uzun zamandır da izlememişim.. dersler malümünüz.. tv nin karşısında küçük çaplı beyinsel orgazm yaşadıktan sonra.. Kanalları dolaşmaya başladım..ne göreyim biri haber kanalında .. çok değerli devlet büyüğümüz ve sanatçı camiası (???!!!???) Mehmetçik’e moral desteği için bir kışlaya gitmişler.. sazlı sözlü bol fingirdemeli.. botoksları suratlarıyla ekranlara sırıtıyorlar, çibeliyorlar... Yazık ulan İbrahim Tatlıses’e Çin çarpmış ucube gibi anırıyor, Nerden nereye ... Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin. Kasımpaşa’nın eli maşalı ablası Seda bacıyı.. benim platoniğimin sevgilisi gibi şişirilen balık dudaklarıyla, Sulukulenin boncuğu Sibel Can abla.. ve en önemlisi Yavuz Bingöl .,, savrulmuş ilkelerinden uzaklaşmış., daha doğrusu bir dönemler ekmek yemek için, ilkeli insanların dünya görüşünü suistimal etmiş bir yavşak sırıtıyor ve daha niceleri., En önemlisi Deniz SEK’i de yanlatındaymış. Ulan kadın sen uyuşturucu ticaretinden içerde değilmiydin? Ne işin var bu ülkenin başkomutanının yanında?..!???!?? İç içe geçmiş yalaka ve çıkar üzerine kurulmuş yılkşık cıvık insanlar toplanmışlar pek değerli sayın cumhurbaşkanımızın çevresine.., onu eğlendirmeye çalışıyorlar.. nihayetinde başkomutanımız da insan. Onunda eğlenmeye sazlı sözlü muhabbete ihtiyacı var. Ama niye bu kareler haberlere servis edilmiş.? Üstelik binlerce askerimiz öldü. Ben ölen bir askerin annesi olaydım ve bunları tv kanalında seyrediyor olsaydım bol balgamlı tükürüğü fırlatırdım ekrana...

Arzuhal

İncecik tebessümün perdeleri açılsa,
Saçılsa, sakladığı neler varsa saçılsa...
Karalara bürünse kahkahalar sessizce,
Delilerle beraber herkesten habersizce;
Dursa insan!... Ve insan sorsa kendi kendine,
Gelip geçen ne varsa her bir şeyin aksine.
Geçmişin, geleceğin hapsolduğu bir anda,
Sanki artık zamanın olmadığı zamanda:
Bu gülmek neyin nesi, bu gülmek neyin nesi,
Dört duvarı güldüren seslerin bahanesi?!...
Nedir nedir kalbimi patlatan gür çığlıklar,
Ne demek hürriyetten habersiz hür çığlıklar?!...
Evet biz mahkumuyuz, biz yine kendimizin,
Kendimizin mahkumu, buyruğu nefsimizin:
Yalnız bir kez geldiniz şu ölümlü dünyaya,
Gülün, gülün ve geçin gördüğünüz rüyaya.
Haydi geçtik diyelim bir şekilde ölümden,
Açlıktan, sefaletten, beladan ve zulümden;
Ama yok mu düşünen ölecek dünya diye,
Yokluk varsa bu varlık, bu hayat niçin, niye?...
Baş kulağına haram neler söylüyor sesin,
Gurbetteyiz gurbette sılası var herkesin.
Ayrılık olur da hiç kavuşmamak olmaz mı,
Yoksa her sabah güneş fecir gibi solmaz mı?...
Doğar doğmaz ağlayan bir bebeğin gözyaşı,
Her hayat için baştan sona bir mihenk taşı.
Hep, hep uzaklığından şu çocuksu halimiz,
Yine ve yalnız bir tek Sana arzuhalimiz:
Allahım bir yakınlık versen bize yakından,
Ağlasak hep ağlasak tâ haşre dek aşkından...

Ankara, Nisan 2011

ferah, bir alıntı ekledi.
16 Oca 20:14 · İnceledi

Güneş Bize Haram
"Fakirler bir tek sefaletten dolayı canlarına kıyarlar... Öteki intihar nedenleri zenginlere yaraşır."

Kara Üçleme, Leo Malet (Sayfa 217 - metis yayınları)Kara Üçleme, Leo Malet (Sayfa 217 - metis yayınları)

Mutluluk
Mutluluk nedir bilir misin

Bir pencere kenarında dertden uzak olabilmek mi
Kücük kız çocuğunun o pencereden gözlerini kocaman açıp seni sevmesi mi
Kaybettiğin umutlarının yerini başkalarının alması mı
Yoksa birilerinin hala seni sevdiğini bilmen mi
Aşk mıdır
Aşk sevgi gibi kelimeler mutluluk mu saçar insana
Sevdiğine kavusmak mı yıllar sonra
Gurbetten dönüşünü bekler mi mutluluk
Evlenince yakalanır mı mutluluk
Ana evinden giden gelin mutlu mudur ağlarken
Ana kucağı mı baba dayağı mı
Yalandan mutluluk varmıdır gerçeğini aradığımız bu alemde

Veya
Uzun boylu mudur mutluluk boya göre insan seçer mi
Uçmak mutluluk verir mi özgürlüğe
Mutluluk elle tutulur mu istediğinde kucaklayabilir misin
Salıversen kaçar mı mutluluk senden
Mutluluğa talep nedir ihalesi yapılmaz mı
Kaç kilodur bu ya ezilen var mıdır mutluluktan
Fiyatı ne kadardır ucuz mudur satın alsak
Dogar mı mutluluk güneş gibi ısıtır mı insanı
dereceli midir, kaynama noktası varmı dır mutluluğun
Oltaya gelir mi mutluluk yem takmadığında
Patlak teker mutlu mudur artık ezilmeyeceğini bildiğinden
Mutluluktan küfür edilir mi
Şeytan mutlu mudur sence insanları saptırırken
Haram mıdır mutluluk izinsiz alındığında
Mutluluktan ölen var mıdır cennetlik midir yoksa cehennemlik mi
Ölme sebebi olabilir mi yada yaşama

Sence
Sence mutluluk mutlu mudur kendince
Ritim tutmak mutluluktan mıdır
Sevdiğini nedensiz yere öpmek mi yagmur altında
Havanın güzel olması mı sence o bir çicek olabilir mi yada kuş
Yeni yerlerini keşif midir yoksa her yanını bildiğin bu şehrin


Ayaklarına kapansam affeder mi mutluluk beni
yeniden yaşanır mı eski mutluluklarım
sence ben mutlu muyum gelmeyeceğini bilip beklerken
Sen mutluluk nedir bilir misin
7nci adam
Söyler misin bize ozaman?

Arzuhal

İncecik tebessümün perdeleri açılsa,
Saçılsa, sakladığı neler varsa saçılsa...
Karalara bürünse kahkahalar sessizce,
Delilerle beraber herkesten habersizce;
Dursa insan!... Ve insan sorsa kendi kendine,
Gelip geçen ne varsa her bir şeyin aksine.
Geçmişin, geleceğin hapsolduğu bir anda,
Sanki artık zamanın olmadığı zamanda:
Bu gülmek neyin nesi, bu gülmek neyin nesi,
Dört duvarı güldüren seslerin bahanesi?!...
Nedir nedir kalbimi patlatan gür çığlıklar,
Ne demek hürriyetten habersiz hür çığlıklar?!...
Evet biz mahkumuyuz, biz yine kendimizin,
Kendimizin mahkumu, buyruğu nefsimizin:
Yalnız bir kez geldiniz şu ölümlü dünyaya,
Gülün, gülün ve geçin gördüğünüz rüyaya.
Haydi geçtik diyelim bir şekilde ölümden,
Açlıktan, sefaletten, beladan ve zulümden;
Ama yok mu düşünen ölecek dünya diye,
Yokluk varsa bu varlık, bu hayat niçin, niye?...
Baş kulağına haram neler söylüyor sesin,
Gurbetteyiz gurbette sılası var herkesin.
Ayrılık olur da hiç kavuşmamak olmaz mı,
Yoksa her sabah güneş fecir gibi solmaz mı?...
Doğar doğmaz ağlayan bir bebeğin gözyaşı,
Her hayat için baştan sona bir mihenk taşı.
Hep, hep uzaklığından şu çocuksu halimiz,
Yine ve yalnız bir tek Sana arzuhalimiz:
Allahım bir yakınlık versen bize yakından,
Ağlasak hep ağlasak tâ haşre dek aşkından.

Ankara, Nisan 2011

Arzuhal

İncecik tebessümün perdeleri açılsa,
Saçılsa, sakladığı neler varsa saçılsa...
Karalara bürünse kahkahalar sessizce,
Delilerle beraber herkesten habersizce;
Dursa insan!... Ve insan sorsa kendi kendine,
Gelip geçen ne varsa her bir şeyin aksine.
Geçmişin, geleceğin hapsolduğu bir anda,
Sanki artık zamanın olmadığı zamanda:
Bu gülmek neyin nesi, bu gülmek neyin nesi,
Dört duvarı güldüren seslerin bahanesi?!...
Nedir nedir kalbimi patlatan gür çığlıklar,
Ne demek hürriyetten habersiz hür çığlıklar?!...
Evet biz mahkumuyuz, biz yine kendimizin,
Kendimizin mahkumu, buyruğu nefsimizin:
Yalnız bir kez geldiniz şu ölümlü dünyaya,
Gülün, gülün ve geçin gördüğünüz rüyaya.
Haydi geçtik diyelim bir şekilde ölümden,
Açlıktan, sefaletten, beladan ve zulümden;
Ama yok mu düşünen ölecek dünya diye,
Yokluk varsa bu varlık, bu hayat niçin, niye?...
Baş kulağına haram neler söylüyor sesin,
Gurbetteyiz gurbette sılası var herkesin.
Ayrılık olur da hiç kavuşmamak olmaz mı,
Yoksa her sabah güneş fecir gibi solmaz mı?...
Doğar doğmaz ağlayan bir bebeğin gözyaşı,
Her hayat için baştan sona bir mihenk taşı.
Hep, hep uzaklığından şu çocuksu halimiz,
Yine ve yalnız bir tek Sana arzuhalimiz:
Allahım bir yakınlık versen bize yakından,
Ağlasak hep ağlasak tâ haşre dek aşkından...

Ankara