• Günlerdir duş almamışım
    Berbat bir haldeyim
    Tırnaklarım uzamış, kir dolmuş içlerini
    Dudaklarım yara olmuş
    Ve sırt ağrılarıyla, hastalıkla boğuşuyorum
    Günlük bir paket sigara yiyen ben
    Sigara içemiyorum titremekten
    Ve her gün şikayetler var beni boğazlayan
    Birine kayıtsız kalsam birine kalamıyorum
    Berbat bir haldeyim
    Beni görmeni istemeyecek bir halde
    Göğsümü duman gibi sarıyor kasvet
    Seni düşünüyorum sen ne haldesin
    Sıkıştım kaldım burada
    Güne patırtılarla başlıyorum
    Lanet bir gün daha işte başlıyorum
    Ve endişe ve sıkıntılar içerisinde ve bıkkınlıkla uyuyorum
    Bana verilen şansların yüzde biri verilmemiş kardeşlerime
    Bunu duyunca şanslarımı sorguluyorum
    İnsan bazen farkında olmuyor kaybetmeden
    Fakat şanslıyım evet buna sonsuz inanıyorum
    Babama göreyse artık disiplinli olmam gerekiyor
    Çocuk değilmişim ve biliyorum işte farkındayım
    Ama olmuyor işte pat diye değişivermek, filizlenmek
    En çok seni düşünüyorum
    Bazen yalnızca seni
    Özlüyorum, kızıyorum ve seviyorum
    İki çeşit yemeği bir arada yemekte zorlanan ben
    Aynı anda özlüyor, kızıyor ve seviyorum
    Ve daha bir çok şeyi yapıyorum
  • 134 syf.
    ·1 günde
    Küçük bir mitolojik ön okumaydı; Atlas'ın Yükü.

    Günlerdir zihnimde evirip çevirdiğim, bu kitap hakkında neler düşünüyorum dediğim sıkıntılı bir süreç yaşıyordum.

    Tabi, bir kitabı okuması kolaydır. Kitabın sunduğu fikirleri bir cımbız yardımıyla içinden çekip almak her ne kadar zor olsa da çoğunlukla o da kolaydır. Ancak aktarma boyutuna gelince dank diye duvara çarparız. İşte Atlas'ın Yükü'nü düşünme sürecim de aynen böyle geçti.

    Yine de eylemim içime kaçmadan birkaç kelam yazmalı.

    Jeanette Winterson'un büyülü ve zor bir dili olduğunu bilsem de bu kitabını alırken bir cesaret binmişti omzuma. Üstelik içini falan hiç incelemeden arka kapakta mitolojik unsurlar yazısını okuyunca tamamdır, okurum ben bunu demiştim.

    Kitabı okuma vaktim geldiğinde elimde bulunan iki ciltlik mitoloji sözlüğünü masamın üzerine koyup kitapla epey bakıştım.

    Üstte de belirttiğim üzre bu mitolojik unsurları 'öyküyü yeniden anlatmak istiyorum' diyerek kaleme alıyor, Winterson. Mitolojik tanrı ve tanrıçalara dair bütün bildiklerimizin üstüne kendince bir kurmaca metin hazırlıyor, kendinden öykü istediklerinde. Üstelik akıcı, sade, yormayan bir dille kaleme alıyor.

    Aslında kitapta yer alan karakterlerin başından geçenlerin kendi gerçekliğini yadsımadan kaleme almış. Araştırdığımda birçoğunun mitolojide karşılığını buldum.

    Kitabın özünü oluşturan Atlas ve Herakles üzerinden 'insana' ince bir değindirmede bulunmuş. Çünkü Atlas'ın yüklendiği dünya coğrafyamız, Atlas dünyanın devinimleri, Herakles ise bizzat biziz. İnsanın hayatını, düşüncelerini, eylemlerini sorgulayıp harekete geçtiğinde karşılaştığı sorunlar ve sınırları sebebiyle yalnızlığını anlatıyor. Mitolojiyi de anlatısına alet ederek mükemmel bir uyum sunmuş bizlere.

    Mitolojiye ilgimden dolayı kitabı almıştım. Okuyunca çok memnun kaldım. Üstelik sözlük yardımıyla okuyunca birçok mitolojik bilgiyi de öğrenmiş oldum. Kitabı siz de okursanız yanınızda mitolojik sözlük bulundurun.

    [Kaynak: https://www.instagram.com/...gshid=1okjylkjnbt4z]
  • Çünkü sorumluluklarımdan önce başarmak istediğim başka şeyleri hedefledim fakat bunu oldukça kısa süre içerisinde yapmaya çalıştım yaşamımın özeti filan genelde o şeyi yaparım da 10 yıldır filan son dakika yaşıyorum hayatı bu durumu beğenmiyorum çünkü daha iyisini yapabilirim buna eminim ve mükemmelliyetçiyim bugün yaptığım şeyi ise daha iyi yapabileceğimi düşünüyorum bu yüzden kendimi beğenmedim günlerdir evraklarını hazırlamak için koşturduğum şeyi bu yüzden bugün göndermeyeceğim hayallerim plan dahilinde olmayan bir şeyler nedeni ile ertelendi .
  • 724 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba... ilk incelemem olsun isterdim ama biraz tutunmayı bekledim burda sizlerle :)okumak için cesaret, anlamak için deli olmak lazım eseri.:)Liseden baslar bu kitapla ilgili sevgim ve yazarimla tanismam zevk alarak okumadım ama okudum hatta inadına bitirdiğim kitap:) bilmiyorum yaşadıkça da büyüdükçe daha iyi anlıyorum..O zamanlar pek farkında değildim sonra okumayı denedim ama olmadi ne kadar cabalasam da anlamiyor tutunamiyordum :)gecen sene okuyunca anladim sanırim biraz hatta bazı yerlerde agladim ustunden gectigim cumlelerin farklılığını ve hissini dibine kadar yasadim ya beni sarsan bir cok farkli ya Tutunmami sağlamıştır hatta uyandırmıştır bazi kısımları suan biraz ama tam idrak ettiğimi soyleyemem yine:) ..insanin Tutunamayanlari okuyacak ve anlayacak bir zamani var bazı şeylerin yaşadıkça mahiyeti artıyor sanırım okurken olgunlastigimi hissettigim kitap kendileri yine ..Yani insanlar bu kitabın hüzünlü, melankolik, hep acıklı şeylerle dolu dizgin olduğunu sanıyorlar ama kitap aslında başka bir şeyi anlatıyor. dönüşümler hakkında bir eser bu. her insanın hayatı boyunca yaşadığı değişimlerin metaforik bir anlatısı bence.Acikcasi dostlar pek çoğu tarafından da gerçekte okunmayan kitap kendileri (neyse ki azalarak bittiler artik) "tutunamıyoruz, batıyoruz, dibe vuruyoruz, bat dünya bat!" diye ortamlarda prim kasan, tribe giren, dikkat çekmeye çalışan insanları asla samimi bulamadım açıkçası.Tipkı sabahattin Ali’nin madonna’sı gibi starbucks mezesi olması beni üzüyor açıkçası.bence bu kitabı Oğuz atay'a uzaylılar yazdırdı ;çünkü bunu bir insan yazmış olamaz diye düşünüyorum hala :)Daha sonra Oğuz Atay'in eserlerinin çoğunu okumaya çalıştım yani takıntılı sevgim tutunamayanlarla başladı diyebilirim..
    okunması gereken ama okunamayan bir kitap yine...
    daha sonra beni sürüklediği psikolojiden çıkmak için nahif bir kitap olan şeker portakalını okuyarak bünyeyi rahatlattım:)kült kitap okuma serüvenimin en zor kitabı hayatımda..
    ben bu kitapta, sevgili selim ışık'a baktıkça, kendi içime baktım, selime baktıkça da bitirmek istemedim, kendi hayatımı bitirecekmiş gibi hissettim. yavaş yavaş, sindire sindire okuyorum, hayatımla eş değer şekilde sanırım böyle daha iyi anlıyorum..Çok inişli ve çıkışli yerlerin olması oldukça etkiliyordu.Suan popüler kültüre kurban gitmesi beni üzüyor.yüzleşmekten kaçındığınız gerçek benliğinizle olan, bitmek bilmeyen, seviyeli veya seviyesiz münakaşanın karanlık ve mizahi bir eleştirisi olması da ayrı bir özelliği sanırım eserin..kitabın ilk iki yüz sayfası insanı sıkar ve kitabı bir tarafa atası gelir lakin asıl olan da o iki yüz sayfadır. o eşiği atladımı okur selimi tanımaya başlıyor ve kitap gözlerinizin önünde durur, ayıramaz bir yere kitabı. selimi tanırsın günseli'ye yaklaşımını ve intiharından sonra turgut özben'in acısını... benim için kütüphanemde ki en önemli kitap suan.fazlasıyla sorgulayıcı,hayatı irdeleyici,düşündürücü bir roman insan mutlu zamanında okumalı ya diyorum çünkü ağır depresyona sokar siz siz olun şartları ve yeri zamanı bilerek okuyun..o kadar konuşuldu, o kadar kitaba dair olan olmayan sözler, cümleler, pasajlar şunlar bunlar her bir yerde paylaşıldı insanda kitaba karşı bir önyargı oluşuyor ister istemez. çok seveceğimden adım gibi emin olsam da geçtiğimiz haftaya dek okumadım ben de önyargı sebepli.
    meğer ne çok şeyden mahrum bırakmışım kendimi. okumayan varsa, tek diyeceğim boşu boşuna abartılmamış arkadaşlar.
    hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biri. türkçe yazılmış, benim bildiğim en iyi roman. günlerdir öylesine etkisindeyim ki... bir daha da tutunabileceğimi zannetmiyorum ben diye düşündüm hep...bir hikayeden, olaydan, duygulardan, hayattan, ölümden ve dahası her şeyden daha fazla ne anlatabilir? okunduktan sonra sindirilemeyen, yendikten sonra anlaşılamayan "şey" gibi. evet yazar "şey'i" bile anlatmaya çalışıyor öyle düşünelim..Bu kitap okuyucu seçiyor arkadaşlar dikkat!!!
    Yukarda dediğim gibi okunması arayış içinde olduğunuz bir döneme denk gelirse insanı depresyona sokabilme gücü olan kitaptır. dikkat edin yani.Ama yine de benim için herkesin kendinden bir parça bulduğu romanlaştırılmış yaşantı biçimi kendileri..her yönüyle ağır bir kitaptır. dili ağırdır, anlattıkları daha da ağır.
    Tuhaf olan şu bu kitap Dostoyevski'nın suç ve cezası gibi, herkes çok övüyor muhakkak oku diyorlar ama etrafımda bu ikisinden birini okuyan tek kişi görmedim daha :)
    Yine de şu da bir gerçek uzutmayacağım. bu ülkede daha iyisi yazılmadı açıkçası ve meşhur olmadı..Her ne kadar baslayip birakanlarin sayisi bitirebilenlerin sayisinin 10 katı olarak görülse de..bu kitapla ilgili hissettiklerim ile ilgili yazacak çok şeyim var. lakin doğru kelimelerle,bağlaçlar hatta fiiller bir araya gelmiyor.hepsinin üstünde helyum ile dolu bir balon var ve ben hepsini yakalayamıyorum. o yüzden biraz alıntı paylaşacağım;

    "bana bugün,ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir; kendini çözemeyen kişi, kendi dışında hiçbir sorunu çözemez." (S=94)

    Herkes istediği kadar koşsun. beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur. oturacağım ve bekleyeceğim. yerinde oturan selim'e değer vermeyenlerin, selim'in gözünde de değeri yoktur." (S=426)

    tavsiyem şudur; bu eseri okumaya niyetliyseniz, önce oblomov'u okuyun. zira eserde sık sık göreceksiniz...:)

    Sevmek fiilinin en güzel halini gördüm ayrıca:
    (Kursun kalemle yazarken;mürekkebe geçmek..)

    Mutlaka ölmeden önce okunmasi gerekir yine de alın ve okuyun okutun..Oğuz ataya selam olsun kendisine minnetariz.Iyi ki varsın iyi ki seni tanıdım iyi ki bu güzel eseri bıraktın bizlere..Teşekkür ederim iyi okumalar:)
  • Franz Kafka Sözleri

    Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan.
    Benim yalnızlığım insanlarla dolu...
    "Her şey olması gerektiği gibi: Üzüntülü ve ağır..."
    Odamda günlerdir yalnızım, ziyanı yok dünyada da yıllarca yalnız değil miydim?”
    Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum; tek istediğim, yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.
    Ama bütün dumanların altında ateş vardır.
    Dalgaların bir su damlasını kaldırıp kıyıya atması, denizdeki ezeli dalgalanma olayını asla engellemez; hatta denizdeki dalgalanma, kıyıya atılan damlaya borçludur varlığını.
    Seninle dünya arasındaki bir kavgada dünya üzerine bahse gir.

    Belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok savına verdiği cevap, bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu sadece.

    Gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret akar içinize.



    Bence istediğin zaman yalnız kalabilmek mutluluğun en önemli nedenlerinden biridir.

    Kötüye bir kere kapılarını açmaya gör, kendisine inanılmasını beklemez artık.

    Gerçek bölünemez, bu yüzden kendini tanıyamaz; her kim onu tanımak isterse bir yalan olmak zorundadır.

    Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.

    Kıyamet günü’nü böyle adlandırmamızın nedeni ancak bizim zaman kavramımızdandır; aslında o bir tür sıkıyönetim mahkemesidir.



    Yasama başladığın anda iki görev; sınırlarını her an daraltmak ve bu sınırları aştığın anlarda da gizlenmeyi başarıp başaramadığını her an sorgulamak.

    Kötü’nün ondan bir şeyler gizleyebileceğinize inanmanızı sağlamasına izin vermeyin.

    İnsanlar sabırsız oldukları için cennetten kovuldular, tembel oldukları için geri dönemiyorlar.

    Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?

    Sanatımız, gözümüzün gerçek’le kamaşmasıdır.geri geri kaçan ucube maskelere vuran ışıktır gerçek, başka bir şey değil.



    Sonsuzluk olsam bile kendimin içinde çok darım.

    Giyotin gibi bir inanç. Onun kadar ağır, onun kadar hafif.

    Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak. Birincisi mükemmellik yani eylemsizliktir; ikincisi başlangıç yani eylemdir.

    Bu dünya için koşumlarını takınman gülünç.

    Bir merdivenin üzerine basılmaktan yeterince çukurlaşmamış basamağı, basamağın kendi açısından, işsiz çakılmış bir tahta parçasıdır yalnız.

    Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de, hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. Üzerinde yürünmek değil de insani çelmelemek içindir sanki.

    En kötüsü de sahip olmadığın şeylere ait olmandır.


    Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?

    Kendini insanlığa bakarak sına. Şüphe edeni şüpheye, inananı inanca götürür bu.

    Seninle dünya arasındaki bir kavgada dünya üzerine bahse gir.

    Bir topluluğu kontrol etmek, bireyi kontrol etmekten kolaydır.

    Ölümün olduğu bu dünyada hiçbir şey ciddi değildir aslında…

    Umut olmasına var. Sınırsız denecek kadar çok umut var. Ama bizim için değil.

    ''Ot gibi yaşamaktansa, uykusuz kalmak daha iyi.''

    Aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak, seni görerek.


    Her şey bir aldatmacadır: en az yanılmaya bakmak, normal ölçüler içinde kalmak, en aşırının peşinden gitmek.

    Dünyayla arandaki savaşımda, dünyanın yanında ol.

    Kendimden başka hiçbir eksiğim yok.

    Sanatımız, gözümüzün gerçekle kamaşmasıdır. Geri geri kaçan ucube maskelere vuran ışıktır gerçek, başka bir şey değil.

    Kötü’ye bir kere kapılarını açmaya gör, kendisine inanılmasını beklemez artık.

    Eğer bir hedefiniz varsa ama ona ulaşma yolunu göremiyorsanız, o yolun adı ‘tereddüt ‘tür.

    Kötü’ye bir kere kapılarını açmaya gör, kendisine inanılmasını beklemez artık.


    Kargalar, bir tek karganın göğü yok edebileceğini ileri sürer. Ona kuşku yok; ama göklerin kulağı duymaz böyle bir savı, çünkü gökler kargaların yokluğu demektir.

    Önceleri sorularıma neden cevap alamadığımı anlayamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlayamıyorum.ama gerçekte inanmıyordum ki, soruyorum sadece.

    Bir kafes, kuş aramaya çıkmış.

    Değersizdim, mahkum edilmiş, çiğnenmiştim, başka bir yere kaçmak için büyük çaba gösteriyordum gerçi, ama bu bir iş değildi, çünkü sahip olduğum güçlerle ulaşamayacağım, imkansız bir şeydi söz konusu olan.

    Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?

    Ama bütün dumanların altında ateş vardır.



    Belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok savına verdiği cevap, bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu sadece.

    Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum; tek istediğim, yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.

    Bu değerbilmezliğe, dünyanın değerbilmez oluşuna karşı koymak mümkün değildi.

    Seninle dünya arasındaki bir kavgada dünya üzerine bahse gir.

    İyi, bir bakıma rahatsızlık vericidir.

    Gerçek bölünemez, bu yüzden kendini tanıyamaz; her kim onu tanımak isterse bir yalan olmak zorundadır.

    Şüphe edenin şüphesini, inananın inancını besler bu...



    Kötüye bir kere kapılarını açmaya gör, kendisine inanılmasını beklemez artık.

    ...ben olduğum halimle, senin eğitiminin ve kendi itaatkarlığımın bir sonucuyum (temel yapım ve hayatın etkileri dışında tabii).

    Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, bu sana kalmış olup doğana uyar, ama tam olarak bu uzak duruş belki kaçınabileceğin yegane acıdır.

    Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.

    Belirli bir noktadan sonra geri dönüş yoktur. Bu noktaya erişmek de gerekir.

    Kötü'nün elindeki en ayartıcı silah, savaşa çağrıdır. Kadınlarla yapılan savaşa benzer, ki sonu yatakta biter.

    Yasama başladığın anda iki görev; sınırlarını her an daraltmak ve bu sınırları aştığın anlarda da gizlenmeyi başarıp başaramadığını her an sorgulamak.



    Kendini insanlığa bakarak sina. Şüphe edeni şüpheye, inananı inanca götürür bu.

    Sonsuzluk olsam bile kendimin içinde çok darım.

    "Ölen bir insanın ardından, bir an için yeryüzüne yararlı bir sessizlik çöker; dünya üzerindeki uğraşlar bitmiş, gelecek ölümü beklemekten kurtulunmuş, sanki bir yanlışlık telafi edilmiştir..."

    Bürokrat için insanca ilişkiler değil, yalnızca nesne ilişkileri vardır. İnsan evrağa dönüşür. Evrağa verilen sayı ile belirgin kılınan, ölmüş bir varlık olarak evrağın akışına girer. Bu varlık, şahsen çağrılığı zaman bile bir kişi değil, yalnızca ‘olay’dır. ‘Konu’ ile ilgili olmayan ne varsa akıp gitmiştir. Resmi dairelerin koridorları aşağılanma kokar. Sigara içmek kesinlikle yasaktır. Bu yasağın kapsamına soluk almak da girer. Buna karşılık yürek çarpıntısına izin vardır, dahası çarpıntı olması istenen bir şeydir. Her türlü ümit uçup gider. Kapıdan kapıya gönderilen kişiye suçluluk duygusu aşılanır. Buraya giren, yalnızca bir vizite kağıdı ya da pasaportunun uzatılmasını istese biIe kendini suçIu duyumsar. En iyi olasılıkla bir dilek sahibidir, aslında ise suçludur.

    Düşünceleri fazla dikkate almamalısın. Yazı değişmez, düşünceler ise çoğu kez sadece yazı karşısındaki aczin ifadesidir.

    Yalnızca aptal oldukları için bu denli kendilerinden emin konuşabiliyorlar. Dengim olan bir insanla konuşacağım birkaç sözcük, her şeyi bunlarla yapılacak en uzun konuşmalarla karşılaştırılamayacak ölçüde aydınlatacaktır.

    Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.

    Bu erken kalkmak yok mu, diye düşündü, insanı aptala çeviriyor.

    Her ne kadar onun ufak bedeninin özel bir hassasiyete sahip olduğunu itiraf ediyor olsam da, biz, işçilerden oluşan bir halkız ve Josephine bizden biri. Eğer bedenimizdeki çürüklere dayanarak topallamaya kalkışsaydık, bütün bir halkın topallaması asla durmazdı.



    ...ben olduğum halimle, senin eğitiminin ve kendi itaatkarlığımın bir sonucuyum (temel yapım ve hayatın etkileri dışında tabii).

    Neler çevirdiği bilinmeyen entrikacı bir doğa; rüzgar gibi anlamsız görünen uğraşlar içinde, uzaklardaki, yabancı birinin adına, içyüzü hiçbir zaman bilinemeyen hizmetlerin peşinde.

    Bizi sen şikayet ettiğin için cezalandırıyorlar. Eğer şikayet etmeseydin, suçumuzu bilseler de bir şey yapmazlardı bize...

    Kötü'nün elindeki en ayartıcı silah, savaşa çağrıdır. Kadınlarla yapılan savaşa benzer, ki sonu yatakta biter.


    Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de, hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. Üzerinde yürünmek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.

    İnsan bazı anlarda çalışamayacak halde olabilir, ama bu anlar eski başarıların hatırlanması ve daha sonra, engel ortadan kaldırıldığında, insanın şüphesiz daha bir azimle ve gayretle çalışacağının düşünülmesi için de en iyi zamandır.

    Evlenmek, bir aile kurmak, gelecek tüm çocukları kabullenmek, onları bu güvensiz dünyada yaşatmak ve hatta biraz da yol göstermek, benim inancıma göre bir insanın başarabileceği en yüce şeydir.

    Aşkı yaşayan, aşkı en güzel anlatandır. Çok sevmelisin ki, çok güzel dile gelmeli yüreğin. Franz Kafka Milena'ya aşkını ona yolladığı mektuplarla muhteşem bir şekilde dile getirmiştir. Her kadın Franz Kafka gibi kendisine güzel sözler söyleyen bir sevdiğinin olduğunu ister. Sevdiğinize güzel sözler yazarak aşkınızı unutulmaz kılın. Franz Kafka'nın sözlerinden esinlenerek sevgiliye güzel aşk sözlerini yollayınız. İşte, en etkileyici Franz Kafka aşk sözleri;

    Milena ne olursun beni yanlış anlama, sadece sev beni! “ Sev beni Milena..! ”

    Milena, sen başkaydın. Hasta bir adamı sevecek kadar hastaydın!"

    Yine de gönderiyorum sana merhabamı, ne olur ki. Gerekirse kapının önünde düşüversin yere, belki daha da güçlenerek kalkar.


    Sana yazarsam uyuyamıyorum ve bitkin oluyorum. Yazdığımda ise yaşadığım tedirginlik ve korku beni çatlatıyor.

    Odanda seni her gün gören dolap olsaydım keşke. Koltukta oturuşunu, mektup yazışını, yatmanı, uykuya dalmanı seyrederdim. Ama iyi ki de değilim, çünkü son günlerde çektiğin acıları, Viyana'dan ayrılışını izleseydim kederden yere yıkılırdım.

    Kıskanmıyorum sanma, hayır kıskanmıyorum, ama ya dünya çok küçük, ya biz çok iriyiz, sığamıyoruz. Hem kıskandığım kim ki!

    Kapımın eşiğinden atılan mektuplarının üzerinden atlıyorum her gün. Açmıyorum, okumuyorum. Daha fazla özleyeyim diye.

    Sanki bir hafta boyunca hiç ara vermeden bir taşa çivi çakmakla görevlendirilmişim gibi; üstelik işçi de çivi de bizzat benim. Milena!

    Geceyi uyku yerine mektuplarınla geçirdim. Her gün yazışmak, güçlendirecek yerde güçsüz kılıyor insanı. Eskiden bir solukta içerdim mektuplarını. Fakat şu an mektubunu okurken dudağımı kemiriyorum, şakaklarımın ezildiğini duyuyorum. Buna da boyun eğebilirim ama yokluğuna asla… “ Sev beni Milena..! ”



    Neler çevirdiği bilinmeyen entrikacı bir doğa; rüzgar gibi anlamsız görünen uğraşlar içinde, uzaklardaki, yabancı birinin adına, içyüzü hiçbir zaman bilinemeyen hizmetlerin peşinde.

    “Ya hep ya hiç” sözü ne kadar büyük bir söz. Sen de ya benimsin ya değilsin. Benimsen eğer hiç mesele yok her şey yolunda demektir. Ama benim değilsen hiçbir şey yok demektir. Farkındayım bir insana böylesine bağlanmak yağılığın da ötesi bir şey. işte bu yüzden aklıma bu düşünce geldiğinde durmadan bir korku çöküyor yüreğime…

    “Bu gecede sana mutlu uykular dilerken her şeyimi sana veriyorum bir solukta! Benim mutluluğum sende erimektedir.”

    Bizi sen şikayet ettiğin için cezalandırıyorlar. Eğer şikayet etmeseydin, suçumuzu bilseler de bir şey yapmazlardı bize...

    Belirli bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. İşte bu noktaya erişmek gerekir.

    Evet sen temelde iyi kalpli yumuşak bir insansın,ama her çocuk o iyiliği bulana kadar arayacak sabır ve korkusuzluğa sahip değildir.

    Bu erken kalkmak yok mu, diye düşündü, insanı aptala çeviriyor.


    "Ah, Milena! Gece çöktü yine; Boş bir karanlıkla boş bir beyaz kağıdı öpmek aynı şey sanki, ama yalnızlığa da alıştım, karanlığa da."

    Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de, hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. Üzerinde yürünmek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.

    İnsan bazı anlarda çalışamayacak halde olabilir, ama bu anlar eski başarıların hatırlanması ve daha sonra, engel ortadan kaldırıldığında, insanın şüphesiz daha bir azimle ve gayretle çalışacağının düşünülmesi için de en iyi zamandır.

    Senin başkalarına karşı beslediğin kuşku bile, benim kendime yönelik kuşkumdan daha büyük değil, beni sen böyle eğittin.

    Yüreğimin kuytusunda birazcık küslük bulunsun size karşı dengeyi sağlar.

    İki saattir kanepede uzanmış yatıyorum ve bu süre boyunca senden başka hiçbir şey düşünmedim...


    Senin için masumiyet olan şey, benim için suç olabilir ya da tersi; sende hiçbir etki yaratmayan şey, benim mezarım olabilir.

    Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.

    Evet seviyorum seni anlayışı kıt kız, için rahat etti mi? Koca deniz dibindeki küçücük taşı nasıl severse benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse o küçük taş ben olurum bir gün.

    Milena, aslında mesele o değil; sen benim için bir kadın değil, bir kız çocuğusun, senden daha safını görmedim, sana elimi uzatmaya cesaret edemem küçük kız; bu kirli, titrek, pençeyi andıran, dengesiz, kararsız, soğuk soğuk terleyen eli...

    Bu değerbilmezliğe, dünyanın değerbilmez oluşuna karşı koymak mümkün değildi.

    Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, bu sana kalmış olup doğana uyar, ama tam olarak bu uzak duruş belki kaçınabileceğin yegane acıdır.

    Şu duygu: "Burada demirlemeyeceğim" ve anında kabarıp coşan ve insanı sarmalayan dalgaları hissediş.

    Yaşama becerisinden yoksunsun; ama hayata rahatça, kaygısızca ve kendini suçlamadan yerleşebilmek için, tüm yaşama becerini elinden aldığımı ve kendi cebime koyduğumu kanıtlıyorsun.


    Yani eğer dünya yalnızca senden ve benden ibaretse, ki yakın olduğum bir düşünceydi bu, o zaman bu dünyanın arınmışlığı seninle sona eriyor ve senin öğüdün sayesinde benimle kirlilik başlıyordu.

    Evlenmek, bir aile kurmak, gelecek tüm çocukları kabullenmek, onları bu güvensiz dünyada yaşatmak ve hatta biraz da yol göstermek, benim inancıma göre bir insanın başarabileceği en yüce şeydir.

    Yine de gönderiyorum sana merhabamı, ne olur ki. Gerekirse kapının önünde düşüversin yere, belki daha da güçlenerek kalkar.

    Sana yazarsam uyuyamıyorum ve bitkin oluyorum. Yazdığımda ise yaşadığım tedirginlik ve korku beni çatlatıyor.

    Odanda seni her gün gören dolap olsaydım keşke. Koltukta oturuşunu, mektup yazışını, yatmanı, uykuya dalmanı seyrederdim. Ama iyi ki de değilim, çünkü son günlerde çektiğin acıları, Viyana'dan ayrılışını izleseydim kederden yere yıkılırdım.

    Kıskanmıyorum sanma, hayır kıskanmıyorum, ama ya dünya çok küçük, ya biz çok iriyiz, sığamıyoruz. Hem kıskandığım kim ki!

    Geceyi uyku yerine mektuplarınla geçirdim. Her gün yazışmak, güçlendirecek yerde güçsüz kılıyor insanı. Eskiden bir solukta içerdim mektuplarını. Fakat şu an mektubunu okurken dudağımı kemiriyorum, şakaklarımın ezildiğini duyuyorum. Buna da boyun eğebilirim ama yokluğuna asla…

    “Bu gecede sana mutlu uykular dilerken her şeyimi sana veriyorum bir solukta! Benim mutluluğum sende erimektedir.”


    “Ya hep ya hiç” sözü ne kadar büyük bir söz. Sen de ya benimsin ya değilsin. Benimsen eğer hiç mesele yok her şey yolunda demektir. Ama benim değilsen hiçbir şey yok demektir. Farkındayım bir insana böylesine bağlanmak bayağılığın da ötesi bir şey. işte bu yüzden aklıma bu düşünce geldiğinde durmadan bir korku çöküyor yüreğime…

    Sanki bir hafta boyunca hiç ara vermeden bir taşa çivi çakmakla görevlendirilmişim gibi; üstelik işçi de çivi de bizzat benim. Milena!

    Evet sen temelde iyi kalpli yumuşak bir insansın,ama her çocuk o iyiliği bulana kadar arayacak sabır ve korkusuzluğa sahip değildir.

    Senin başkalarına karşı beslediğin kuşku bile, benim kendime yönelik kuşkumdan daha büyük değil, beni sen böyle eğittin.

    Düşünceleri fazla dikkate almamalısın. Yazı değişmez, düşünceler ise çoğu kez sadece yazı karşısındaki aczin ifadesidir.

    Yalnızca aptal oldukları için bu denli kendilerinden emin konuşabiliyorlar. Dengim olan bir insanla konuşacağım birkaç sözcük, her şeyi bunlarla yapılacak en uzun konuşmalarla karşılaştırılamayacak ölçüde aydınlatacaktır.

    Her ne kadar onun ufak bedeninin özel bir hassasiyete sahip olduğunu itiraf ediyor olsam da, biz, işçilerden oluşan bir halkız ve Josephine bizden biri. Eğer bedenimizdeki çürüklere dayanarak topallamaya kalkışsaydık, bütün bir halkın topallaması asla durmazdı.

    Yüreğimin kuytusunda birazcık küslük bulunsun size karşı dengeyi sağlar.

    İki saattir kanepede uzanmış yatıyorum ve bu süre boyunca senden başka hiçbir şey düşünmedim...

    ''...Kalbim artık atmıyor, yalnızca çarpan bir kas yığını oldu bedenimde, söküp atmak geliyor içimden....''

    Senin için masumiyet olan şey, benim için suç olabilir ya da tersi; sende hiçbir etki yaratmayan şey, benim mezarım olabilir.

    'Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile “yok oluverir” insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir. '

    Seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Milena. Bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. Ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm.

    ”Ah! Milena, pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim..."

    Evet seviyorum seni anlayışı kıt kız, için rahat etti mi? Koca deniz dibindeki küçücük taşı nasıl severse benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse o küçük taş ben olurum bir gün.

    Franz Kafka Anlamlı, Manalı, Düşündürücü ve Resimli Sözler
    ''Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?"

    Milena, aslında mesele o değil; sen benim için bir kadın değil, bir kız çocuğusun, senden daha safını görmedim, sana elimi uzatmaya cesaret edemem küçük kız; bu kirli, titrek, pençeyi andıran, dengesiz, kararsız, soğuk soğuk terleyen eli...

    ''Sevgili, eğer kollarımızı kullanamıyorsak, birbirimize şikayetlerimizle sarılalım...''

    Şu duygu: "Burada demirlemeyeceğim" ve anında kabarıp coşan ve insanı sarmalayan dalgaları hissediş.

    "Şu anda çekilmez bir haldeyim. Yorgunum, uykusuz, hüzünlüyüm. Sanki bir şey beni engelliyor ve özgürleşemiyorum."

    Yaşama becerisinden yoksunsun; ama hayata rahatça, kaygısızca ve kendini suçlamadan yerleşebilmek için, tüm yaşama becerini elinden aldığımı ve kendi cebime koyduğumu kanıtlıyorsun.

    "Ve gece yazdığın mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor, senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor."

    "Ah Milena, yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız."

    ''Olmamasına razıyım. Oluyormuş gibi olmasın yeter.''

    Yani eğer dünya yalnızca senden ve benden ibaretse, ki yakın olduğum bir düşünceydi bu, o zaman bu dünyanın arınmışlığı seninle sona eriyor ve senin öğüdün sayesinde benimle kirlilik başlıyordu.

    Sessizce yatakta yatıyorum ve bir kalp çarpıntısı geçiyor gövdemin içinden ve sizden başka bir şey düşünemiyorum.

    "Evet, seni seviyorum budala! Tıpkı denizin, kendi dibindeki bir çakıl taşını sevmesi gibi... Evet, işte sevgim seni böyle kaplıyor! Ve Tanrı izin verirse, senin yanında bu kez ben çakıl taşı olacağım..."

    Bu gece de sana mutlu uykular dilerken her şeyimi sana veriyorum bir solukta. Benim mutluluğum sende erimektedir.

    Ve sen gelmiyorsun, çünkü gelmeye kendin ihtiyaç duyana kadar bekliyorsun...

    ...Ah Milena , bugün yağmur göz kapaklarıma yağıyor..''

    "..Bak Milena, ‘En çok seni seviyorum.’ diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, ‘Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla’ dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.

    İstasyonda bana bakan yüzünü düşündüm, unutamayacağım bir doğa olayıydı bu…

    Eğer mutluluktan ölünüyorsa, bu benim başıma gelmeli. Ve eğer ölüme yazgılı bir mutluluk sayesinde hayatta kalınıyorsa, o zaman hayatta kalacağım."

    Benim ruhum sallanıp duran bir mutsuzluktu, dokunulmaya görsün, dokunanın üzerine yıkılır hemen.

    ''Ve senin yanında öylesine huzurlu öylesine huzursuz, Öylesine baskı altında ve öylesine özgürüm ki...''

    Ve yazdıklarımın devamı olarak Milena, kalbimde sen varken her şeye katlanabilirim.."

    ''Kötü bir geceden sonra insan her şeyi sorabilir ve hatta sonsuza kadar sormayı da isteyebilir; hem uyumamak sormak demektir; eğer insanın cevabı olursa uyuyabilir...''

    "Milena, yeterince sevgi gösteremedim sana diyorsun, daha ne yapacaktın ki? yanımdaydın, bundan büyük sevgi, saygı olabilir miydi hiç?"

    Bir aydır hiç bir işe yaramayan gözlerim seni görecek! Mektuplarını okumayı ya da pencereden bakmayı saymıyorum elbet..

    Susuyorsun demek? Doğru, hiç birşey kolay değildir bu dünyada, mutluluk da öyle, hatta gerçek mutluluk korkunç bir yüktür.

    Bir tek şey biliyorum: Gürültü, patırtı istemiyorum, karanlık olsun istiyorum, bir yerlere gizleneyim diyorum, bunu istiyorum işte, bunu arıyorum, bunun ardırdan gideceğim, elimde değil.

    "Pazar

    Belirsiz umut... Belirsiz güveniş...

    Görkemli bir Pazatesine buyrun!

    Ancak... Pazar hiç sona ermeyecek..."
  • "Günseli son günlerde öyle bir durumdayım ki bir iki dakika bile aklımı toparlayıp düşünemiyorum sevgilim şeytan bilir nelere takılıyorum neler düşünüyorum günlerdir yatıyorum hastalıktan mı bilmiyorum şimdi biraz düşünebileceğimi hissediyorum ve uzun süredir aklımda yüzen belirsiz bir cismi aydınlatmaya karar verdim evet aklım gene karışmadan acele etmeliyim ölmeye karar verdim günseli vakit geçirmeden yapmalıyım bunu yoksa ne olacağımı nereye sürükleneceğimi tahmin edemiyorum bu kısa aydınlıktan yararlanmalıyım ne yazık senin için ne yazık bunu karşılıklı konuşamayacağız ve düşündükçe ürperdiğimi itiraf ederim ölümü değil senin bu satırları okuduğun zaman ölmüş olacağımı acıklı şeyler yazmak istemiyorum acıklı sözler benim üzerimde etkisini kaybetti fakat seni etkileyecektir bunu düşünmeliyim her şeyi iyi hesap etmek zorunda olduğum için özür dilerim fakat düzeltmek imkânım kalmayacağı için buna mecburum yıllardır hayalimde bu mektubu yazacağım insanın beni kurtarmasını yaşadım fakat şimdi bu hayalden çok uzak olduğuma göre hayatımda hiç olmazsa bir kere hatasız hareket etmek zorundayım mektubu attıktan sonra hemen yapmaya kararlıyım biliyorsun biz ışık ailesi sözümüzün eriyiz bizim kaderimiz bu hiçbir şey yazmasaydım daha mı iyi olurdu diye düşündüm fakat bunu daha büyük bir insafsızlık saydığım için her şeyi yazmak istiyorum biraz sonra meydana gelecek olayın ayrıntılarını yazmayacağım onları nasıl olsa öğreneceksin belki beni de kararsızlığa götürür ne yapacağımı çok açık bilirsem belki elim titrer seni seviyorum fakat neresini düzelteceğimi bilmediğim bu yaşantımı sürdürmenin anlamsızlığını seziyorum yok olmaya doğru hızlı bir gidişin farkındayım henüz koruyabildiğim bazı özelliklerim varken daha insan olduğumu hissederken bu gidişe bir son vermeliyim yoksa çok geç olacak ve kendimi affetmeyeceğim seni seviyorum ve beni unutmanı istiyorum ben seni bir an için de olsa unutabileceğimi düşünerek buna girişiyorum Selim olmayan bir Selim görmektense hiç görmemek daha iyidir bana inan düşün ki gittim ve bir daha aramadım seni bir daha beni görmeyeceğine göre böyle düşünemez misin senin varlığına rağmen böyle düşünebiliyorsam sana bir sadakatsizlik var işin içinde beni görmeyecek olduktan sonra var olup olmamanın ne önemi kalır sadece yaşadığımı bilmen seni nereye götürür görüyorsun biraz daha gevezelik etmek istiyorum yeteri kadar yazdığım halde kalemi elimden bırakamıyorum bunu biraz da tabancayı henüz masamın üstüne yerleştirmemiş olmama borçluyum dışarı çıkacağım mektubu postaneye götüreceğim engel olamamak ne yazık değil mi bana kalan süreyi bu kadar kesin belirttikten sonra biraz daha anlatabilirim herhalde seninle biraz daha konuşmamda kötü bir şey yok sen de bu satırları okurken benimle biraz daha konuşmuş olacaksın bunu düşünmek güzel annemi tanımadın bundan sonra tanımanın da bir yararı yok sanıyorum sen ve annem bu resmi güzel bulmuyorum kafamda annemi üzeceğini biliyorum bu olayın ama dayanır herhalde beni bencillikle suçlamaya başlayıncaya kadar dayanırsa mesele yok bu sürenin kısa olmasını temenni ediyorum bunun dışında insanlarla ilişkimi kestiğim için kimseyi düşünmüyorum kimse üzülmek zorunda kalmayacak senin için de son günlerdeki perişan durumumla bir şeyler yaptığımı seni de biraz hazırladığımı sanıyorum birlikte geçirdiğimiz güzel bir günden sonra kendimi öldürerek yıldırımla vurmuyorum seni ya da bana öyle geliyor şimdi şu anda artık ne kadar yaşayacağımı bilmenin rahatlatıcı bir düşünce olduğunu ve kâbuslardan gelecekten korkmadığımı söyleyebilirim düşün son günlerde ne duruma gelmiştim artık bilmem bu ıstırap daha ne kadar sürecek gibi bir alaturka şarkıya yer yok yaşantımda yarın sabah kalkınca kim bilir gene ne olacak endişesi yok bu duruma ben bile zor inanıyorum gene tatsız bir şeyler olması ihtimali nasıl ortadan kalkar diyorum birkaç gün önce sevmediğim kimselere birer mektup göndererek onları hayatlarının sonuna kadar üzecek ya da üzeceğini sandığım sözler yazmayı düşündüm ne yazık ki insan ölmek üzere olduğu anda bile hayal gücünün eksikliğinden olacak yeteri kadar kötülük edemiyor bizi tutan bu garip engeli şimdi bile anlayamıyorum son fırsatı da kaçırdığım için biraz mahzunum belki müthiş bir ümitsizlik anında yapabilirdim bunu fakat talihin garip cilvesi gücüm yok tam bu sırada kuvvetim tükendi bu adamlara hadlerini bildirmek gerekiyordu neyse fazla üzülmemeliyim ölmenin nedeni bu değil beni odama kapanmış kendimi duvardan duvara atarken düşünmeni istemiyorum böyle bir durum yok beni unutmanı istediğim halde bunu yapamayacaksan beni güzel bir durumda düşünmeni isterim onun için beni hiç görme ne demek istediğimi anlıyorsun herhalde senin için daima güzel ve bozulmamış bir bütünlük içinde kalmak istiyorum gereksiz ayrıntıların aklındaki resmi bozmasına razı değilim kötü hatıralar insanın aklından kelime olarak çıksalar bile görüntü olarak kalırlar kimsenin fazla üzüleceğini sanmıyorum yaşarken ilgilendiğim birkaç kişiyle olur ya görüşmek istersin benden bahsederken ortak anılarınız olamayacağı için sizi bir arada düşünmek bana kötü görünmüyor aydın kişileri saymıyorum ankara’da eski bir iki arkadaş vardı Süleyman Kargı vasıtasıyla bulabilirsin onları kargı’dan sana söz etmiştim sanıyorum yalnız uygun bir fırsat bulup söyleyememiştim birkaç şarkıdan ibaret uzunca bir yazım var onda belki bir gün okursun yolun o şehre düşerse fazla duygulanma yazılırken de fazla duygulanılmamıştır yazmanın çekiciliğine kapılıp biraz ileri gittiğim söylenebilir bir aldatmadır belki de uzunca bir şakadır ne yazık bir kopyasını almamışım belki okunmaya değer bir duruma getirebilirdim ilk yazıldığı gibi öyle düzeltilemeden kaldı şimdi sorsan başından sonuna kadar anlatamam süleyman da ilginç adamdır garip içine kapalı biraz kendini beğenmiş artık görüyorsun yakınlarımı da yargılıyorum bu kadar imtiyazı çok görmezsin bana herhalde Süleyman’da “sense of humour” kuvvetlidir gene de benzerliğimiz yoktur başka türlüydü onunla yaşamak nerede susulacağını bilirdi bana benzemezdi dedim ya ona hayrandım anladığını belli etmeden anlardı ne zaman gitsen onu aynı yerde bulursun görüşmediğin sürede seni nasıl hissettiğini sanmışsan öyle düşünmüştür inanılmaz bir özelliktir bence bu yönü seni anlamazsa yadırgama beni tanıdığı süre içinde senin gibi bir insanla böyle bir yaşantım olabileceğini ona sezdirmemiş bu yönümü saklamış olabilirim insanları öyle farklı açılardan değerlendirdim ki hayatım boyunca arkadaşlarımı sana bile övmeye çekiniyorum Burhan’ı da görebilirsin akıllıdır bir kusurunu görmedim diyebilirim bu da yeter bir sebep sıkıcı olması için Turgut vardır biliyorsun bahsetmiştim her şeyini anlatamazsın ama zekidir durumu hemen kavrar insan onu kendisiyle bir yarışma içinde görmezse ya da bu izlenimi vermezse anlayışlı ve şefkatlidir sana çok yakınlık gösterir benim kişiliğimle ilgili bir mesele kalmayacağına göre Turgut’u çok sevimli bulacaksın bu bakımdan durup dinlenmek bilmez bir sevimli olmak konusunda demek istiyorum evlidir belki biraz kalıplaşmıştır belki bu kalıbın içine bir noktada kimseyi almak istemez bu husus çok önemli en uslanmaz insanlar bile yanlışlıkla da olsa bir kere evlenince çevrelerini kendileri gibi görmek istiyorlar bu yüzden az mı meyhane arkadaşı kaybettik Turgut böyle değildir sınırlarını bilir bana sorsan bilmez bildiğini sanır bir sürü okumuş yazmış adamdan çok değerlidir benim için yargıları bana göredir ona değer verdiğimi uygun bir fırsat bulup söyleyemedim sen bir yolunu bulup söyle onun için ne düşünmüş olduğumu Kenan nasıl acaba merak ediyorum sorsana Turgut’a doğrusu ben aranızda acı bir görüntü olarak kalmak istemem tatlı bir resim ya da nasıl söylemeli kelime oyunu gibi bir şey olarak kalmak isterim bazı tekerlemeler vardı aramızda ne bileyim ne kadar tekrar etsek bıkmazdık hoşumuza giderdi işte onlar gibi yaşamak isterim aranızda Turgut’a söyle o anlar aramızda yüzlercesi dolaşırdı Selim Selim dediler onu da gördük gibi sözler icat etsin benim için tabii ortak yaşantımızı unutmamışsa bu öyle bir havaydı ki insan içindeyken akıllıdır dışarı çıkar aptallaşır sakın bu isteklerimi ciddiye alma belki bunları yapmak içinden gelmez yapma istediğin gibi yaşa bana ait bir şey ne bileyim bir kitap bir resim ya da buna benzer bir eşyaya sahip olmak istersen Turgut’a söyle bizim evden alır annem onu çok sever belki de benim odamı görmek istersin şimdi biliyorum dayanamayacağını söyleyeceksin sonrası için bir gün olur bir gün özleme gibi bir duyguya kapılabilirsin ölümün acılığı dağılırken böyle olabilir o zaman annem evde yokken bir göz atarsın fazla ümide kapılma çok sevimsiz bir odadır birtakım hayaller saklar doğmadan ölen çocuklar gibi gizli hayaller bir bakıma iyi olacak içimde gerçekleştirme telaşı kalmayacak sakinleşeceğim yapamadığım o kadar çok şey var ki nasıl olsa hepsini gerçekleştiremeyecektim ve yapamamanın acısı zehirleyecekti içimi insan sonu geldiği zaman iyileşiyor odamda benimle ilgili yazı bırakmak istemiyorum bakarsın birtakım insanlar çeşitli nedenlerle orayı burayı karıştırırlar biliyorsun birtakım karalamalarım var hepsini yakmalıydım yapamadım sana gönderiyorum pakettir geç gelir bu mektuptan sonra eline geçer bir kutu içine koydum hemen açmamanı istiyorum oldukça karanlık hemen okursan seni bunaltabilir bir süre geçsin mesela beş altı ay kadar sonra istediğini yaparsın büyük bir kısmını senden gizli yazdım bilmeni istemedim ben yaşarken bu yazdıklarımı bilmene dayanamazdım gene de fazla üzülme edebiyat hevesi olarak kabul et gerçek sayma bunları mustarip bir ruhun çırpınmalarını ifade etmekten çok okuyucuların duygularını kötüye kullanmak isteyen acemi bir yazarın karalamaları dersin başkalarına göstermek isteyeceğini tahmin etmiyorum fakat dilediğini yap bu mektupta bile şunu yap bunu yapma demişsem ona da aldırma ne diyor yukarıdaki adam isteyiniz verilecektir demek ben bir şey istemiyormuşum bir bana parmağını uzatarak bu kadar gürültü ediyorsun sızlanıp duruyorsun doğru söyle gerçekten istiyor musun diye sorsaydı ona ne karşılık verirdim bilemiyorum hayır biliyorum derdim ki ona ya da büyük bir olasılıkla derdim ki görüyorsun türkçe kelimeler de kullanıyorum arada öztürkçeye dargınlığım kalmadı tabii kimse bilmiyordu benim dargın olduğumu geçelim içimde birbirine karşı savaşan yönlerin birbirine dargın olduğunu söyleyerek geçiştirelim bunu da son anda mesele çıkarmayalım evet istemesini bilene gerçekten verilecektir verilmektedir isteyip istemediğini bilmeyenler için de yukarıda sözünü ettiğim adamın işaret parmağı meseleyi halledecektir en önemli sözü en sonda yazacağımı sanıyorsan aldanıyorsun hiçbir zaman benden bekleneni vermeyi becerememişimdir bekleyenleri utandırmışımdır daha fazla yazamayacağımı hissediyorum son anda acıklı bir sözle canını sıkmamalıyım 
    işte bu kadar işte canım sevgilim Günseli Selim"