• Güzel bir gün olması dileğiyle, günaydın😊
  • 64 syf.
    ·Puan vermedi
    Küçük Kara Balık #starkyorumluyor
    Dünya’nın yaşadığı yerden çok daha büyük olması gerektiğini düşünen Küçük Kara Balık, bir gün Dünya’yı keşfetme kararını annesine söyler. Annesi ve tüm balıklar onu aksine inandırmaya çalışmıştır ama nafile. Küçük Kara Balık koymuştur aklına bir kere. Dünya’yı dolaşıp yeni yerler keşfetmek ister. Macera işte tam burada başlar. Karşısına çıkan tehlikelerden aklını kullanarak çok güzel kurtulan Küçük Kara Balık’ın hikayesi, birşeyleri keşfetme yaşında olan çocuklara çok güzel dersler veriyor. Büyük, küçük herkesin sıkılmadan okuyabileceği çok güzel bir kitap. Keyifle okumanız dileğiyle...
  • Her gün güzel geçmeyebilir ama her günün içinde bir güzellik mutlaka vardır.
    Güzel bir gün olması dileğiyle....
  • 239 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    "Barbarlar önce ve daima gelirlerdi." Tatar çölünde düşmanları beklemek gibiydi barbarların geleceğini düşünmek. Oysa orada en azından çölden geleceği belli idi. Burada ise doğudan geleceği biliniyordu sadece. Değilmi ki onlar medeniyeti inşa etmiş uygar bir topluluktu, kendilerinden başka herkes barbardı. Eğlence de, değerli olan her şey de onlara layıktı. Barbarlar gelip onların medeniyetini yerle bir etmeye kalkmasa onlar uygarlığın zirvesine ulaşmışlardı. Herkes bu büyük şölenin tadını çıkarabilirdi. Kadınların, çömezlerin, tiyatro oyuncularının ve kölelerin dışında. Bir tek Elias sırtını doğuya dönmüş, çürümeyi kendi içinde arıyordu. Bu kötü rüyayı dağıtmak ve şehri tütsülemek için insanların arasına karıştı ilk defa. Ama “Şehirler de tıpkı insanlar gibi buhran geçirebilirlerdi.”

    Dev hipodromlar inşa ettiler, yığınlar eğlensin medeniyetin tadını çıkarsın diye. “Oyunlar halkın eğlencesi, hipodrom da imparatorun tiyatrosuydu.” (s.75) İmparatorun arenada görünmesi için “Doğ, doğ” diye bağırdılar. “Doğ, Tanrının taçlandırdığı hükümdar! Romalılar seni istiyor. Doğ.” İmparator kalabalıkları etkilemek için en uygun zamanı bekliyordu. Onlar için dünyanın dört bir yanından kimsenin görmediği hayvanlar getirmişlerdi. Romalılar Tanrı'nın seçtiği imparatorun hipodroma çıkmasını bekledi, güneşin doğuşunu bekler gibi. Havaya kaldırılmış mendilin bir hareketine baktı binlerce insan. Oysa bir kişinin görüşünü değiştirmek ne kadar zorsa, kalabalıkların tavrının değişmesi de o kadar kolaydı. Rüzgar dediğiniz nedir ki zaten, yeter ki bir esmeye görsün. Bir idam için binlerce el havada alkış tutarken, bayram havasında bu büyük şöleni izlemeye gelmişken hem de, birden idamın iptal edilmesi için isyana kalkabilirdi. Evet, elimizdeki romanın en bilinen tarihi gerçeği de buydu işte. Roma’da bir isyan ve binlerce kişinin öldürülmesi ve hipodromun içindekilerle birlikte yakılmasının bir hikâyesi bu.

    Yazara kitap tanımında isyan sonrası yapılan katliam hakkında soru sordum, buradaki 50.000 kişinin öldürülmesi tarihi kayıtlarda böyle mi geçiyor diye. Yazar bu döneme ait bütün kaynakları taradığını, sayının 30 bin ila 50 bin arasında değiştiğini söyledi. Yazarın bu konuya ne kadar hakim ve söyleyecek ne çok şeyi olduğunu da gördüm yazar buluşmasında. 6 yıllık bir emek ve ardı arkası gelmeyen okumalarla meydana gelen bir birikimdi bu. Sadece hipodrom ve taç giyme törenleri için o kadar çok okuma ve tarama gerekiyor ki, o gün kullanılan bütün eşyaları ve törenlerdeki ritüelleri en ince ayrıntısına kadar öğrendiğimizde bunu fark ediyoruz. Bizim okuyup geçtiğimiz her bir sahne için ayrı bir kaynaktan tarama yapılması gerekiyor. Bir dönem kitabı olunca tarihi roman havasında kişilerden ve olaylardan mı bahsediyor sadece kitap. Hayır, aşkın böyle güzel anlatıldığı çok az kitap gördüğümü söyleyebilirim.

    Semboller olarak kullanılan susmak, körlük, zindan, cellat ve at imgeleri dikkatimi çekti. Bunun dışında benzetmelerde kullandığı ifadeleri de buraya not düşmek isterim.
    - Yapraklarında kuş izi olan bir dal gibi,
    - Sanki bir sürü denizanası yutmuş da midesinde hiç durmadan şemsiye gibi açılıp kapanıyorlardı…

    Aslında 2019 yılı için daha inceleme yazmak gibi bir düşüncem yoktu. Fakat bu dolu ve kıymetli kitabın duyulmasını ve okunmasını istedim. Dönem kitabı olması açısından kurgu ve isimlendirme güçlüğünün emekle ve nakış nakış işlenerek aşılmış olduğunu düşündüm. Yalın bir dille, zorlama ve yapay anlatımdan uzak şiirsel bir anlatımla tanıştığımı düşünüyorum. Yarış, iktidar ve din üçlüsü mezhep farklılıkları, ekonomik ve siyasal ayrışma üzerinden çok güzel işlenmişti. Zaman zaman yaşar Kemal’in masalsı anlatımı ve kelimelerle oynarken H.A.T üslubunu hissettim, (Aradıkça sanıyordu ki ben aramaktan ibaret bir şeye dönüştüm… Birileri yokmuş gibi, kendileri orada değilmiş gibi).

    Ayrıca ikilemelerin sıkça kullanılmasını ( Tım tım sol ayaklar havaya, tım tım aşağıya… tımtım kralın sarayına doğru ) ve belli aralıklarla “Suyu kim içti?” diye yapılan vurguları ritim açısından çok hoş buldum.

    Sizleri de 2019 yılının bu son incelemesinde güzel bir kitapla tanıştırmak istedim. Bu masalsı anlatıma ve Roma dönemimdeki ihtişamla çürümenin iç içe geçmiş büyülü ortamına davet ediyorum.

    Nice güzel kitaplara rastlamanız dileğiyle…
  • 60 syf.
    ·8/10
    Bilinmeyen Adanın Öyküsü |4/5|
    Adaları sever misiniz? Bilinmeyen adaları sever misiniz? Peki şu anda sizce keşfedilmemiş bir ada kalmış mıdır? Bence vardır ama elbette olup olmadıklarına kesin bir yargı vermeden önce gidip bakmak gerekir. Ya da uydu sistemlerimizle bütün dünyaya bakarız ve bize henüz keşfedilmemiş bir ada olup olmadığını söylemesini isteriz.
    Peki o makine bize doğruyu söyler mi?
    Daha önceden adını işittiğim ama hiçbir kitabını okumamış olduğum bir yazardı Jose Saramago. Oldukça kısa olan bu kitabın, içeriğindeki resimleri de çıkarsak muhtemelen yarısı kalır elimizde. Peki bu yarısı okura ne sunmuş?
    Kitabın başlangıcı oldukça enteresan. Bir krallık var ve o krallığın dilek kapısı var. Halk o kapıya gelip dileklerini diliyor ve kral gerçekleştiriyor. Bir adam bir gün gelip kralın ta kendisinden gemi istiyor, bilinmeyen adayı keşfetmek için ve kitabımız başlıyor.
    Resimlerin olmadığı bir baskısını okusam, bu baskıyı okuduğumda etkilendiğim kadar etkilenmeyeceğimi düşünüyorum. Kitabın kendine giydiği masalsı gömleği pekiştiren güzel bir yardımcı olmuş resimler. Bu kadar sık olmalı mıydı? Belki hayır ama olması güzel bir dokunuş olmuş.
    Yazım da farklı bir üslupla yazılmıştı. Konuşmaları belirtmek için tırnak işaret kullanılmaması ve ilk başlarda hangi cümle diyalog ya da hangi cümleyi hangi karakter sarf etti gibi soru işaretleri uyandırsa da çok kısa bir sürede alışılıyor çünkü kitap uzun sürede alışılacak kadar uzun değil.
    Uzun olmaması bence güzel bir tercih olmuş çünkü uzasaydı ve gerçekten bir ada yolculuğuna çıkıldığını okusaydık o zaman bildiğimiz diğer edebiyat eserlerine benzeme durumu olabilirdi. Yazarın, kitabın son kısmında aldığı viraj ve sayfalarca bir rüyayı anlatması olağandan farklı ve çekici bir dokunuş olmuş, beğendim.
    Karar kapısı ve dilek kapıların yanında başka hangi kapıların olduğu ve o kapılarda neler yaşandığını da ayrı bir roman olarak ya da birbirinden bağımsız öykü derlemesi olarak okumak isterdim. İlgi çekici olabilirdi.
    Bilinmeyen adaları keşfedeceğimiz güzel günler dileğiyle. Kendinize iyi bakın.
  • Bazı insanlar vardır.
    Daha ilk karşılaşmada ona ısınır güvenir sempati duyarsınız.
    Böylesi insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...