• Pansiyon farelerinin marş müziği eşliğinde
    sürüklerken
    mukavva bavulumu
    ya çok sıcak olurdu hava
    ya da dondurucu soğuk

    ya hatunlar
    dolar savaşçılarına aşıktılar
    ve ben eyalet eyalet
    dolanıyordum mukavva bavulumla
    Teksas, Arizona, Louisiana, Georgina,
    Florida, Güney Carolina...

    yemiştim kafayı
    iptaldim
    aşikar olana
    yüzleşemiyor
    kirli şiltelerin üstünde
    cin içip
    alkole alıştırıyordum
    tahtakurularını

    intihar planları yapıyor ve
    çuvallıyordum,
    üçüncü sınıf işlere girip
    çıkmaya başladım ve
    umursamayan ve benden daha zeki
    birilerinin paramparça ettiği
    hedeflerdi sanki
    saatler

    Tanrı'ya gidemezdim
    beni kurtarması için
    ama  Tanrım ne biçim
    devirdim
    şişeleri

    hiçliğin nehrine akan
    yüzlerce
    şişe

    ve içkinin kötülükleri üstüne
    dilediğinizi söyleyebilirsiniz
    ama onsuz hayatta katlanamazdım
    sıçan gözlü ustabaşılarıma

    tatil ve sigorta
    ile yetinen
    işçilere

    köleliklerinin farkında
    olmadan
    kendilerini şanslı sayan
    adamların
    esaretine.

    şişe
    sadece şişe
    ve şişeler sayesinde
    katlanabildim
    herşeye

    gün boyunca
    tekrar odama döneceğim
    geceyi düşlerdim
    ayakkabılar
    çıkartılmış
    karanlıkta
    yatağa uzatılmış
    şişenin kapağını açıp
    o ilk yudumu almak

    kokuşmuşluğu
    çürümüşlüğü
    üstümden atarak
    bir sigara yakar,
    duvarlara ve ayışığına
    aşık,
    bu pis oyunu içime çektikten sonra
    uzağa üfler
    ve şişeye uzanırdım
    gene

    zayıf değil
    ama güçlü;

    sıkı bir yudum alıp
    şişeyi yere bırakarak

    herkesin
    olasılıkları
    altetme
    yöntemi
    farklıdır.
  • Mesela saatte yüz yirmi dört kilometreyle Güney Carolina'dan geçerken, çoğunlukla boş olan bir Bluefin enerji içeceği şişesine çişini yapacak türde bir insan olduğumu hiç düşünmezdim... ama aslında o türde bir insanım. Ayrıca, biraz Bluefin enerji içeceği ile çok miktarda çişi karıştırınca soncun şaşırtıcı derecede göz kamaştırıcı bir turkuaz tonu olacağını önceden bilmezdim. O kadar güzel görünüyor ki, Lacey ile Ben uyandıklarında görebilsinler diye, şişenin kapağını kapatıp bardak tutucuda bırakmak istiyorum.
    Ama Radar benimle ayı fikirde değil. "Eğer o boku hemen pencereden dışarı atmazsan, on bir yıllık arkadaşlığımızı bitiriyorum," diyor.
    "Bok değil," diyorum. "Çiş."
    "Dışarı," diyor.
    John Green
    Sayfa 270 - yazmasam olmazdı fjdkfjfg
  • Dünyanın en feci şeyi hayatın ta kendisidir.

    Caroline Maria de Jesus, 1914 yılında Brezilya'nın Minas Gerais kentinde doğmuştur. Henüz ikinci sınıftayken okulu bırakır. Büyüyünce Sao Paulo'ya göç eder. Kentin "çöplük" ü olarak kullanılan Favela' da 3 çocuğu ile yaşam savaşı verir.

    15 Temmuz 1955'te kızının doğumuyla günlük tutmaya karar verir. 19 Mayıs' ta şöyle yazar: "Burada Favela'da herkes binbir zorlukla çırpınır durur. Ama bunu benden başkası anlatamaz. Bunu başkalarına faydalı olabilmek amacı ile yapıyorum." İçinde bulunduğu sefaleti gayet yalın bir dille anlatır. Bu sefaletten kurtulmak için elinden geleni yapar. Durmadan çalışır. Çoğu zaman bu duruma dayanamaz ve isyan eder. "Hâlâ kâğıt topluyorum, sevmiyorum bu işi. O zaman kendi kendime 'Rüya görüyormuş gibi yap.' diyorum." Anılarında "Yedirdim." diye yazıyor. "Tavada kızaran yağın sesi ne kadar güzel gelir kulağa ve görüntüsü. Çocuklar ona baktıkça gülümsüyorlar. Hele kuru fasulye ile pilav olunca bayram ediyorlar."
    Başka bir yerde şöyle diyor: "Bir zaman sonra sadaka ile aldıkları bu yırtık pırtık paltoların yerine, politikacıların dağıtacağı yenileri gelecekti. Ben de payımı alacağım, ben de onlardanım, istenmeyen şeyleri giyiyorum."

    Ne kadar büyük bir acı! Bir insan! Şımarık, elindekine şükretmeyi bilmeyen, önüne konan yemeğe burun kıvıran insanın yemeyip çöpe attığı yemeği alıp yiyen bir insan! Giyecek başka bir şeyi olmadığı için istemediği kiyafetleri giyen bir insan! Caroline bu insanlardan sadece biri. Sesini duyurabilmek için yazmış. Peki yazdıkları ses getirmiş mi? Kitabın arkasında 1960'lardan günümüze milyonlarca baskısı yapıldı, dünyanın hemen hemen bütün dillerine çevrildi yazıyor. Hayatını araştırdığımızda karşımıza şu bilgi çıkıyor: Kitap basıldıktan sonra bu sefaletten kurtulmuş. Kitabı imzalamak için yaptığı Brezilya turunda yaşadığı hayal kırıklığı ve mutluluğu anlattığı ikinci günlüğü de yayınlandı.

    O günlükler Caroline' i kurtardı. Belki bir kaç insanı daha. Peki Favela'dakilerin hepsi kurtuldu mu? Ya dünyadaki açlık ve sefalet yok oldu mu? Günümüzde bakacak olursak "Hayır!" Yoksulluk, öyle kolay yok edilmiyor. Neticede doymak bilmeyenlerin, sorgulamayan fakirlere de ihtiyacı var!

    Kitabı okurken aklıma çikolatanın tadını bilmeyen kakao işçileri geldi. Dünyada 215 milyon çocuk işçi var. (Bu istatistikler 2016 yılına ait) Batı Afrika'da 2 milyon çocuk haftanın 7 günü, günde 12 saat kakao toplamak için çalışıyorlar. Ama çikolatanın tadını bile bilmiyorlar. 72 milyon çocuk tarım alanında çalışıyor, 2 milyonu da madenlerde. Güney Afrika ülkesi Malavi'de, Kuzey Amerika' nın sigara ihtiyacını karşılamak için binlerce çocuk tütün tarlalarında çalışıyor. Özbekistan'da yaşayan çocuklar pamuk tarlalarında çalışıyorlar. Çocukların çalıştırılmaması için 'sözde' bir protokol imzalanmış. Ama hepsi yalan, hepsi göz boyamak için! Bazı uluslararası firmalar da Özbekistan'dan pamuk alımına son vermişler. Bunlar yeterli mi? Değil! Akşam eve gidince ekmek alamadığı için çocuğunun gözlerine bakamayan bir babanın acısını dindirmez!

    Kitabı okurken hep "Neden?" deyip durdum.
    Neden, bütün insanlar eşit değil?
    Neden, herkes aynı yemeği yemiyor?
    Neden, herkes iyi giyinmiyor?
    Neden, herkes rahat uyuyamıyor?
    Neden, bazıları rahat etsin diye bazıları daha çok çalışıyor?
    Caroline şöyle yazıyor: "Bir lokma yemeğini yedikten sonra, bir çocuğun 'Daha var mı?' diye sorması ne kadar fecidir. Boş tencerenin dibini kazımaya çalışan bir annenin kafasında, sadece bu kelime çöreklenmiştir: 'Daha var mı?' Fakat ona 'daha' veremeyecektir."
    Neden, bir anne çocuğuna 'daha' yemek veremiyor?

    "Açlığın ne olduğunu bilmeyenler:
    - Böyle şey yazmak için deli olmalı, derler.
    Ama aç olan:
    - Haklısın Caroline, der, yiyecek maddeleri herkesin alabileceği kadar ucuz olmalı."
    Evet! Yiyecek maddeleri herkesin alabileceği kadar ucuz olmalı. Herkes iyi giyinebilmeli. Herkes rahat bir yatakta yatmalı.

    İncelememe Morgan Freeman'ın şu sözleriyle son veriyorum:
    "Afrika'da bir anne çocuğuna 'Tabağını bitir!' diye bağırana kadar dünyanın bütün tabaklarını kırmak istiyorum!"
  • We ain't what we want to be, and we ain't what we’re going to be, but we ain't what we wuz.

    Olmak istediğimiz şey henüz değiliz ve olacağımız şey de değiliz; ama artık biz olduğumuz şey de değiliz.
    İsmet Özel
    Şule Yayınları, Giriş sayfası
  • Şu K.K.K. harfleri de bir insanın değl, bir
    örgütün ismini gösteriyor."
    "Peki, ama ne cemiyeti bu?"
    "Sen hiç Ku Klux Klan diye bir şey duymadın mı?" dedi Sherlock Holmes, kısık bir sesle, öne eğlerek.
    "Hiç duymadım."
    Holmes, dizlerinin üstüne yerleştirdiği kalın ciltli kitabın sayfalarını çevirdi. "İşte burada, " dedi: "Ku Klux Klan. Bir tüfeğin doldurulurken çıkardığı seslerden türetilmiş bir isim. Bu korkunç, gizli örgüt, Amerikan
    İç Savaşlhdan sonra Güney eyaletleri adına askerlik yapmış olanlar tarafından kurulmuş. Kısa zamanda, Tennessee, Louisiana, Carolina, Georgia ve Florida gibi, ülkenin çeşitli yerlerinde yerel şubeler açmış.
    Güçlerini en fazla siyasi alanda kullandılar, amaçlan zenci seçmenleri yıldırmak ve kendi görüşlerine karşı olanları öldürmek veya ülkeden sürmekti. Genellikle eylerme geçmeden önce kurbam uyanyorlardı. Bu uyarma, genellikle bilinen fantastik sembollerle oluyordu: mesela meşe ağacından yapılmış çatal, karpuz tohumu veya portakal çekirdeğiyle. Bu uyarıyı aldıktan sonra, kurban ya açık bir şekilde istenileni yapmalı ya da ülkeden gitmeliydi. Eğer meydan okumaya kalkarsa, çoğu zaman beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir şekilde ölüm gelirdi. Cemiyet, o kadar mükemmel örgütlenmiş ve yöntemleri o kadar sistemliydi ki onlara karşı koyrnayı başarabilen pek olmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin ve Güneydeki soylularin çabalarına rağmen, örgüt birkaç yıl daha gelişmeye devam etti. Nihayet 1869 yılında, bu hareket hızla çökertildi. Fakat o tarihten bu yana, çeşitli yerlerde münferit eylemlere hâlâ rastlanmaktadır. "
  • "Ku Klux Klan. Bir tüfeğin doldurulurken çıkardığı seslerden türetilme bir isim. Bu korkunç, gizli örgüt, iç savaştan sonra güney eyaletlerindeki eski konfederasyon askerleri tarafından kurulmuş ve kısa zamanda Tennessee, Louisiana, Carolina, Georgia ve Florida gibi, ülkenin çeşitli yerlerinde yerel kollara ayrılmıştır. Temelde, zenci seçmenleri yıldırmak ve kendi görüşlerine karşı olanları öldürmek veya ülkeden sürmek şeklinde politik amaçları vardı. Genellikle eyleme geçmeden önce, garip ama iyi bilinen bazı şeyler göndererek kurbanı uyarıyorlardı. Bu bir meşe dalı, karpuz tohumu veya portakal çekirdeği olabiliyordu. Bunlar eline geçtikten sonra, kurban ya açık bir şekilde istenileni yapmalı ya da ülkeden gitmelidir. Eğer meydan okumaya kalkarsa, çoğu zaman garip ve beklenmedik şekillerde öldürülürdü. Topluluk o kadar mükemmel örgütlenmiş ve yöntemleri o kadar sistemliydi ki onlara karşı koymayı başarabilen pek olmamıştır. Birleşik Devletler hükümetinin ve güneydeki soyluların çabalarına rağmen, örgüt bir kaç yıl daha gelişmeye devam etti. Nihayet 1869 yılında bu hareket hızla çökertildi. Fakat o tarihten bu yana, çeşitli yerlerde tek tük eylemlere hâlâ rastlanmaktadır."
    Arthur Conan Doyle
    Sayfa 157 - Martı Yayıncılık 2015 / Çeviri Cumhur Mısırlıoğlu / "Beş Portakal Çekirdeği" adlı öyküden