'Biz neden böyleyiz?' diye düşünürdüm geceleri. Neden herkes görünmez bir yükün altında ezilircesine bitkin? Ayaküstü sohbetlerde beliren alelade gülüşler bile acı bir hatırayla kesişip vakitsiz sönüyor. Ve kötü anılar yüklenmiş insanların her hareketi geçmişin zamansız dokunuşuyla bölünüyor. Herkes düşünceli, herkes gergin, hepsi uzaklara dalıyor. Şafakla birlikte dükkânlar açılıyor, akşam ezanıyla kapanıyor. Tekrar eden acayip bir düzen; herkes, her şey alabildiğine renksiz ve sevimsiz. Başka türlü yaşamak mümkün değil mi?
Hakiki çözülüş birtakım yıkılışlarla kabil. Bir taraf yıkılacak ki başka tarafa bağlanasın. Ya kendi hayatına veya birtakım fikirlere… Fakat biz fikirlere gidemiyoruz. Fikirler bize kapalı. İnsanla birleşerek gelmiyorlar. Sadece fikir olarak geliyorlar. Onlara boşlukta rastlıyoruz.
Havasız bir delikte
Gıcırdayan somya üstünde yatakta
Yakalanmışsın berbat bir öksürüğe
Gel de şarkı söyle.
Ama yine de sarı saçlı adam
Devam etti kemanı çalmaya
Dirildi içimizde ölü düşler.