• 288 syf.
    ·11 günde·Beğendi·8/10
    İyi günler;
    Bir KSİ' de daha beraberiz...
    Bilmeyenler için hatırlatayım. Kitap inceleme faaliyetime bu kısaltmayı taktım. KSİ', Kitap sonu incelememin baş harfleridir.
    *** kitabın başlarında "bunları biraz kişisel gelişim kitapları okumuş, hayat üzerine biraz kafa yormuş, yerinde ve doğru bir kaç yer gezmiş, sosyal medyada bazı insanlardan hayat tavsiyesi dinlemiş birileri rahatlıkla paylaşabilir" diye düşünebilirsiniz.
    ***İlerleyen bölümlerde yazarın tecrübesinin, nadir insanlarda bulunduğunu idrak edeceksiniz. Her yerde bulamayacağınız tavsiyeler gelecek.
    ***Yer yer sıkılacaksınız. Fazla detay sizleri boğacak. Fakat her yaştan, her tecrübeden ve seviyeden insanların okuduğu düşünüldüğünde bu mantıklı gelecektir.
    ***İsmini duyduğunuz yahut tanıdığınız bir çok entellektüel insanın, yaşamına dahil olduğunuzu hissedeceksiniz. Film tadında okuyacaksınız bazı sayfaları.
    ***röportajı kitap haline getiren gazeteci, verilen tavsiyeleri ilgili bölümlerin sonunda liste haline getiriyor. Bu yüzden kaçırdığınız hissine kapılmayınız.
    ***ilber Ortaylı'yı daha yalın haliyle tanıyorsunuz. Daha samimi bir tanıma imkanı sunuyor bu kitap sizlere.
    ***Kitabın sonunda aklınızda bulunan herhangi bir faaliyeti yapmak için gerekli cesareti kendinizde buluyorsunuz.
    *** Kitabı gürültülü ve dikkat dağıtıcı bir yerde okumayınız. Öncelikle kendinize güzel bir sütlü kahve ya da filtre kahve yapın. Varsa yumuşak bir koltuğa/kanepeye oturun fakat uzanıp yatmayın. Yanınızda kağıt ve kalem de bulundurabilir yol haritanızı belirleyebilirsiniz.
    !!! Röportaj yapan gazetecinin, yazıya geçirenlerin, Yayınevi ve yazarın emeği göz önündeki bulundurulduğunda tavsiye derecem 8/10.
  • 400 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Kamila Shamsie'nin okuduğum ilk kitabı. Kitap oldukça akıcı bir uslupla yazılmış. Uzun bir dönemin ve çok çeşitli ulustan insanların anlatılmasına rağmen, olayların örgüsü müthiş denecek bir şekilde kurgulanarak okuyucuya sunulmuş.

    Kitap, savaş karşıtı olma özelliğini, savaşın nesiller boyunca insanları nasıl olumsuz yönde etkilediğinin geniş bir şekilde anlatımıyla başarıyor.

    Konuya gelince her ne kadar bir kişinin hayatının yıllara yayılan öyküsünün anlatımı olarak görülse de, aslında iki ailenin yıllar içerisindeki olumlu ve olumsuz ama adeta kader diyebileceğimiz ilişkilerinin öyküsünü bizlere sunmaktadır.

    9.Ağustos.1945 yılında Nagazaki'ye atom bombasının atılmasıyla başlıyor. O sabah orada bu anı bütün şiddetiyle yaşayan genç bir kız olan Hiroko Tanaka'nın hayatına odaklanıyoruz. Gerek bombanın atılması sırasında yaşadıkları ve gerekse bomba sonrası dramatik yönde değişen hayatının yıllar içerisinde geçirdiği aşamaları tek tek okuyoruz. Nagazaki'de başlayıp, Hindistan, Türkiye, Pakistan ve Amerika'ya uzanan müthiş ve dramatik hayat hikayesinin peşinden sürükleniyoruz. Bu arada tabii ki bu dönemlerde oluşan önemli siyasi olaylara da her şekliyle tanık oluyoruz. Örn: Hindistan'ın bağımsızlığını kazanması, Pakistan devletinin kurulması, Afganistan savaşı , 11.Eylül saldırıları vs..... Tabii ki bütün bu olayların bölge insanlarını nasıl dramatik bir şekilde etkilediğini de öğrenmiş oluyoruz.

    Yaklaşık altmış yıllık bir dönem. Savaşlar, katliamlar, ırk ayrımcılığı ve emperyalizm. Hep dram, hep kaybedilenler. Güzel olan şeyler de yok değil. Dostluk, aşk, sevgi, fedakarlık, yardımlaşma tabii ki bunlar da var. Ama bir bombanın verdiği bedensel ve ruhsal yıkım ön planda olduğunda, her zaman dram bir adım önden gidiyor galiba.

    Benim için harika bir kitaptı. Çok büyük beğeniyle ve keyif alarak okudum. Okunmasını da herkese tavsiye ederim.
  • 272 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Beyin felçli doğan ama doktorların yanlış teşhisi nedenli iki yaşında ailesi tarafından akıl hastanesine gönderilip terk edilen Petey'in gerçek hayat hikayesi konu edinilmiş.

    Sevginin, dostluğun, ailenin önemi, elinde olana şükür, başına gelen tüm olumsuzluklara inat umudunu yitirmemenin önemi bu kadar güzel anlatılabilirdi.

    Edebiyat açısından çok doyurucu olmasa da içerik olarak, verdiği mesaj olarak paha biçilmez bir kitap. Basit, sade bir anlatımı var. Yazarın anlatımı o kadar içten ki sanki olaya tanıksınız, o an olayı yaşıyorsunuz. Biraz büyük puntolarla yazılmış olması ve anlatımın akıcılığı ile zamanınız varsa bir ya da iki günde okuyabilirsiniz.

    "Petey" i hem çocukların hem de yetişkinlerin okuması gerek. Okurken Petey ile empati kuruyorsunuz. Biz de Petey gibi doğabilirdik. Aklın her şeyi algılıyorken insanlar seni zerre anlamıyor, içinde sıkışıp kaldığın bedende hapissin. Hiçbir şey yapamıyorsun. Elinden tek şey geliyor o da insanları karşılıksız sevmek.

    Petey, yüreğinize çok güzel dokunuşlar yapıyor. Yüreğiniz hem hüzün hem de umutla doluyor.

    Okuyun, okutun, pişman olmazsınız ; kitaplarla kalın, keyifli okumalar.

    #alıntı
    "Sanırım biz anlayamadık, şefkatin herkesin sahip olması gereken bir şey olduğunu."

    "Hepimiz doğduğumuz andan itibaren ölüyoruz. Yaşamak, bu nedenle bu kadar önemli."
  • ben iceri düstügümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    ona sorarsanız : "lafı bile edilmez, mikroskobik bir zaman."
    bana sorarsanız : "on senesi ömrümün."
    bir kurşun kalemim vardı ben içeri düştügüm sene.
    bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
    ona sorarsanız: "bütün bir hayat."
    bana sorarsanız : "adam sen de, bir iki hafta."

    katillikten yatan osman,
    ben içeri düştügümden beri,
    yedi buçuğu doldurup çıktı,
    dolaştı dışarlarda bir vakit,
    sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
    altı ayı doldurup çıktı tekrar,
    dün mektup geldi, evlenmiş,
    bir çocuğu doğacakmış baharda.

    şimdi on yaşına bastı,
    ben içeri düştüğüm sene, ana rahmine düşen çocuklar.
    ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
    rahat , geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.

    fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

    yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde ben içeri düştüğümden beri.
    ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta görmediğim bir evde oturuyor.

    pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
    ben içeri düştüğüm sene.
    sonra vesikaya bindi,
    bizim burda,içerde, birbirini vurdu millet
    yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
    şimdi serbestledi yine,
    fakat esmer ve tatsız.

    ben içeri düştüğüm sene ikincisi başlamamıştı henüz.
    daşav kampında fırınlar yakılmamış,
    atom bombası atılmamıştı hiroşima'ya.
    bogazlanan bir cocugun kanı gibi aktı zaman.
    sonra kapandı resmen o fasıl,
    şimdi üçüncüden bahsediyor amerikan doları.

    fakat gün ışıdı herşeye rağmen ben içeri düştüğümden beri.
    ve "karanlığın kenarından onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular" yarı yarıya...

    ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
    ben içeri düştügüm sene onlar için yazdığımı :
    "onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada ku$ kadar çokturlar,
    korkak,cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar,

    ve kahreden yaratan ki onlardır, şarkılarımda yalnız onların maceraları vardır."

    ve gayrısı,
    mesela benim on sene yatmam,
    lâfü güzaf.
  • Bir dostum vardı sesi de güzeldi yüzü de kalbi de.. bahtı güzel olsun..
    Sonra bir dostum da vardı sesi de güzeldi huyu da..
    Bazı dostlarım da vardı; ben kötü davranırken de iyi davranırlardı.. görüşmesek konuşmasak da herkesin yeri bende ayrı..

    https://youtu.be/IydWEOdXykY / Ezilmiş Bir Gül Hüznü

    https://youtu.be/t1d9zdyMuuA / Unutamadım

    https://youtu.be/SKypPmkMHRw / Kulakların Çınlasın

    https://youtu.be/LanJsk29s3I / Gitme Aklım Sende Kalır

    https://youtu.be/uftSxnr5gBM / Hayat Dediğin

    https://youtu.be/oCedi35YJBE / Zaman İnsandır

    https://youtu.be/PUuWFQpxM1U / Neredesin Sen

    https://youtu.be/KlPUH_Lpf3U / Bir Gün Bir Balık..

    https://youtu.be/_XY2gOrOr94 / Ay Dilbere

    (Bunları da onlar için bırakıyorum..)
  • İnsanın yanında biri olmadan güzel bir hayat süremiyor olması çok tuhaf; üstelik sahip olunca da bundan kurtulmaya çalışıyor.
    Mary Gabriel
    Sayfa 565 - Marx