• "Şimdi gökyüzünde, alçakta ayı gördü. Ay oradaydı, peki ay ışığının kaynağı neydi? Güneşti elbette. Peki güneşi yakan neydi? Kendi ateşi. Ve güneş günbegün ortaya çıkar, yanarak, yanarak. Güneş ve zaman. Güneş ve zaman ve yanmak. Yanmak. Nehir Montag'ı sarsarak, hafif hafif sürüklüyordu. Yanmak. Güneş ve yeryüzündeki tüm saatler. Montag'ın zihninde hepsi bir araya gelip tek bir şey oluşturdu. Montag karada uzun süre, nehirde de kısa süre salındıktan sonra, neden hayatı boyunca bir daha asla bir şey yakmaması gerektiğini biliyordu. Güneş her gün yakıyordu. Zamanı yakıyordu. Dünya hızla çember çiziyor ve kendi ekseni etrafında dönüyordu, zaman da Montag'dan yardım almadan seneleri ve insanları yakıyordu zaten."
  • Aklımda olduğun aklında Olsun
    Uğur Canbolat
    Okunası bir kitap

    Bugünlerde yayınlanan ruhsal gelişimime katkı sağlayan bir güzel kitap okudum. Yazarının kendine has, sıkmayan sade bir üslubu var. Kaybettiğimiz, ama bir yerlerde var olduğunu bildiğimiz değerlerimizi hatırlatıyor bizlere inceden inceden

    İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

    Bizim kimi zaman önemsiz gördüğümüz, küçük sandığımız bir davranış, bir söz başkalarının hayatlarında çok özel ve önemli olabilir. İhtiyaç zamanına denk gelebilir. Aradığı dalı bulmuş olabilir. Onda bir gönül dokunuşu etkisi yapabilir. İnsanlık ölmemiş meğer dedirtebilir. Yarasını sarma, içinde bulunduğu kötü durumdan sıyrılıp çıkmasına imkân verebilir.
    *
    Korkudan korkmak istemiyorsan, kuşkuyu kapıda tutmayacaksın.
    *
    Kendin olamadığın yerlerde durma. Çünkü haz ve üstünlük kavgasının hüküm sürdüğü yerde kendin olamazsın. Bereketli topraklar bulamadığın için tohumun çürür.
    *
    Sen sana çekilmez gelirsen kim yüklenir senin yükünü?
    *
    Dostlarımıza sağırız. Arkadaşlarımıza, hayatımıza gönül salıncağı kuranlara, üstümüze titreyenlere sağırız. Ruhumuzun çığlıklarına sağırız. Gönlümüzün güzellik çağrılarına sağırız. İçimizin kendimize çağırma reflekslerine sağırız. Ama nefsimizin, ruhumuzun, çılgın doymaklıklarımızın, iştihası sönmeyen oburluklarımızın, her şeye sahip olmak isteyen hırslarımızın, hep önde olmak isteyen tutkularımızın sağırı değiliz.
    *
    Ruhumuzda merhamet çiçeklerinin açması, rahmet yağmurlarını yüreğimize düşürebilmemize bağlı.
    *
    Sevgiden, merhametten, muhabbetten yana üstü örtülmeyenler üşür en çok. Anne sevgisinden mahrum olan bir çocuğu hangi güneş ısıtabilir? Babanın babacanlığından mahrum olan bir evladı kim yüreklendirebilir? Ailenin kucaklayıcılığının dışına düşeni kim koruyabilir? Eşin ilgi halkasının ötesinde kalan eşe hangi liman sığınak olabilir?
    *
    Kendi ruh iklimlerinde baharı yaşamayanlar başkalarına nasıl papatyalar sunabilir ki?
    *
    Güzelliği onaylamamak,onu görmemek anlamına gelmez mi? İyiliği cevapsız bırakmak, ona kötülük değil mi? Vefayı giyinmemek, tüm yaşanmışlıklara değer vermemek anlamı taşımaz mı? Varlığa şükretmemek, nimete haksızlık değil mi? Gerçeği görmemek; yalana, yanlışa onay vermek olmaz mı?
    *
    Biz bizi bekleriz aslında kendi uzağımızda.
    *
    Bize iman heyecanı gerek, bize kalbimizi ihtizaza getirecek, ürpertecek ateşler gerek. Bize hayatın kutsalını işaret edecek ve o işareti takip edebilecek gayret duygusu gerek. Bize yorulmanın yasak olduğu, her daim canlı, damarlarımıza hayat suyunun yürüdüğü ülküler gerek.
    *
    Dünyalık hevesler için kalbin kanaması reva mı hiç?
    *
    Allah sürprizi sever. Kulunu şaşırtmayı sever. Hayranlığı sever. Dostların dostluklarında bulunmayı sever. Allah emeği sever. Kendisine yürüyerek gelene koşması bundandır.
    *
    Gönlün damıtmadığı söz, aşk kıvılcımı taşımaz.
    *
    Celal ile kızgınlığı karıştırıyorlar. Kızgınlık celal değildir. Kızgınlık şefkat barındırmaz içinde, öfkenin tohumlarını taşır. Oysa celal öyle mi? Celal içinde cemali şerha şerha taşır. Celal cemale ulaştırır.
    *
    Yanmak isteyen çok, kül olmayı dileyen yok. Olmak isteyen çok, ölmek isteyen yok. Varmak isteyen çok, yola giren yok. Vuslat dileyen çok, firkate talip olan yok. Gülü seven çok, dikenine sabreden yok.
    *
    Aynı hatayı tekrar etmeyen, ancak yeni hatalar yapanlar yeniliklere ulaşırlar İnsanlığa yeni imkânların müjdelerini, hata eden cesur yürekliler sunarlar.
    *
    İyi bohçalara sarılarak verilir ya hep kötülükler… O nedenle verilen hakikat mi, hakikat sosuna bandırılmış yalanlar mı, dikkate etmeliyiz.
    *
    Rahmet yıkanışlarıdır gözyaşları, mevsimlik sevenlerin semtlerine uğramaz.
    *
    Ana hayatınızdan alınırsa ne kalır geriye acaba? Anasız olmak bazen ekmeğin sıcaklığını alamamaktı… Ekmeği tuza banamamaktı… Her şey mükemmel olsa bile eksiklidir anasız çocuklar. Bir yanları daima yanık, diğer yanları her zaman yıkık olur.

    Uğur Canbolat, Aklımda Olduğun Aklında Olsun, Foliant Yayınları, İstanbul, 2019
  • Ay oradaydı, peki ay ışığının kaynağı neydi? Güneşti elbette. Peki güneşi yakan neydi? Kendi ateşi. Ve güneş günbegün ortaya çıkar, yanarak, yanarak. Güneş ve zaman ve yanmak. Yanmak.
  • Ay oradaydı, peki ay ışığının kaynağı neydi? Güneşti elbette. Peki güneşi yakan neydi? Kendi ateşi. Ve güneş günbegün ortaya çıkar, yanarak, yanarak. Güneş ve zaman. Güneş ve zaman ve yanmak. Yanmak.
    Ray Bradbury
    Sayfa 167 - İthaki Yayınları- 13.baskı, Mayıs 2019- Çev: Dost Körpe
  • Hiçbir zaman çıkmamalıydım ben bu yolculuğa.
    Uzaktan göğün ışığıdır güneş, ama yaklaşınca bir cehennem ateşidir!
    Bırakmalıydım, uzak aydınlığıyla uzun süre sallasın beşiğimi, buralara gelip yanmak yerine!
    Adem'dim ben ve uzaklık, yeryüzü cennetimdi benim
    Ne gereği vardı ağaca doğru yürümenin?
    Ne gereği vardı elimi meyveye doğru uzatmanın?