Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan, Oğuz Atay’ın eserleri arasında farklı bir yere sahiptir. Biyografik roman türünde kaleme alınmıştır.Mustafa İnan’ın hayatı anlatılır. Bu çalışmanın amacı, dönemin eğitim sorunlarının esere yansımalarını tespit ederek bu sorunların Mustafa İnan’ın hayatındaki yerini betimlemek ve Mustafa İnan’ın hocalığından hareketle bilim adamının taşıması gereken özellikleri belirlemektir. Bir Bilim Adamının Romanı, Mustafa İnan’ın yaşadığı ve yazıldığı dönemde özellikle üniversite eğitiminde meydana gelen değişiklikleri bire bir yansıtır.

Cahit Arf’ın romanın başında yer alan ve romanın hem doğuşu hem de amacını vurgulayan yazısı, bu hususta hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Yazıya göre romanın yazılış amacı; “köşe dönme hissinin çok yoğun olduğu” bir dönem ve toplumda, bilim aşkı ve bu aşkın getirebileceği mutlulukların insanı ölümsüz kılabileceği gerçeğinin günümüz ve gelecek “nesiller”ine anlatabilmektir.

TÜBİTAK’ın temel görevi olan “Toplumumuzun bilimsel düzeyini yükseltmek”, gelecek nesillerde “mutluluklarını bilimsel anılar bırakmakta arayan insanlarımızın çoğalmasını sağlamak”tır. Amacı gerçekleştirmek için Mustafa İnan gibi örnek bilim adamlarının hayatlarını romanlaştırılma düşüncesi ileri sürülür. Uzun süre bu tür bir “yaşam romanı”nı kaleme alacak yazar aranır. Sonunda Oğuz Atay, kendisinin de öğrencisi olduğu Mustafa İnan’ın hayatını romanlaştırmayı kabul eder ve eseri kaleme alır.Yazar, Mustafa İnan’ı tercih eder ki, bu durum, romanda ele alınan esas konunun “bilim” olduğunu açıkça ortaya koyar.

Oğuz Atay, Mustafa İnan gibi ideal bir bilim adamı karakteri oluştururken bu karaktere sosyal yanlışlıklar, çarpıklıklar ve yozlaşmalar karşısında sık sık açık bir eleştirel tavır takınır. Daha çok orta yaşlı profesörün ağzından gerçekleştirilen bu eleştiriler, çoğu zaman ironik bir mahiyet taşır. Bu sebeple okuyucu olarak hem kızar, üzülür hem de tebessüm etmekten kendimizi alamayız.

Birey olarak ortaya çıkmadıkça, uyuşuk felsefemizden vazgeçmedikçe ve tek tek katkılarımızı insanlarımızdan esirgedikçe bizi kim değiştirebilir?

Mustafa inan'ın nasıl hayat başlayıp bir yerlere gelebilmek çabasını ,çalışma azmi, sabrı , cesaretini ve hayallerini gerçekleştirmeye çalışması anlatılmaktadır.

Eskiler eşyayı kullanmak, insanı sevmek için, günümüz de ise insanı kullanıp, eşyayı sevmek için yaşıyorlar. Cemil MERİÇ..

ᴥ pluie ᴥ, Kördüğüm'ü inceledi.
18 May 15:06 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Kitabın içeriğinden hiç bahsetmeyeceğim, zira okunulacak güzel bir kitap okduğunu düşünüyorum. "Kanadı Kırık Kuşlar" kitabının devamı niteliğinde olduğunu düşündüren kitabı ben hız kesmeden okudum. Akıcı dilinin ve anlatım yalınlığının yanı sıra günümüz olaylarını ekleyerek insanı düşündüren kurgusu gerçekten yaşanmış bir olay hissi veriyor insana. #AyşeKulin 'in okuduğum son üç romanını da çok çok beğendim ve önceki yapıtlarına nazaran benim için farklı bir yerde olduklarını söyleyebilirim.

mehmet sakızcıoğlu, bir alıntı ekledi.
18 May 11:34 · Kitabı okuyor

''Gelecekteki tarihçilerinin bizim için ne diyeceklerini düşünüyorum bazen . Günümüz insanı hakkında bir tümce söylemek yetecektir onlara: 'Zina yapıyordu ve gazete okuyordu.''

Düşüş, Albert Camus (Sayfa 11 - Can Yayınları)Düşüş, Albert Camus (Sayfa 11 - Can Yayınları)
Yusuf, Keşfedilmemiş Benlik'i inceledi.
 17 May 23:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap iki bölümden olusuyor. İlk bölümün ismi "Arkaik İnsan" olup çok daha erken bir tarihte yayınlanmıs bir kitaptaki (Ruhunu Arayan Modern İnsan) bir makaledir. İkinci bölümu ise Jung'un 83 yaşında yazdığı "Keşfedilmemis Benlik" isimli kitabı oluşturuyor. Bu da bu kitabın Türk yayıncı tarafından (İlhan Yayınevi) orjinalinin genisletilmiş bir versiyonu olarak düzenlendiği anlamına geliyor. Kitapta Jung insan benliği, din, siyaset gibi konularda düsüncelerini aktarıyor. Ben de kısaca ilgimi çeken noktalara değinmek istiyorum.

Jung'a göre her birey biriciktir ve başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak ve bilinemeyecek bir şeydir. Insan sosyal bir varlık oldugu icin nasıl toplum dısında uzun süre yasayamazsa dünya ötesi bir prensibe (ornegin Tanrı'ya) inanmadığı sürece varoluşunu, ruhsal ve ahlaki özgürlüğünü açıklayabileceği gerçek bir neden bulamaz. Tanrıya baglanmadan dünyanın fiziksel ve ahlaki kışkırtıcılığına direnemez. O yüzden insan her zaman üstün bir güç veya ilkeye inanma ihtiyacı içindedir. Jung'a göre dinin yasaklandığı devletlerde veya diktatörlüklerde liderler dini figürler haline gelir ve onlara tapınılmaya başlanılır. Bu devletlerin dayattığı kölelik bir ibadet biçimi haline gelir. Bunun günümüze en yakın örnegi olarak Kuzey Kore gösterilebilir.


Jung'a göre ilkel insan modern insana göre olaylar hakkında daha çok açıklama ister ve bizim tesadüf dediğimiz şey onun için denetlenemez güçtür. İlkel insan için her şey bu gücün denetimindedir ve her sey tesadüften ibarettir. Bununla kastedilen şey bir gücün tüm olaylara mantıksal bir sebep-sonuç ilişkisine uymayacak bir şekilde yön verdigidir. Eger bir insan kapıdan çıkarken eşiğe takılmışsa bu o günün kendisi için kötü bir gün olacağının işaretidir ve bunun mantıksal hiçbir açıklaması olması gerekmez. Aslında böyle mantık dışı ve batıl görünen düşüncelerin altında deneyimler vardır ve bunlar görmezden gelinmemelidir. İlkel insanı doğanın acımasız düzeninde bu deneyimler hayatta tutmaktadır. Jung'a göre ilkel insan tutucudur. Onun icin doğanın alışıldık düzenindeki uyumu bozan her yenilik uğursuzluk işaretidir. O alıştığı düzenin verdiği bir güvenlik duygusuna sahiptir ve her yeniliği bunu tehdit eden bir unsur olarak görür ve kötü olarak değerlendirdigi her seyi bu yenilikle bağdaştırır. Jung'a göre ilkel insan bizden pek de farklı düşünmez ama o başka varsayımlardan yola çıkar. Mesela o da bizim gibi ahlaklı bir davranışı değerlendirebilir. Onun da iyisi ve kötüsü vardır ama onların ona görünme biçimi bizimkinden farklıdır. Kısacası Jung'a göre ilkel insanın kendi içinde tutarlı bir düşünme bicimi vardır ve o günümüz insanından çok da farklı degildir.

Bu kitabı da Jung'un diğer kitapları gibi oldukca büyük bir zevkle ve faydalanarak okudum. Jung'un şimdiye kadar okudugum her eseri düşünce dünyama büyük katkılar yaptı ve insana bakış açımı etkiledi. O yüzden Jung'a büyük bir hayranlık duyuyorum ve bu kitabını da diğer kitapları gibi siddetle tavsiye ediyorum.

Hasibe^^, bir alıntı ekledi.
15 May 16:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Materyalistik Bir Şartlanma: Açlık Korkusu
Günümüz insanı için iktisadi hayattan daha ciddi, üzerinde düşünmeye değer daha önemli bir olay kalmamış gibidir. Kafalar, rızk kaygısı ile öylesine doldurulmuştur ki, artık "her şey" bir meta gibi, bir alım satım konusu halinde düşünülmektedir.

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 21)Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 21)
Hüseyin, Özgürlük Üzerine Bir Deneme'yi inceledi.
 14 May 01:53 · Kitabı okudu · 42 günde · Beğendi · 7/10 puan

Gecenin 01:59'unda ne derdim vardı da şu incelemeyi yazdım? Bitirince kendime ağız tadıyla girişeceğim. Hatta şarj aletinin sapıyla girişeceğim kendime. Ama kabahat Marcuse'nin!

Bütün mesele dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı o meşhur dönemde, Marcuse'nin yazmaya cüret etmesinde saklı. 1969 yılında, Sol'un vaziyetinin pek de parlak olmadığı, Marksizmin göz bebeği olan işçi sınıfının devrim yapsalar bile bir halta yaramayacak kadar bulanık olan durumunun ve Batı kapitalizminin dişlerini toplumsal hayata geçirmesine güya karşı duracak olan fakat görülen o ki kendisini o çarkın içerisinde görmekten pek de rahatsızlık duymayan Sovyetlerin olduğu dönemde, her şey tam da olmaması gerektiği gibiyken bu deneme Marcuse'nin itirazıydı. O, "bari tabutum uzun olsun" diyen cüceydi. Kaldı ki bu inceleme uzun. Demiş olayım.

Marcuse'nin Marsizmi reddetmeyen -sitedeki incelemenin ilk boşluğu buydu-, aksine devrimin teşviki için teorik oyalamalardan öteye geçip fiili olarak bir şeyler yapmayı vazeden duruşu onu klasik ütopya anlayışından farklı bir yere koyuyor. Orwellci sahte-demokrasinin uzağında, Marksizmin ütopik-spekülasyondan sıyrılma çabasının yanında Marcuse'nin özgün ütopyası, gerçeğin sıfır noktasında bir yerde duruyor. Hayal olmayan, bir kıvılcım bekleyen ve birgün mutlaka olacak olan ütopya. Olması hayal edilen ütopyadan farklı bir noktada...

Kitabın derdi burada başlıyor çünkü özlenen ve daha önce doğal olarak sahip olunan özgürlüğün tekrar fakat bu kez daha sağlam şekilde sahiplenilmesi için gerekli olan başkaldırı giderek bürokratikleşen ve homojenleşen sosyalist bir çevreden geliyordu. Çin'de, Vietnam'da, Küba'da, hatta Latin Amerika'da bile aynı "yıkıcı güç" Büyük Reddedişi diri tutuyordu. Elbette Marcus bu yıkıcı gücün kapitalizm karşısında zafer kazanacağını düşünmüyordu. Yine de ekseriyeti öğrenci grupları ve gettolardan oluşan bu grupların kazanamasalar bile arzularının dindirilemeyecek olduğuna inancı yüksekti. Yeter ki parola ihmal edilmesindi: "sömürü düzeninin özgürlüklerinden de özgürleşmek." Bu da gösteriyor ki Marcuse'nin özgürlük tanımının kendisi bir kere kendisinden doğan bir anlamı karşılıyor. Zaten ilerleyen sayfalarda özgürlüğün ne olduğunu değil fakat özgürlüğün ne olmadığı üzerine açık yargılarını esirgemiyor Marcuse: o (özgürlük), tahakküm altında rekabetçi olmayan, yaşamın saldırgan, vahşi ve çirkinliğine biat etmeyen bir duruştur. Bu tanımı anlamak zor değildir çünkü açıkça insanın arzu ve doyumlarına sistemin talepleri lehine biat etmemesi telkin edilir. Özgür insan budur.

Bunca meşruiyet üretmenin yanında bir de meşru devrim zemini olmalı ki Marcuse için bu çocuk oyuncağıdır. Onun nezdinde dönemin toplumu "müstehcen" toplumdur. Bu kavram, cinsellikle doğrudan bağıntılı değil fakat büsbütün ayrıksı da değil. Dönemin toplumu -uzağa gitmeye gerek yok aslında, günümüz toplumu- boğucu bir boğlukta mal ürettiği ve kurbanlarının yaşam ihtiyaçları gün gibi ortadayken onları ihtiyaçlarından yoksun bırakarak bu malları ahlaksızca sergilediği için; politikacılarının eylem, söz, dua, gülümsemelerinde bile cehalet olduğu; sömürüyü meşru ve gerekli göstermek adına insanı tek boyutlu hale sokmaya cüret ettiğimizde için "müstehcendir." Nokta. Bitti. Böyle bir toplum modeline karşı başkaldırı özgür olmanın önkoşuludur.

Buraya kadar aktardıklarım "neden özgür olmalı" sorusunun cevaplarıydı. Kitabın bu soruya alt başlıkları da var. Süsü kaçmasın diye yazmayacağım. Dileyen olursa ayrıca sorar, ayrıca cevap alır. Şuurlu okumalar.

@Pesa, bir alıntı ekledi.
13 May 16:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Panorama
Günümüz insanı için, iktisadî hayattan daha ciddi, üzerinde düşünmeye değer daha önemli bir olay kalmamış gibidir. Kafalar, rızık kaygısı ile öylesine doldurulmuştur ki, artık "her şey " bir meta gibi, bir alım satım konusu hâlinde düşünülmektedir.
Artık kimseden hasbi davranışlar bekleyemez hâle getirildik. Kimseye "Allah rızasından" bahsederek bir ricada bulunamaz olundu. Komşuluk, dostluk ilişkileri bile ucunda bir çıkar olup olmadığına göre bir değer kazanmakta ya da kaybetmektedir. Hatır-gönül, Allah rızası, hasbilik çoğumuz için unutulmuş, uzaklarda kalmış bir hatıradır sanki.

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 21)Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, Rasim Özdenören (Sayfa 21)

Vesair, vesair...
Karara bağlanan bir durumun ardından.
Ya öyle değil ise?...
Düşüncesi insanı çileden çıkarmak için yeterli bir nedendir...
İhtimaller gezegeninde, süresiz volta atığımız düşünülecek olursa, hiç bir netice aslında gerçek bir netice anlamına gelmiyor...
Tabi ki yok oluş harici...
Kimisine göre yok oluş diye bir kavram da yoktur...
Boyut değiştirmek yahut gerçek anlamda varoluş kapısının aralanması...
Sonsuz hayat, olarak ta adlandırılabilir...
Kavramların farklılığı her daim mevcuttur...
Fakat genel geçer kurallar bütünü diye adlandırılan, hayatta sabit kalmış gerçekler dışında...
Sonuç olarak 'sorular' her zaman 'sorunlar' haline dönüşmezler...
Doğru yer ve zamanda sorulan bir soru, muallak kaderimizin (seçim hakkı verilen kaderimizin) daha olası ve yaşanası kılması açısından önemli bir yer kaplar...
Muzdariplik sancısının (monoton yalnızlık sanısının) doruk noktasına ulaşıldığı günümüz de, iki seçeneğin var olduğu gerçeği ve bu seçeneklerin hayatın geri kalanını oluşturduğu gerçekliği her mantığa kazınması dileği ile ...

Ömer Öztürk, bir alıntı ekledi.
06 May 20:42 · 10/10 puan

Tek cümle!
Gelecekteki tarihçilerin bizim için ne diyeceklerini düşünüyorum bazen.

Günümüz insanı konusunda bir tümce söylemek yetecektir onlara:

Zina ediyordu ve gazete okuyordu.

Düşüş, Albert Camus (Sayfa 11 - Can)Düşüş, Albert Camus (Sayfa 11 - Can)