Nisan Başar, Osmancık'ı inceledi.
Dün 16:49 · Kitabı okumadı · Puan vermedi

Tarihi ayrı seveninden tutun, çok ilgilenmeyen bireyler bile rahatça okuyabilir. O günün şartlarını, sözlerini, yaşamını günümüz diliyle ama yine de Osmanlı'nın üslubundan katarak harika bir dille anlatmış Tarık Buğra..
Okumanızı tavsiye ederim bu güzel romanı.
Olayın akışına kapılıp tarihi fark etmeden gayet iyi öğrendiğinizi hissedeceksiniz

Doğum Günün Kutlu Olsun Atam!
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
“Bugün benim doğum günümdür” diyecek kadar önemsediği tarihi gündür 19 Mayıs. Bugün sahip olduğumuz herşeyin dönüm noktası. Bizlere düşen görev; Bu kutlu güne sahip çıkmaktadır.

Doğum Günün Kutlu Olsun Atam!
“Ne Damat Ferit, ne İngilizler, ne de Karadeniz’in azgın dalgaları Mustafa Kemal’in gidişini durdurabildi. Bandırma vapuru her an alabora olma tehlikesi içinde dalgalarla boğuşa didişe yol almıştı. 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü saat 06.00’da sabahın serinliğinde Samsun önünde demir atıldı. Yaşlı ve yıpranmış tekne başardığı tarihi olaydan habersiz ve sessizdi.”

- Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Erol Mütercimler

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!

Derin bir saygı, büyük bir sevgi, yoğun bir minnet ve dinmek bilmeyen bir hasret ile...

Şeyma Öztürk, Kadından Kentler'i inceledi.
 10 May 20:42 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Bugün farklı bir yolculuk yapacağız sizlerle Sevgili Okur. On altı kenti gezeceğiz hep birlikte. Kentleri gezeceğiz dediysem tarihi mekânlarını, doğal güzelliklerini sanmayın sakın; bir farklılık yapıp bu kentlerde yaşayan pek çok kadının dünyalarını ziyaret edeceğiz. On altı farklı kent, farklı kadınlar ve bambaşka hayatlar... Hoşgeldiniz Kadından Kentler’e...

İlk durağımız hafif esen rüzgârıyla, Kordon’u, Alsancak İskelesi, vapuru, gevreği ve boyozuyla güzel İzmir. Tüm bu güzelliklerin içinde bir güzelle karşılaşıyoruz: Nurhayat. Yaşadığı on yedi yıl boyunca benliğinin farkında olmayan ve farkında olmadığından dahi bîhaber olan Nurhayat... Ama herbirimizin hayatında bir kırılma noktası vardır hani, hiçbir şey o noktadan sonra eskisi gibi olmaz. İşte Nurhayat da, ‘Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Zaman en çok ne zaman bilinirdi?’ diyerek kendini keşfetme öyküsünü sunuyor bizlere.

Bu uzun yolculukta otobüs ağır ağır ilerlerken cama başımızı yaslamış geçen zamana rağmen bir insanın kendini keşfedememesinin verdiği acıyı düşündüğümüz sırada Adana tabelası çarptı gözümüze. İş seyahati için kısa bir süreliğine İstanbul’dan Adana’ya gelen Emine ve Adana’da yaşayan arkadaşı Gülsüm giriyor kadrajımıza. Geçen zamanın herkesi farklı yöne sürüklediği, farklı insanlar hâline getirdiği ve hiçbir şeyin geçmişteki gibi kalmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz Adana sıcağında. ‘İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse, hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.’ diyerek bu gerçeği bir kez daha vurguluyordu Emine.

Adana’dan sonra Trabzon’daydık artık. O sırada umutsuzluğun başkenti olan Trabzon... Kendi memleketinde doktorluk yapan Sevgi’yle tanışıyoruz. Umutsuzluğun, tükenmişliğin, yarı yolda bırakılmanın bir insana neler yaptırabileceğini seyrediyoruz. ‘Umut demek, bir hayat demek...’ diye tekrar ederek Bursa’ya doğru yola koyuluyoruz.

Esme, İrem, Engin ve Tülin var sahnede. Sürekli kendi isteklerini ön plâna alan ve önceliklerini gerektiği gibi ayarlayamayan bir kadının evlilik hayatını kendi elleriyle nasıl sarstığını dinliyoruz. Tüm olumsuz sonuçlara rağmen günün birinde bir eşyanın, bir şarkının, bir kokunun, bir kıyafetin insanı hangi hatıralara götürebileceğine tanık oluyoruz. Kimi zaman güzel, kimi zaman da kötü hatıralar...

Sıra Samsun’a geldi tabii. Samsun’a gelin giden Songül ve onu ziyarete gelen ablası Şengül’le eski bir Rum evindeyiz. Songül’ün eşi Hüseyin ve kayınpederi Eşref Bey’i de unutmayalım. Tüm bu manzara, ne de çok şey çağrıştırdı zihnimizde. İnsan kendinde var olan bir yarayı bir başkasında var olan aynı yarayla onarmaya çalışır dedik kimi zaman. Onarılır mı gerçekten, orası muamma. Kimi zaman da tanıdığımızı düşündüğümüz insanları gerçekten tanıyor muyuz?, diye geçirdik içimizden. Sahi bütünüyle tanıdığımızı sandığımız kaç insan günün birinde beklenmedik şeyler yapan insanlar arasına katıldı? diye düşünürken Amasya’ya gitme vaktinin geldiğini öğrendik.

Güzel, Nihal, Melek ve Zuhal’le kesişiyor yollarımız. Kimi doyumsuzluğun, kıskançlığın, kimi de fedakârlığın simgesi oluyor gözümüzde. Her ne kadar geçmişte de kalsa, bazı olaylar peşimizi, zihnimizi bırakmıyor ne yazık ki. Hatırlamak istemediğimiz pek çok anı gelip yerleşiyor belleğimizin merkezine. İşte bu dört kadın bu anılarla yüzleşiyor bir anlamda.

İşte yolculuğun en sevdiğim kısmına geldik Sevgili Okur. Ankara’dayız, mütevazı bir evde... İsmini bilmediğimiz her konuda mükemmel bir kadın ev sahipliği yapıyor bize. Hani bazen insanın canı sıkılır, birileriyle dertleşmek, birilerine danışmak ister. Bazen de mutluluktan içi içine sığmaz, biriyle paylaşmalıdır bunu. İşte tüm bu anlarda muhatabınızın sizi anlayacak, sizinle üzülüp sevinecek biri olması çok önemlidir. Hatta sessizliğinizi bile paylaşabilmelidir yeri geldiğinde. Kaçımızın etrafında böyle bir insan vardır ki? İşte isimsiz karakterimiz tam da böyle biri. Kaliteli ve samimi bir insanın dokunduğu bir hayat var satırlarda. Böyle insanlar bulsun hepimizi diyelim ve Sinop’a geçelim.

Pek çok şehirde olduğu gibi Sinop’ta da Seher ile birlikte hatıralar çıkıyor karşımıza. Bir insanı, bir anı anımsatan maddi-manevi hatıralar... Ve bu hatıralara fazlaca bağlanmanın ardından gelen hayal kırıklığı... Bir şeylerin eksilmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğine, her şeyin aynı şekilde sürüp gittiğine inanma isteği...

Pek çok hikayeyle akıp giden yolculukta kısa bir mola: Afyon İkbal Dinlenme Tesisleri’ndeyiz. Kanat Turizm’le yolculuk eden Meltem var masalardan birinde. Bir mola yerinde eski dostu Serap’la buluşturuyor kader Meltem’i. Arzu edilmeyen bir rastlantının hatıra getirdiği kocaman bir geçmiş çıkıyor gün yüzüne. Hiçbir hayatın karşılaştırılmayacağını, yarıştırılamayacağını öğretiyor bizlere Meltem.

Meltem ve Serap’ı o masada bırakıp Neşet Ertaş’ın memleketi Kırşehir’e geçiyoruz. Birbirini hiç tanımayan ama aynı hikâyede buluşan iki kadın: Hayat Hanım ve Tülay. ‘Belki eşyaların da kalbi vardı.’ diyerek, bir insanın bir diğerine eşyaların diliyle bıraktığı hayat dersini okuyoruz.

Eşyaların sözsüz dilini çözmeye çalışırken Erzurum’da bu kez bir yığın fotoğraf yayılıyor önümüze. Yıllarca yakınımızda olan bir insanı tanıyamamış olmanın acısıyla fotoğraflardan medet ummak... Fotoğrafların dili olsa da annemi bana anlatsa, demek... Aslında en başta kendini tanıyamamak... Bir insan kendini tanıyamadan bir başkasını nasıl anlayabilirdi ki? Suna bunu hiç düşünmemişti anlaşılan.

Suna’yı kendiyle başbaşa bırakıp Diyarbakır’a seğirtiyoruz. Diyarbakır deyince şehirde yıllardır bitip tükenmeyen olaylar hücum ediyor zihnimize. Gazetecilik yapan Aslı karakteriyle birlikte şehirde var olan siyasi meselelerin yıllardır değişmediğini ve kimi zaman da birbirini yıllar evvelinden tanıyan insanların arasını açtığını görüyoruz.

Diyarbakır’daki manzara içimize hüzün ekmişken Kayseri’deki insanların sıcaklığı içimizi ısıtıyor. Lüks Terzi’nin kızlarıyla müşerref oluyoruz. Her şeyin, özellikle de duyguların bir kıymetinin olduğu günlere gidiyoruz. Pek çok kadın figürü var karşımızda ama sözünü sakınmayan, şen şakrak Nebahat Abla bir başka. Yine geçmişin değerli günlerine bir özlem havası esiyor derinden. Hani insan bazı anlarda kalmak ister bazen, işte öyle bir zaman dilimi var satırlarda. Sımsıcak, içten ve katıksız...

Bu denli güzel duygular hissederken Gümüşhane’deki nefrete, bencilliğe dahil olmak ağır geliyor. Vicdanı rahatlatmak için yapılan davranışlar, alelade sözler ve hiçbir şey olmamışçasına hayata devam etmeler... Hepsini Füsun bizzat gösteriyor bizlere.

Gümüşhane’de şahit olduğumuz bu olumsuz anların ardından Mersin’e uzanıyoruz, tantunicinin karısıyla tanışmaya. Bir hayal uğruna darmadağın olmuş hayatın insana ne bedeller ödettiğini görmek acı veriyor insana. Tanımadığımız halde çok çabuk yargıladığımız insanların ileride bize neye mal olacağını görmek ise daha da acı verici olsa gerek... Bilmediğimize düşman olmaktansa tanımayı, anlamayı tercih etmek gerek diyoruz bir kez daha.

Yolculuğun sonuna gelmişiz meğer. Son durak İstanbul, Esenler Otogarı Sevgili Okuyucu. Her birimiz şahit olduğumuz hayatların, tanıdığımız kadınların etkisinden henüz çıkamamışken ağır ağır terkediyoruz koltukları. Otobüsten inip zemine adımımızı attığımız anda inanılmaz bir sürprizle karşılaşıyoruz. Yorgunluğun verdiği etkiyle, gözlerimizi ovuşturup diğer yandan karşımızdaki manzarayı idrak etmeye çalışıyoruz. Hepimizin dilinden bir cümle dökülüyor; ‘Ne sürprizdi ama!’ :)

İşte böyle bol sürprizli, akıcı mı akıcı, her satırda düşündüren, duygulandıran enfes bir yolculuktu bizimki. Bu yolculukta bana eşlik eden, kitabı birlikte okuduğum arkadaşım Selman Ç.
ye de yolculuğuma renk kattığı için
teşekkür ediyorum. :)

Bozkurt Efsanesinden Adana'da doğan Üç Hilal'e, Ülkücü hareketin öncü isimlerinden Ülkücü Şehitlere kadar Ülkücülük tarihinin aktarıldığı en güzel tarihi kitaplardan biri. Ülkücü gençliğin bilmesi gereken bilgilerin bulunduğu, okurken birçok cümlenin altının çizilceği önemli ve güzel bilgilerin bulunduğu kitap. Türkçülük günün doğuşu ,Atsız ile Türkeş'in yol ayrımı, Turancılık ve daha nicesi bence okunmaya değer kitaplardan biri. Her ne kadar Tarih kitapları sıkıcı olarak adlandırılsada bence en zevkli okunan kitaplar ve o kitaplardan biride bu kitap.

Günün Filmi
Brimstone (2016)

Cehennem


Yönetmen:  Martin Koolhoven

Ülke:  Hollanda, Fransa, Almanya, Belçika, İsveç, İngiltere

Tür:  Gizem, Gerilim, Western

IMDB:  7,1

Vizyon Tarihi:  1 Ocak 2017

Süre:  148 Dakika

Nam-ı Diğer:  Koolhoven's Brimstone

Ödüller:  3 adaylık.



Hesap günü yaklaşıyor?

Brimstone (Cehennem), yeryüzündeki cehennemin acımasız zulmüne karşı kuvvetli bir kadınlık ve direniş hikayesini anlatıyor izleyicilere.

İşlemediği bir suçun sanığı olan Liz, ailesini hırslı ve intikam almak isteyen pederden korumak mecburiyetindedir. Peder kürsüye çıktığı andan itibaren Liz ve ailesi büyük tehlike altına girecektir.

{Ç News} 'te Bugün;
Merhabalar Efendim...!!!

Hava kapalı ve yağmurlu.. Siz izinli olanlar.. Keyfini sürün bu havanın.. Biz işe giderken sizler için fotoğrafladık bu güzel yağmur damlalarını.. https://ibb.co/dPXVm7

Sabah ilk kahvemizi demledik ve keyifle içtik.. Kahveleri tazeleyin..! {Ç News} Yayında....!!

Yarından itibaren Film önerilerimize de başlıyoruz. Hergün bir yerli, bir yabancı olmak üzere iki film önerisi yapacağız..

Bugüne de bir Test bırakıyoruz... Türk Edebiyatında İlkler..! Haberler kısmından teste ulaşabilirsiniz.. Sonuçları yoruma bırakmayı unutmayın.. :)

Günün Sözü:

"Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi yapan ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir."

~ Nikolay Gogol

Şimdi; Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
Hazırsanız, haydi başlayalım....!

Yüzüklerin Efendisi Neredeyse Tarantino Yönetmenliğinde Tek Film Olacakmış! Tarantino'yu severim ama iyi ki de olmamış :))) Tanrım bol kanlı bir Yüzüklerin Efendisi izlerdik..!! :))
 https://kayiprihtim.com/...-film-olacakmis/amp/

Türk Edebiyatında İlkler Testine hazır mısınız? Zor kadar hakimsiniz edebiyatımıza.. Yorumlara sonuçları bırakın da beraber görelim... :))

http://www.neokuyorum.org/turk-edebiyatinda-ilkler/

MevzuEdebiyat ekibi kitap eleştirisi hazırlamış. Bu ay seçtikleri kitap ise Italo Calvino 'nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabı. Güzel bir eleştiri/inceleme yazısı olmuş.. Buyrunuz;
 http://www.mevzuedebiyat.com/...liskin-okuma-cabasi/

Haberlerimiz bitti... Şimdi sıra günün incelemelerinde;

Necip Gerboğa 'nın ->> #26352258

İbrahim (Sisifos) 'in ->> #26849803

DUA 'nın ->> #27954320

 "Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

İncelemerimiz bitti. Şimdi sırada günün Alıntılarında;

Fox Mulder 'un bugün için seçtiği üç alıntı;

~

"Ne kadar arsız, ne kadar açgözlü herkes!"

Kumarbaz, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski  #29432678

~

"Ben varsam, ölüm yok; ölüm varsa, ben yokum..."

Felsefenin Kısa Tarihi, Nigel Warburton #29432596

~

"Ama insan beyni korkunç bir makine. Biz hâlâ bu makinenin sırlarına vakıf değiliz. Genellemeler yaparak çalışma yöntemini anlamaya uğraşıyoruz. Hastalıkları, sapmaları, davranış bozukluklarını böyle ortaya çıkarıyoruz. Ama adı üstünde genelleme, arada birçok istisna olay bulunabilir."

Sultanı Öldürmek, Ahmet Ümit  #28890303

~

"Alıntıların sonlarında ki linklere giderek, asıl alıntı sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Desteği ve emeği için Fox Mulder'a Teşekkürlerimizle.."

Günün Şarkılarını İliştirelim;

Taze Taze Fade To Black Performansı;
https://youtu.be/kE9LsLnkwx0

https://youtu.be/C45Bn0PzFEM (Rob 'un ses biraz bozulmuş ama olsun..)
(Bu Cover Yarına Hazırlık İçindir...)

Yarın Cover Etkinliği yapacağız...! Hazır olun...!!!

Birlikteliğimizin bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız... Yarın görüşmek dileğiyle...!!

Keyfiniz eksik olmasın..

Hergün;
Üç Haber, Üç İnceleme, ve Üç Alıntı ile sizlerleyiz...

Yeni olarak Her Gün Yerli ve Yabancı olmak üzere iki Film önerisi paylaşacağız.. Yayınımızın içeriği her geçen gün büyüyor.. Sizlerin sayesinde keyifle paylaşımlar yapmaya devam edeceğiz...!

Sağlıcakla kalın....!

{Ç News}

Nikbin, bir alıntı ekledi.
04 May 13:00 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Salih Aleyhisselâm; kavmi Semud ve helakı
Salih'e de:
"Sen, bizim gibi bir beşerden başkası değilsin!
Bununla beraber, eğer (Peygamberlik davasında) doğruculardan isen, haydi bir mucize getir!" dediler.

"Ey kavmim! İşte, size bir Mücize olmak üzere Allah'ın şu dişi Devesi!
Artık, onu, serbest bırakınız. Allah'ın arzında otlasın...
İşte, bu Dişi Deve!
Su içme hakkı, (bir gün) onundur.
Belli bir günün su içme hakkı da, sizindir.
Ona, bir kötülükle ilişmeyiniz!
Sonra, sizi, büyük bir günün azabı, yakalar!" dedi.
Derken. O Dişi Deve'yi öldürdüler.

Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 132 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)Peygamberler Tarihi, M. Asım Köksal (Sayfa 132 - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
Furkan Düzenli, Cumhuriyetin Tarihi'yi inceledi.
02 May 00:38 · Kitabı okudu · 30 günde · 10/10 puan

Yazar, Cumhuriyetin Tarihi’nde resmi tarihi söylemi ve ezberleri bir kenara bırakarak belge ve kaynaklarla tarihi baştan itibaren tekrar okuyor.

Özellikle bir dönem sürekli tartışılan ve kronikleşen sorunları kaynaklarıyla birlikte ele alan, konu ve olayların üstüne iddialı bir şekilde giden kitapla Cumhuriyetimizin tarihini yeniden okuyacak ve ezberlerinizi gözden geçireceksiniz.

Resmi tarih söyleminin unutturmak istediği ve kısmen başarılı olduğu bir çok ismi kitapla tanıma imkanınız da olacak. Sonrasında okumalarla bilgileri ve olayları derinlemesine incelemek yine sizlere kalacak.

TBMM Hükümeti Birinci Meclisi (1920-1923) ile başlayan kitap, 28 Şubat ve 2000’li yıllara kadar gelip noktalanıyor. Kitabı diğer örneklerinden ayıran en önemli özelliği ise olayların arka planındaki sosyolojik gerçeklerin bütün kitap boyu göz önünde tutulması.

Cumhuriyetin Tarihi, geçmişi bugünden bakarak yargılama veya peşin kabullerle olayları aktarma yoluna girmiyor. O günün şartları içerisinde ve farklı bakış açılarıyla değerlendiriyor.

Konuları kaynaklarıyla aktaran kitapta salt tarihi okumuyor aynı zamanda kavramlar ve ülkemizin toplumsal yapısının da yaşadığı dönüşümü takip ediyorsunuz. Kavramları takip ederek yaptığınız okuma sizi salt tarih okumasından çıkarıyor ve bambaşka dünyalara kapı aralıyor. Bazı bölümlerin sonlarında bulunan albümler ise daha önce görmediğiniz fotoğrafları sunuyor. Bu yönüyle de bir belgesel filmi gibi gözünüzün önünden geçen fotoğrafları izliyorsunuz.

Cumhuriyetin Tarihi’nde Celaleddin Vatandaş, resmi tarihi okumanın dışına çağırıyor ve sosyolojik arka planla sizi satırlara davet ediyor. Cumhuriyetin Tarihi, tarihi ezbere değil eleştirerek okumak için iyi bir başlangıç sunuyor.

Furkan Düzenli, İstanbul'a Bir Kent Kondu: Ümraniye'yi inceledi.
01 May 19:45 · Kitabı okudu · 24 günde · Puan vermedi

İstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye…

Çok değil 30 sene öncesine kadar köy olan bir yerleşim alanı şimdilerin büyük ilçesi Ümraniye. Sema Erder’in 80’lerin sonu 90’ların hemen başında yaptığı çalışma (1989-1993) içeriği itibariyle bizlere önemli nüveler sunuyor.

Araştırmanın yapıldığı tarihi net olarak bulamıyorsunuz kitapta benim isimlerden ve olaylardan anladığım kadarıyla araştırma 1993 yılı gibi tamamlanıyor. Çalışmanın sonuçları bugün güncelliğini kaybetse de o günlerden bugünlere çizilecek perspektifte önemli bir noktayı temsil ediyor.

Çalışma alan araştırmasının nasıl yapılması gerektiği noktasından başlayarak uygulamalı olarak dersler veriyor. Göç ve kentleşme çalışmaları yapanlar için önemli bulgu ve sonuçları paylaşıyor bu yönüyle dikkate alınması gereken bir kitap.

Fakat o günün şartlarının bir hayli değişmiş olması, sorunların ve çözümlerin de değişime uğraması eserin güncelliğini kaybettirmiş gibi duruyor. Bu sosyal bilimlerin maalesef ki negatif yanı. Fakat göç süreçlerinin hemen hemen hepsinde gördüğümüz değiştirme yönü ve süreçleri Ümraniye’de de benzerlikler arz ediyor. Bu yanıyla örnek olarak başka araştırmalara da rehberlik edebilecek bir çalışma.

Ayrıca kitap 1996 yılında yayınlandığında “Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü”nü kazanmış. Bu bilgi de burada bulunsun.