• Sen başka iklimlerin ve güneşlerin dünyasından,
    El sallamaktaydın.
    Yemyeşil ve masmavinin kuytularından..
    Bense hayatın en kızılından bir parça çalmıştım.
    Yağmurla ıslanırsa ruhum,
    Sana bir anı kalsın diye..
    Güneşin batışı renginde..

    Hasan Ekrem
    https://www.antoloji.com/surgun-300-siiri/
  • Ruhlar âleminde başlayan, anne rahminden çocukluğa adım atan, gençlik ve ihtiyarlıktan ebed tarafına geçip giden mukadder bir yolcudur insan…
    Aczimiz, fakrımız, irademiz dışında sevk ediliyoruz. Bu yolculukta lazım olan bütün ihtiyaçlarımız en güzel biçimde karşılanıyor. Kalp, ruh, akıl, fikir ve vücut azalarımızla bütün mahlukatın üstünde halife-i arz ve eşref-i mahlukat olarak üstün vasıflarla eksiksiz donatılmışız.

    Yaşadığımız hayatta ışıl ışıl çiçekli baharlara benzeyen çocukluk ve gençlik yıllarımız bir rüya gibi geçtiğinde ihtiyarlık sabahında uyanırız. Teessüfle, şaşkınlıkla ve üzülerek etrafımıza bakınırız “Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.”(17. Söz, İkinci Makam.)

    Gençlik, güzellik, zenginlik, şan, şöhret, güç, kuvvet gibi geçici, zail, mecazi güzellikler gençlik uykusundaki gafleti kalınlaştıran sebepler bizi terk ederek yapayalnız bırakmıştır. İnsandaki kalp, ruh, akıl ve binlerce duygular, hissiyatlar ve latifeler ancak ebedi, baki ve daimî güzellikleri ister, bekler, tatmin olur. Dünyanın maneviyattan uzak, eğlenceli renkleri, yalancı yüzü, fani mahbupları, temelsiz ve geçici zevkleri insanı yaşlılığında ahlar, figanlar, pişmanlıklarla ağlatır. Çirkinliklere müptela olanları: “Vâesefâ, vâhasretâ!” hüzünlerini verir.

    Bu yüzden pek çok insan “menşe-i ahzan” hüzünlerin kaynağı olan yaşlanmaktan korkar. Gençlik yılları fırtınalı geçmiş, inançtan, ibadetten uzak, mesuliyet şuurunu idrak edememiş insanlar, yaşlanmayı kâbus gibi görürler. Zaman, mekân ve yaşadığı kirli şartlar onlara dönüp bakmaz, acımaz. Etrafındaki kalabalıklar azalır, alkışlar kesilir ve fani dostluklar kaybolur, gider. Ne yapsa ne etse nafile. İhtiyarlığın işaretleri, ölümün keşif kolları hastalıklar bedeninde kendini göstermiştir artık. Ömür sermayesi tükenmiş, güneşin batışı gibi gücü azalmış, güzellikler kaybolmuştur.

    Eskimiş, yıpranmış, mecalsiz vücuda beyhude gayretler, çeşitli kozmetikler ve estetik operasyonlar gençliği geri getiremezler. “Hakiki soğuk ve sakil (sıkıntılı) ve çirkin ve zulmetli ve elemli olan ihtiyarlık ise, ehl-i dalaletin ihtiyarlıklarıdır.”(11. Rica) “Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor.” (Mesnevî-i Nuriye)

    “İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. (Mesnevi-i Nuriye) bulutların geçip gittiği gibi kaybolan zamanın, Fani, zail, boşa geçen ömrün arkasından çaresiz gözyaşlarıyla bakmanın faydası yoktur.

    Ebedi âlemlere yolculuğumuzda bu dünya; iyiliği yapmak, kötülükten uzak durmak, amel-i salih işlemek, ihlasla hayrat kazanma yeridir. Dinimizin bize emrettiği önemli vazifelerimiz var. Bizlere İyi – kötü, yararlı – zararlı, hayır – şer olanları bilip anlayacak akıl, fikir, şuur, vicdan muhasebesi ölçüleri verilmiş.

    İnsana hitap eden, doğruyu gösteren uyarıca levhaları iyi okumalıyız:” Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine(Yaradan’a) feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.” (Mesnevî Nuriye, Habbe.)

    Rabbimizi bize tarif eden delilleri ve bize tebliğ edilen emirleri iyi anlamalıyız. Bize ihsan edilen nimetleri Allah’ın rızasına uygun istifade edip, şükürle yolunda sarf etmeliyiz. O’nun gönderdiği Sevgili Peygamberimizin (asm) işaret ettiği “Sırat-ı Müstakim” yolunda ihlasla, ibadetle ahiret âlemlerine istikametle yürümeliyiz. “Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı O’nun yanında, herşeyin dizgini O’nun elindedir. Herşey O’nun emriyle hâlledilir. O’nu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.” (20. Mektup)

    “Madem iman gibi hadsiz derecede kıymettar bir nimet bizde vardır. İhtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Nâhoş birşey varsa o da günahtır, sefahettir, bid’atlardır, dalâlettir.”(10. Rica) diyen hakikatlere ve işaret levhalarına bakmalıyız.
  • Sessiz bir köşede, her şeyden uzak;
    Meçhul yarınlara terk edildim
    Hayret yanılmışım, yalnızım şimdi
    Oysa mutluluğu hayal etmiştim
    Giden unutmuş, aşk yalanmış
    Yalan
    Güneşin doğuşu, batışı farksız
    Nasıl yaşanırsa yaşarım ben aşksız
    Demir attım yalnızlığa
    Bir hasret denizinde
    Ve şimdi hayallerim o günlerin izinde
    Yüreğimde duygular, ümitlerim nerede?
    Söyle bir düşünüp her şeyi birden
    Neden anıları bitirmeyişim
    Yalanmış sevgi, kalbimden uzakmış
    Uzak
    Boşa beklemişim yollara bakıp
    Kurak topraklara umutlar ekmişim
    Arzular avuttu, gördüğüm hayalmiş
    Hayal
  • Her şeye karşın çok güzeldi güneşin batışı.
  • Gün doğumu doğanın etkileyici süsüdür. Gün doğumu aşklara, fotoğraflara, filmlere, en ünlü sanatçılarının tablolarına konu olmuştur. Güneşin batışı gibi doğuşu da muhteşemdir.