1000Kitap Logosu

güvercinler

DİKKAT SADECE BEĞENİP GEÇMEYİN OKUYUN.!
Gidicez bi gün ve sadece gidicez Kimseye veda bile etmeden Bütün helallikleri heybemize doldurup Ansızın gidecez bir gün Yollara düşeceğiz bütün anılarımızla Hesapsız bir gidişle Yarınsız diyarlara varmak için Tüketeceğiz bütün benliklerinizi Beyaz güvercinler besleyeceğiz Asi hoyrat yüreğimizde Taşın sertliğini anlayacağız Gecenin karanlığını Kışın soğunda donduracağız Parmak uclarımızı Hasretin kuytusunda saklanacağız Geçmişin izlerinden Gök mavisinin tadına varacağız Papatyaların koparılmadığı diyarlarda Ve son bulucak bütün arayışlarımız Yeşilin verdiği huzur sarhoşluğunda Gidicez bi gün ve sadece gidicez Kimseye veda bile etmeden Bütün helallikleri heybemize doldurup Ansızın gidecez bir gün recep_y21
13
540
358 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Devasa bir kader küreği olarak coğrafya
YouTube kitap kanalımda Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitabını önerdim: youtu.be/tPAQoHh_su4 "İnsan, insan sevmedikçe İster yatakta, ister kolda kelepçe." Büyük Ev Ablukada "Alnın açık bir şekilde vatani görevini yerine getirmen dileğiyle..." notu düşülmüş bir ilk sayfa. Kitaba gözlerimi ilk olarak böyle açtım. "Bu şehirde çelikten bir disiplinle eğitim gördü, kendini tanıdı, ruhunu o çelik disiplinin zincirlerine vurdu." 10. sayfa "Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır." tabelasının neredeyse her yerde karşınıza çıktığı askeriyede, askerlik ile ilgili bütün mekanlarda, savaş alanlarında disiplinin olmasıyla kan ve gözyaşı neden hiçbir zaman bitmezdi peki? Sol apolet, sağ apolet, sol taraftaki melek, sağ taraftaki melek... Savaş suçları, günahların rütbesi mi yoktu bir tek acaba? Acının, kanın, gözyaşının çevirmenliği nasıl kelimelere dökülebilirdi? Stranların, mıtırbların, dengbejlerin dilinden düşürmedikleri o şarkıların tınısında geçen kelimeleri gerçekten nasıl anlayabilirdik? BÜTÜN BUNLAR NEDEN? Birisi zenginlik içinde büyür, aydınlıkta uyuyordur. Diğeri savaşın ortasında büyür, karanlıkta uyanıktır. Savaşın belirsizliği öyle bir belirsizliktir ki, Heisenberg bile kıskanır bir süre sonra. Einstein, Zweig, Szilard savaştan kaçtığı sırada tam tersine savaşın içine sürüklenen onlarca hayatın içinde buluruz kendimizi. Baktığımız, kafamızı çevirdiğimiz yıldızlar ne kadar süre daha gökteki değil omuzlardaki rütbelerin yıldızları olursa bir o kadar umutsuzuz, o kadar uzağız Küçük Prens'in hayallerinden. Kendi ülkemizde birbirimize yabancıyız. Yin ile Yang bile içindeki aydınlık ve karanlığı dostluk ve düzen içinde tutarken nedir bu sürekli karanlıkta kalışımız, karanlığımızla barışamamamız? Eee peki... Alnım bütün bu anlatılanlardan sonra nasıl aydınlık kalmaya devam edebilir ilk sayfaya o notu düşen arkadaşım? O kadar aşılanan korkudan, dökülen kandan ve susmayan silahtan, namus pompalamalarından sonra? Sistem, bize kitaptaki gibi bir av-avcı rolü biçmiş. Besin zinciri hayvanlar için var derler ama bu dünyada esas besin zinciri savaşlardır. Bu askerlik ise olacakların sadece bir fragmanı, küçük bir kesiti. Sınırsız itaat, disiplin, sorgusuz sualsiz uygulanan emirler... Kan ve gözyaşı gerçekten de disiplinin olmadığı yerlerde mi vardır? TOKİ'ler dikilip yerel insanların taziye kültürlerini, türkülerini, ağıtlarını yerle bir eder ve rant mimarilerini översin. Bitmek bilmeyen savaşlardan soyları kırmaya devam edersin. E iyi de, BÜTÜN BUNLAR NEDEN? Topraklarında sudan çok kanın aktığı, kanın koyu renginin giderek karanlıklaştırdığı bu ülkeyi terk edenler aydınlık özlemi içinde yanıp tutuşanlardı. Aslında varlıklarından haberimizin bile olmadığı insanlar, amacı olduğunu sandığımız ama aslında çıkmaz yolda debelendiğini gördüğümüz başıboş savaş hikayelerinden ibaret şu kitaptaki karakterlerin hayatı. Sürekli ölenler yine bizleriz, her gün ölüyoruz, hayatımız, ölümün karanlık-uyanık huzurundan daha beter. Korkuyu diri tutmak, 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz, Hayvan Çiftliği, Fahrenheit 451 gibi kitaplarda sürekli bahsedilen motto değil miydi? Nereye ve ne zamana kadar devam edecek bu böyle? Ağıtların, stranların, türkülerin, onların dediğini anlamadan, savaşları anlatan, durmadan üretilen sayısız eserlerini susturabilecek miyiz kitabın baş karakterlerinden Baz'ın dediği gibi? Onları anlamaya çalışıyor muyuz? Ya da onlar bizi anlamaya çalışıyorlar mı? Dün öldürdük, bugün öldürüyoruz, yarın bir gün bile olsa birbirimizi, coğrafyamızın kaderini, kanla tıkalı bu hayat menfezlerini anlamak isteyecek miyiz? "EĞİTİMDE MERHAMET, VATANA İHANET" dedirtirler askerlikte adama. Peki, senden hiçbir farkı olmayan bir dünya kardeşine ihanet, yaradılışa ihanet değil mi? Muhtemelen askeri bir bilgisayar olan kafedeki bu bilgisayarın klavyelerinden herhangi birine ilk kez bu kelimeler için dokunuluyor, ama kimse sorgulamazsa, kimse neden demezse, herkes başarısızlıklarına, coğrafyaya kader deyip geçerse nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa? Girmeyiz içtimalara göğe ve yıldızlara beraber bakmak için, Girmeyiz içtimalara, toplanmayız hep beraber tefekkür etmek, felsefe, edebiyat, sanat, müzik konuşmak için, Tutmayız nöbetleri, kafamızın içindeki kafesten kaçan olmasın diye, Yürümeyiz uygun adımda kırlara beraber piknik yapmaya, tabiatın sunduğu gündelik hayatın bütün mucizelerini konuşmaya Cibran'ın yaptığı gibi. Mottomuzdur öldürmek, Arzumuzdur kan ve şiddet. Namus demişler silaha, kadına, milliyetçi kalması gereken bütün askeri düşüncelere, Dostoyevski, tutku, en istisnai duygudur derken bu istisnanın Ortadoğu'da bitmek bilmeyen kan ve şiddet olacağını hiç ama hiç istemezdi. "Türk Kürt kardeş falan değil ayan beyan sevgilidir Ayıran kalleş değil ancak hayatın tam da kendisidir." Hakan Vreskala Biz onları anlamadan, onlar bizi anlamadan savaşın çıkmaz sokağında, etrafımızdaki sıvası kan, odaları şiddet, kapıları cehalet olan evlere bakıp duracağız. Bu yazılanlardan 100 yıl da geçse asırlar da devrilse yine alışmak, unutmak, sorgulamamak, denileni aynen kabul edip, ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymaması hayat amacımız olacak. BÜTÜN BUNLAR NEDEN? Nedenini sorma, sana denilenleri harfiyen yap, geç. İtaat et, rahat et. Ama bil ki; aydınlık da karanlık da itaatle gelmiyor ve gelmeyecek. Baz ile Kevok, kitabın iki baş karakteri, coğrafyanın eline aldığı devasa bir kader küreği. Kevok, güvercin demek. Güvercinler oluklara konmak için vardır, oluk oluk kan akıtmak için değil. Baz, şahin demek. Şahinler, arabayla drift yapmak için değil, yaşamak için varlar. Özgürlük için, yaşama hakkı için varlar. Sev(-EBİL!)mek, sevilebilmek için varlar... "Kanın devleti yok, hepsi kafalarda Tek yürektik hani öğretmenim Aynı kürekle gömülmeyecek miyim" Büyük Ev Ablukada
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy)
Okuyacaklarıma Ekle
26
242
152 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
~STALİN ÇİFTLİĞİ~ Sevgili 1K üyeleri, incelememe başlamadan şunu belirtmek isterim ki böylesi önemli bir kitabı değerlendirmek herkes için zor olsa gerek. Sözüm ona kitabın nesnel degerlendirilmesini çok güç bulmaktayım. Çünkü George Orwell' da kitabını yaşadığı talihsiz olaylar sonrası yazması ve onun bir nevî Rusya (Stalin) yüzünden "genel ideoloji" ye taşlamada bulunması yazarın da gayet öznel bir yaklaşım gösterdiğinin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Zira o da bunun farkındaymış ki Çapski' nin (Orwell' ın Sovyetler Birliği' ndeki çalışma kampından ve Katin Kıyımı' ndan kurtulmuş, Paris' e gelen bir arkadaşı) anlattıklarından etkilenip kitabında daha sonradan yaptığı bir değişikliktir. Bu değişiklik şudur. Komün rejimini benimseyen çiftlik saldırıya uğrar, hayvanlar korkuya kapılmıştır. [Güvercinler uçuştular, Napoléon (Stalin) da dahil bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar]. --> [ Güvercinler havaya uçuştular, +Napoléon dışında+ bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar....] Burdaki değişiklik Sovyetler Birliğinden kaçan ve rejime karşı olan Orwell' ın arkadaşı Çapski' nin onca acılar yaşamasına karşın Rusya' yı Alman boyunduruğundan" Stalin' in kişiliğinin ve büyüklüğünün" kurtardığını söyler. "Almanlar, Moskova' yı ele geçirmek üzereyken Stalin kentte kaldı. Moskova' yı onun gözü pekliği kurtardı" der. Tabi bu değişiklik üzerine Orwell' ın da bir çift sözü vardır. "Böylelikle, Alman saldırısı sırasında Moskova' dan ayrılmayan Stalin' e haksızlık etmemiş oldum. " Sayın 1K üyeleri... Naçizane görüşüm şudur ki bir toplumun rejim değişikliğinin tamamlanması için ciddi bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Hele ki bu rejim komün rejimi ise. Rusya' da komünizm tam manada başarılı olamadıysa bunun sebeplerini yüzlerce belgeyle ispatlamak mümkündür ama benim için özet niteliğinde bir sebep vardır ki Komünizm' e giden yol sosyalizmden geçmektedir. Das Kapital' i okumuş her insanın komünizm' in kötü bir şey olmadığını zaten anlamıştır. Dedelerimizin Komün rejimini bizlere "dinsizlik" ve dolaysıyla "şeytan işi" söylemlerini dikkate almazsak tabi... Ben bu açıdan da Orwell' ın komünizmi anlamadığını, kötü bir örnek olan Rusya' nın sadece içinde bulunduğu kötü şartların dünyaya yansıtılmasının ve yine Orwell' ın kitabını yazmasına esin kaynağı olduğunu düşünüyorum. Yani Orwell, bugün Türkiye' de yaşamış olsaydı, Cumhuriyet ile yönetilen Diktatörlük rejimi karşısında ciddi bir Cumhuriyet düşmanı olabilirdi... (Spoiler) Çiftlik sahibi çiftlikten ilk kovulduğu zaman komün rejimiyle birlikte hayvanların eşit oldukları ile ilgili ilkeler vardı... Napoléon çiftlik başına geçmeden önce her insanın içinde yaşamak istediği bir distopyadan bahseder... Bunun neresi kötüdür anlamıyorum. Yani rejimin tukaka olmasının nedeni Napoléon ise, bence kötü olan rejim değil, kişilerin kendisidir. Stalin' i eleştirmek eğer rejimi eleştirmekse konuşmamın başında olduğu gibi nesnel bir değerlendirmeden söz edilemez. Stalin 1927’de kolektivizasyon kararı verdiğinde işlerin trajikleşmesindeki nedene bakacak olursak NEP döneminde zenginleşen köylüleri yani kulakları görürüz. NEP dönemi, bir zorunluluk olarak, Savaş Komünizmi sonrası gelmiş, bu dönemde köylülüğün ticaret yapmasının önü açılmıştır. Bir geri adım olan ve köylülüğün önünü açan NEP’i Lenin önermişti ancak Bolşevik Parti içindeki “işçi muhalefetini” oluşturan Şliyapnikov, Kollontay ve Stalin’i eleştirenlerin dillerden düşürmediği Trotsky eleştirmiş ve NEP’e karşı çıkmıştı. Ama kolektivizasyonu başlatan Stalin NEP’i savunmuştu. Yani, köylülüğe savaş açtığı iddia edilen Stalin aynı zamanda köylülüğün önünü açan NEP’in uygulanmasını sağlamıştı. Yani kısacası (Lenin toprakları herkese dağıttı. Ama herkes tarlayı ekmedi. 10 birim tarladan 3 birim ürün elde edildi. Bu durum Rusya' da açlık ölümlerine yol açtı. Uzun vadede Rusya' nın sefalet içinde dışa bağımlı olmasına neden olacaktı. Stalin bunu fark etti, toprakları geri aldı, sadece topraktan gelen köylüye verdi arazileri. 10 birim tarladan 10 birim ürün elde edildi. Tabi bu geri alımın nasıl olduğu da aşikar...) Ben yine de haksızlık etmeyeceğim, kitabı çok fazla beğendim. Akıcı dili, lafı dolandırmaması hoşuma gitti. Edebî derinliği olmamasına karşın ciddi bir hayranlık beslediğimi söyleyebilirim yazara karşı. 1984 etkisi olsa gerek. Ayrıca kitabı 3 ayda yazmış. Teşekkürler George Orwell. İyi okumalar...
Hayvan Çiftliği
8.9/10
· 309,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
8
212
344 syf.
·
9/10 puan
Es-Selam Değerli Dostlar.. Yaklaşık 2 ay önce arkadaşlarla bir proje düşündük; Kadim Şehir Kudüs’ü ziyaret… Ve proje kapsamında gerekli yazışmalar neticesinde 7 si öğretmen, 12 si öğrenci ve 9 u esnaf olmak üzere toplam 28 kişi ile yola koyulduk. Allahın lütfu sayesinde Yaklaşık 6 gün Kudüs’te kaldıktan sonra şükürler olsun ki dün itibari ile vatanımıza döndük… Kudüs… Gitmeden önce Talha UĞURLUEL’in kitabını ne kadar tekrarlayıp gitsem de gördüm ki kitapta okunanların dışında farklı bir alemde hissediyorsunuz kendinizi.. Düşünebiliyormusunuz ibadetinizi yapmak için Mescid-i Aksaya adım atarken son derece sıkı bir güvenlik koridorundan geçerek İsrail askerlerinin denetiminde Cuma mescidine giriyorsunuz… Bu konulara döneceğim. Emin olun anlatacağım o kadar yaşanmışlar var ki 6 günlük Kudüs seferimizde, anlatılmaz yaşanır diye bir motto var, bu yüzden en dikkat çekici yerleri kitap eşliğinde düşüncelerimle yorumlayıp sizleri fazla meşgul etmeyeceğim. Yola çıktığımızda önce uçağımız Tel Avive uğruyor.Sıkı bir sorgu ve yıldırma politikası kapsamında rencide edici tacizler ile Kudüs’e giriş yapabiliyoruz 3 saatlik havalimanında bekleyişten sonra.. Sabahın ilk ışıklarında Zeytin Dağına uğruyoruz o heyecan ile 2 saatlik uykuya rağmen.. Zeytin Dağında Rabiyatül Adeviyye ile Selmanı Farisi nin makamları mevcut… Ziyaret ediyoruz bir heyecan ile. Ve Talha UĞURLUEL’in de ifade ettiği gibi dünyanın en güzel manzarası..Karşınızda Mescidi Aksa ve Kubbetüs Sahra… Hemen altında Yahudi mezarlığı var ve kıyamet koptuktan sonra ilk buradan dirileceklerine inandıkları için 50 bin dolardan başlayıp 250 bin dolara kadar alıcısı olduğu ifade ediliyor. Harikulade manzaradan sonra Kudüs’ ün güya en güzel kahvaltı salonuna gidiyoruz ama bizim mutfağımızın yanından dahi geçemez fikri ile Mescidi Aksaya doğru yöneliyoruz. Gözlem yapmayı severim, rehberimiz Ahmad MARAGA.. Soru yağmurunu tutuyorum; Flistin mahallesine geldiğimizde bir hüzün,yoksulluk, geri kalmışlık; Yahudi Mahallesine geldiğimizde ise ihtişam,zenginlik ve lüks bir yaşamla karşılaşıyoruz. Otobüsler farklı renkler ile ayrılmış ve yeşil renkli otobüslere Filistinliler binemiyor. Mescidi Aksaya’’ Hıtta’’ kapısından giriyoruz. Niye önce Hıtta kapısından girdiniz diye bir düşünce belirdiyse sebebi; ‘’ Hani, “Şu memlekete girin. Orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin. Kapısından eğilerek tevazu ile girin ve “hıtta!” (Ya Rabbi, bizi affet) deyin ki, biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha da fazlasını vereceğiz” demiştik. Bakara-58.inci ayetin tefsirine lütfen bakın derim burada uzun uzun anlatarak vaktinizi almak istemiyorum. Kapıda İsrail askerleri özellikle uyarıyor Türk bayrağı var ise giremezsiniz. Sorguya çekilip bazen pasaport denetiminden de geçebiliyorsunuz. İngilizce ve Arapça dil bilmek veya bir rehbere kesinlikle ihtiyaç var yoksa anlaşılamadığınızda almıyorlar. Ve karşımızda altın rengi ile büyüleyici Kubbetüs Sahra..aslında Kubbetüs sahir..Sahra çöl demek , sahir ise büyüleyici çok güzel demek.. Kubbetüs Sahir Harikulede Kubbe anlamında ama dilimize sahra diye geçmiş. Ve 180 ton altın ile kaplandığı rivayet ediliyor. Kubbet-üs Sahra'nın içinde "Hacer-i Muallak" adlı bir taş yer alır. Muallak taşı "Havada asılı duran kaya" anlamına gelmektedir. Peygamber Efendimiz SAV Muallak taşın altında diğer peygamberlere namaz kıldırdıktan sonra Miracı gerçekleştirmiştir. Hemen yaklaşık 100 metre ilerisinde ise; Bakır çinkolu Aksa Mescidi yani Cuma mescidi ve içeriye girdiğimizde kuş sesleri eşliğinde muhteşem bir manzara ile karşılaşıyoruz. Mescidi Haramda kılınan namaza 100 bin sevap, Mescidi Nebide kılınan namaza 10 bin sevap, Mescidi Aksa da kılınan namaza ise 1000 sevap… Boyuna uzun ama enine kısa, bizim mimarimizdeki gibi geniş değil.. Sol tarafında Hz.meryem in makamı,Kırklar meclisi ve Hz.Ömerin namaz kıldırdı mekan.. Ve en üzücü tarafı ise 1,5 senen önce Filistinli çocukların Ağlama Duvarındaki Yahudilere sapanla taş atması üzere Mescidi Aksaya İsrailli askerler botlarını ile baskın yapıp kurşun yağmuru neticesinde kurşun izleri.. Öğle namazından sonra keşfe çıkıyoruz; Hz.Hızır’ın namaz kıldığı mekan. Hz.Süleyman’ın makamı ve vefat ettiği yer… Burak mescidi.. Ecdadımızdan kalma su kuyuları… Birbirinden farklı medreseler.. Güzelim zeytin ağaçları.. Peygamber Efendimiz SAV in gördüğü ve Mekkeli müşriklere tarif ettiği sütunlar… Top oynayan çocuklar , Piknik yapan sohbet eden bayanlar Ve nice güzellikler… Ve hemen bitişiğinde Ağlama Duvarı. Niçin ağlıyorlar; Yahudiler, Hz.Süleyman'ın ölümünden sonra iki devlete ayrılmıştı. Bunlardan birisi İsrail Devleti, diğeri ise Yehuda Devleti idi. Yehuda Devleti, Babiller tarafından, İsrail Devleti ise Asurlular tarafından yıkıldı. Babil topraklarına hükmeden Asurlular, Kudüs'ü yakıp yıktı ve ve Yahudilerin çoğunu öldürdü. Kalanlarını Babil'e tenkil ettirdi. Yahudiler, Süleyman'ın kabrini bulmaya ant içmişlerdi. Ancak bir türlü bulup çıkaramadıkları için, Ağlama Duvarı'nın karşısına geçip üzüntülerini belli etme adına ağlamayı seçmişlerdir. Yahudiler duvara dilek amacı ile kağıt yazıp iliştiriyorlar ve bizdeki kağıt ile dilek dilemenin nereden geldiği orada anlıyorum. Ellerinden kutsal kitapları düşmüyor dindar Yahudilerin. Her daim yolda, taşım araçlarında okumaktan beri durmuyorlar. Çarşıya gezintiye çıktığımızda İstanbul Kapalı çarşıyı andırıyor. Hayat çok pahalı. 1,5 litre su 8 tl. Simit 4 tl. Döner ayran ise 44 tl.. Kadim Kudüse geliyoruz ve bolca Abbara karşımıza çıkıyor. İlk görev yerim Mardini anıyorum:)) Sonrasında upuzun devam eden Hakkarı caddesi..Hoşumuza gidiyor seviniyoruz:) Evler küçük ama paha biçilemiyor. Bir Filistinli Müslümanla tanıştırılıyoruz. Dükkanıma 24 milyon dolar teklif ettiler kabul etmedim, baskı yaptılar vakıfa bağışta bulundum ve şu an kendi dükkanımda kiracı olarak oturuyorum dedi. Peki neden dedik neden? Kısaca, ÖZGÜRLÜK dedi….Vatanımı asla satma bir karış toprak dahi olsa… Evini satan Filistinli binde 2.. Barındırmıyoruz ve buraları terkedip gidiyorlar dedi. Akşam oluyor Ve Hz.İsa’nın memleketi Beytullahime gidiyoruz. Filistin şehri.. Şehre giriş yine İsrail askerleri nezaretinde. Kudüse 25 km mesafede. Akşam ve Yatsı namazlarını şehrin farklı iki camisinde kılıyoruz. Sohbet ediyoruz ve bizleri cidden çok seviyorlar. Ve bu islam aleminin hali ne olacak diye fikrimizi de öğrenmeye çalışıyorlar. Sabahın ilk ışıkları ile yine başka bir peygamber olan Hz.İbrahim’in şehir El Halile gidiyoruz. Hz.İbrahimin Mescidi ikiye ayrılmış, 1991 yılında 1 yahudinin mescidi basıp Müslümanları öldürmesi neticesinde ki bu da kurmaca, güvenlik bahanesiyle diğer tarafı sinagog yapılmış. Buranın girişi Sinagog da olunca daha sıkı.. Önce Yahudileri silahlar eşliğinde alıyorlar sonra bizi.. İçeriye girdiğimizde ise; Hz.İbrahim’in Makamı, Hz.Yakup’in Makamı.. Hz.Sare’nin makamı.. Hz.Yusuf’un makamı ve kardeşleri tarafından atıldığı kuyu.. Mescid çıkışında bir Filistinli bizlere fırından çıkmış sıcacık ekmek ikram ediyor:)) Ve Lut Gölüne doğru yola koyuluyoruz. Deniz seviyesinden 420 metre aşağıda. Aşırı tuzlu ve hala 400 metre derinliğe inilmiyor,aletler ile ulaşılmaya çalışılıyor ama hemen tuzlandığından farklı metodlar ile ulaşılmaya çalışıyor. En önemlisi ise; SODOM ve GOMORE ‘NİN helak edildiği yer… C.ALLAH altını üstüne getirmiş şehrin. Tam bir ibretlik yer ve hemen karşıda Ürdün köyleri.. Yakında Hz.Musa’nın da makamını ziyaret ettikten sonra Filistin şehirlerinden en çok beğendiğim Eriha’ya gidiyoruz. Güzel Kokular anlamındaki şehir hurma bahçeleri ile bezenmiş… Sahil şehirlerimizi andırıyor ağaçlar ve çiçekleri.. Girişte bir levha..’’A'idün’’ yazıyor.. -Her ne kadar Kudüs ten bizi zorla kovsalar da evlerin anahtarları bizde, eninde sonunda geri döneceğiz… Aman Allahım dedim, bu ne güzel bir dava…ve başaracaklar inşallah… Gün bitti… Otele geri dönüş… Son bir gün… Berat Gecesi… Mescidi Aksaya gittik ve günümüzü ibadet ile değerlendirmeye çalıştık.. Ümmeti Muhammede, hepimize dua ettik… Ve hangi şartlar olursa olsun dünyanın yaşanacak en güzel yerin; Mescidi Aksa da dahi olsak, Vatanımızın olduğunu idraki ile şükrettik.. Buruk bir veda ile Hayfa ya koyulduk II.Abdulhamid Hanın yaptırdığı cami ile saat kulesini görmek için… Tabii malum camii kapalı.. Uçağımıza binmek için havalimanına geliyoruz ve yine en az 2 saat İsrail askerleri burnumuzdan geliyor, Bu sefer grupta en çok beni tuttular ve nerde ise uçağa zor yetiştim diyebilirm:)) Niçin geldin? Tanıştığın birileri oldu mu bişeyler verdiler mi? Yanında kesici aletler var mı? Önceden Suudi Arabistan’a gitmişin niçin gittin vs…. Konya dönüşünde tevafuk ki uçakta Talha UĞURLUEL ile karşılaştık:) Ayak üstü kitabından 5 dk bahsettik ve daha detaylı kitabının yakında çıkacağını bizlere beyan etti. HAMİŞ; Her ne kadar meşakkatli olsa da, Dehşet verici bir baskı olsa da, Pasaportuma sarı pul yapıştırsalar da Yine gideceğim inşallah… Filistinli annelerin uykusu 4 den sonra yok.. Çok gerginler. Baskınlar saat 4 ile 5 arası yapılıyor ama asla vazgeçemeyeceğiz sadece DUA edin gelin bizleri ziyaret edin diyorlar… Ve anladım ki, Kim Filistine, vadedilmiş topraklara hakim olursa dünyaya hakim olur… Mekke ve Medine sıcak belde.. İnsanı yakıyor güneşi ile.. Ama Kudüs…..bir garip yakıyor dostlar.. Ey Kudüs, ey şehrim Ey Kudüs, ey sevgilim Yarın, yarın çiçek açacak limon Sevinecek yeşil sümbüller ve zeytin Gözler gülecek Geri dönecek göçmen güvercinler Tertemiz yuvasına Ve geri dönecek çocuklar oynamaya Buluşacak babalarla oğullar Ey memleketim Ey barış ve bereket şehri… SELAMETLE… i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg i.hizliresim.com/kOVJ37.jpg i.hizliresim.com/BLl4Ev.jpg i.hizliresim.com/dOY2QQ.jpg i.hizliresim.com/qG7Rq3.jpg i.hizliresim.com/BLl0JG.jpg i.hizliresim.com/Lb9Eo1.jpg i.hizliresim.com/JQP4RE.jpg i.hizliresim.com/qG7MYZ.jpg i.hizliresim.com/3EyLa9.jpg i.hizliresim.com/OoQA9A.jpg i.hizliresim.com/EPv86B.jpg
Arzın Kapısı Kudüs - Mescid-i Aksa
Okuyacaklarıma Ekle
31
209