• 80 syf.
    ·2 günde·5/10
    Spoiler içerebilir...

    Fantastik kitaplar vardır, polisiye kitaplar vardır, politik kitaplar, felsefe, düşünce üzerine kitaplar vardır, bu türler uzayıp gider... Bir de duygusallığın daha yoğun olduğu içinde dram öğelerinin bolca yer verildiği, his ağırlıklı kitaplar vardır: aşk, sevgi konulu kitaplar. Cengiz Aytmatov'un Cemile isimli bu 80 sayfalık hikaye kitabı işte bu türe dahil olan kitaplardan. Öyle ki Cemile, kitabın arka kapağında da okuyabileceğimiz üzere ülkemizde de adı en çok bilinen yabancı şairlerden biri olan Louis Aragon tarafından "Kleopatra, Romeo, Juliette, Werther vs artık bunların hiçbiri gözümde değil çünkü ben Cemile'ye rastladım." gibi bir cümleyle tabiri caizse göklere çıkarılmıştır. Durum böyle ve tabii bir de kitaba dair neredeyse tüm yorumlar beğeni dolu olunca benim de Cemile'ye dair beklentilerim bir hayli yükseldi ve yine bir kez daha bu gibi kitaplara yüksek beğeni beklentisiyle başlamamam gerektiğini anladım.


    Cengiz Aymatov Toprak Ana isimli kitabında olduğu gibi bu kitabında da İkinci Dünya Savaşı yıllarında bir Kırgız köyünde yaşanan toplumsal olaylardan birini konu alıyor. Erkeklerin birçoğunun cepheye gittiği bir ortamda Cemile ile tanışıyoruz. Eşi Sadık'ı savaşa gönderen Cemile eşinin ailesi ile birlikte yaşıyor. Kitabımızın konusu genel itibariyle bu şekilde. Eşi savaşa giden bir kadın, evin erkeklerinin olmadığı bir ortamda işleri çekip çevirmeye çalışan otoriter bir kayınvalide, elinden doğru düzgün bir iş gelmeyen bir kayınbaba ve Cemile'nin eşi Sadık'ın küçük erkek kardeşi Seyit, bir de sessiz sakin bir bir adam olan Danyar...

    Cemile 80 sayfalık, çok kısa sürede kolaylıkla okunup bitirilebilecek bir kitap. Yukarıda da belirttiğim gibi kitaba büyük beklentilerle başlamış, Cemile'nin bana his olarak dokunacağını düşünmüştüm ancak bitirdiğimde durum maalesef böyle olmadı. İlk olarak kitapta bulunan karakterlerden hiçbirine ısınamadım yani kitabı sevmem için mutlaka karakterlerden biri veya birkaçıyla bağ kurmam gerektiğini düşünen biri olarak bu kitapta beni etkileyen hiçbir karakterin bulunmaması Cemile'nin benim için en büyük eksilerinden biri. Kitabın benim açımdan bir diğer eksisi bu türde olan bir kitabın beni, hissiyat olarak az da olsa etkilememesi. Gerilim kitaplarının okurken sizi germesini, felsefi kitapların sizi çeşitli konularda düşünmeye sevk etmesini beklediğiniz gibi bu tarz bir kitabın da bir şekilde kalbinize dokunması beklersiniz ancak ben bu kitabı okurken böyle bir hissiyat yaşamadım. Temelde sevgi, aşk olgularını ele alan bir kitap duygu yoğunluğunu bana geçiremiyorsa ben kendi açımdan bu kitabı başarılı bulamayacağımı söylemeliyim. En güzel aşk hikayesi olarak nitelendirilen bir kitabın bana aşka ve sevgiye dair hiçbir şey hissettirmemesi gerçekten garip, üstelik okuduğu kitapları okumakla, izlediği filmleri izlemekle kalmayıp adeta yaşayan biri olarak... 80 sayfalık, oldukça kısa bir kitabı okurken bir an önce bitse ya diyerek okumam da kitabın, konunun beni bir türlü içine alamayışının bir diğer göstergesi.

    Tüm bunların yanında bu kitaba dair en dikkat çekici şey şu benim için, bu kitabın büyük bir aşk hikayesini içinde barındırdığını söylemek bana doğru gelmiyor, hepimizin hayatta çeşitli değer yargıları vardır, doğal olarak benim de var ve bu yargılar bir kitaba bakış açımı olumlu veya olumsuz yönde etkileyebiliyor. Cemile bana göre bir aşk hikayesi değil, Cemile bana göre bir ihanet hikayesi. Cephede bulunan kocasını aldatan bir kadının ve çocuk ruhuyla bu ihanete göz yuman küçük bir erkek çocuğunun hikayesi. Bu cümlemden Cemile'nin kocası Sadık yanlısı bir düşünceye sahip olduğumun çıkarılmasını da istemem elbette çünkü gördüğümüz kadarıyla Sadık karakteri de son derece kaba, yazdığı upuzun mektuplarda amcalarını dahi hatırlayan ancak karısı Cemile'ye dair sonda tek bir cümleye yer veren, sevgisini karısına hissettirmeyen veya hissettiremeyen bir koca. Sonuç olarak ben hangi karaktere daha çok kızsam bilemedim aslında. Kitapta geçmişte de hep olan günümüzde de özellikle toplumsal açıdan gelişmemiş kesimlerde hala devam eden ve edecek olan bir diğer nokta da kadının yeriyle alakalı, öyle ki Cemile'nin kocasını aldatması üzerine karakterlerden birinin ağzından şöyle bir cümle duyuyoruz: "Altın saçlı bir kadın bile en aşağı erkekten daha aşağıdır." Bunu söyleyen kişi ise Cemile'ye sarkıntılık yapıp umduğunu bulamayan Osman karakteri, evet kitaplarda da gerçek hayatta da hep aynı ikiyüzlülük... Bir de şöyle bir durum var yine yukarıdaki konuya dair, cepheden mektup gönderen erkekler en başta karılarının adlarını anamazlarmış, kocası karısının adını anarak mektup yazarsa tuhaf olurmuş, kendine saygısı olan erkekler bunu yapmazmış. Bunları söylememin nedeni bu denli olmasa da yine de bu konuyla ilgili saçmalıkların hala bizzat bizim toplumumuzda da devam ediyor olması, maalesef hala bu kafa yapısında insanlar var.

    Sonuç olarak Cemile benim için hayal kırıklığı oldu, duygu yüklü bir sevda hikayesi beklerken kitabın bize aktardıklarını sevemedim. Yazarın Toprak Ana isimli kitabını severek okumuştum ancak Cemile bende o beğeniyi uyandıramadı...
  • Avrupa'nın bazı kritik noktalarında, içinde bulunduğumuz bu aydınlık yüzyılda bile, isyan eden halklar topluca kılıçtan geçirilmiş, ancak Türklerle ilgili sorunlarda çok duyarlı olan Avrupa, Avrupalıların döktüğü oluk oluk kana nedense tepkisiz kalmıştır.
    Kolektif
    Sözde Ermeni Soykırımı