• 480 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Kendi anlatımıyla kitabın konusu şöyle;

    "Konusu İstanbul'da geçiyor. İstanbul'da bir bizans sarayının kalıntıları üstüne rus oligark ve istanbul zengin sermayesiyle çok lüks bir otel inşa edilmiş. Onun açılış gecesi. 300 davetli var. istanbul'un bütün burjuvaları, zenginleri falan. onların içerisinde tipler var, kadın ve erkek... bir de orada çalışan garsonlar var. mesela biri Roboski'de kardeşini kaybetmiş. biri ordan, biri burdan... biri para biriktiriyor, İşid'e gitmek istiyor. Yani toplumun panoraması…

    Konstantiniyye oteli'nin başrolünde İstanbul var. Şimdi bazı milliyetçiler diyecek ki 'efendim niye İstanbul değil de konstantiniyye?' kitapta bu da tartışılıyor. Fatih Sultan Mehmet istanbul'u aldığında adını değiştirmiyor. Osmanlı'da resmen konstantiniyye idi. İstanbul daha yunanca. Kitabın başına iki söz aldım. Hz. Muhammed'in "konstantiniyye muhakkak fethedilecektir. onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne kutlu ordudur." hadisini aldım. şimdi bir kere, peygamberin hadisinde bir harfi değiştirmek günah; o konstantiniyye diyor. o öyle diyorsa biz nasıl onu değiştirebiliriz!? ikincisi de Napolyon'un bir sözü. diyor ki, "eğer dünya tek bir ülke olsaydı, başkenti muhakkak konstantiniyye olurdu." kimsenin itiraz edemeyeceği şekilde bağladım...

    Bu andan sonra dünya gitgide uzaklaşıyor, uzaklaşıyor, tam yok olmaya yüz tutmuşken, Zehra bir ses duymaya başlıyor. Sağ yanağını ısıtan mermerin altından gelen, yumuşak, tekdüze, inlemeyle yakınma arası ama ne dediği anlaşılmayan, boğuk bir ses bu. Elbette boğuk olacak, çünkü çok derinlerden geliyor gibi. Zehra bir süre sonra bu sesin sandığı gibi konuşmadığını, mırıldanmadığını, inlemediğini, ancak daha önce hiç duymadığı garip, gizemli, tuhaf bir ezgiyle şarkı söylediğini anlıyor. Uzun seslerle söylenen, mistik, yakınma dolu, neşeden uzak, içinde ilahi bir şeyler barındıran ama bir yandan da yerde, bilincinin büyük bölümü uykuya dalmış Zehra’nın tüylerini diken diken etmeye yetecek kadar tuhaf bir ezgi bu; sesin sahibi bir erkek. Şarkının hangi dilde söylendiğini anlayamıyor Zehra; türkçe değil; ingilizceye ya da kulak aşinalığı olan başka bir dile de benzemiyor...”
  • Güzel olan
    Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
    Erimek yarını olmayan zamanlarda
    Durdurmak bir yerde bütün saatleri
    Bütün kuralları kırıp parçalamak
    Sonra varmak o yerlere
    Mevsimlere dur demek
    Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
    Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
    Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
    Delicesine içmek
    Ve unutabilmek her şeyi ansızın
    Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
    Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
    Güzel olan
    Sevmek seni Tanrılar gibi
    Seninle Tanrılaşmak...

    Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
    Ne bu şehir kalacak
    Ne bu duygusuz sürü
    Bu korkunç kalabalık
    Her vapur seni getirecek bana
    Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
    Kapılar sana açılacak
    Senin için söylenecek şarkılar
    Şiirler senin için yazılacak
    Her evde bir resmin
    Her meydanda bir heykelin olacak
    Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
    Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
    Kopup ötelerden, ötelerden
    Yalnız bana geleceksin
    Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

    Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
    Sende buldum erişilmez hazları
    Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
    Duyguların en ölmezini sende duydum
    Susuzluğum dudaklarında dindi
    Yalnızlığım ellerinde
    Çoğu gün unuttum açlığımı
    Sende doydum...

    İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
    Anladım yaşadığımı her nefes alışta
    Seninle geçtim bütün zamanlardan
    Seninle var oldum
    Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

    Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
    Ne zaman oradan öpsem,
    Değişir gözlerinin rengi
    Yanar dudakların, terler avuçların
    Dökülür kapkara aydınlık gibi
    Omuzlarına saçların
    Gitgide artar kalbinin vuruşları
    Bir musiki halinde dünyamı doldurur
    Ansızın bütün sesler kesilir
    Zaman durur
    Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
    Her gün seninle yeniden var oluruz
    Eriyip kaybolduğumuz yerde...

    Sesini duymadığım gün
    Yaşanmış değil
    Açan çiçek değil
    Öten kuş değil
    Yüzünü görmediğim gün
    İçimde yıldızlar sönük
    Güneşler güneş değil
    Seni sevmediğim gün
    Seni anmadığım gün
    Olacak iş değil...

    Her günüm seninle geçsin
    O güneşe en yakın
    Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
    Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
    İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
    Uzaklarda, en uzaklarda
    O gemilerin uğramadığı limanlarda
    Işığım ol, alınyazım ol benim
    Vatanım ol, evim ol
    Yeter ki bir ömür boyu benim ol
    Her günüm seninle geçsin...
  • 108 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Evvela şimdiye kadar okuduğum kitaplar içinde en değerli, en faydalı, en güzel kitap olduğunu söylemek istiyorum.

    Bu sitedeki üyelerin diğer klasik sitelerden bir farkı var. Hamdolsun hepimiz okuyan insanlarız. Ortak noktamız bu. Bizi bu kıymetli sitede buluşturan da budur, kitap tutkumuz ve kitap okuma sevgimiz. Ancak okuduğumuz kitaplar bazen bir noktada buluşurken bazen çok farklı içeriğe sahip olabiliyor. İnsan dünya ve ahiretine faydalı olan her eseri okumalı bence. İşte bu kitap dünya hayatımızı güzelleştirecek, ahiret hayatımıza yararı olacak bir eser kuşkusuz.

    Kitabın içeriğini anlatmak öyle kolay değil. Ancak şu kadar söyleyebilirim ki insanın bitkiye, hayvana, insana, güneşe, aya, toprağa, suya kısacası her şeye bakış açısını değiştiriyor. Her şeyde Allah'ın varlığını ve birliğini görebilmeyi öğretiyor.

    Bu kitap dünyaperestliğin etkisiyle yurdumuzda ve dünyada deizmin çok yaygınlaştığı bu dönemde yazılmış. Bu nedenle kitapta en çok açıklanan konu Allah'ın varlıği, birliği ile birlikte insanın gayesiz olamayacağı, dolayısıyla "Allah varsa din de olmalıdır." düşüncesinin ispatı yapılıyor.

    Şair'ül İslam güzel üslubuyla evreni ve yaratılan her şeyi okuyor, okutuyor. Âyetlerin manasını izah ve ispat ediyor. Bu kitapla düşünmeyi öğreniyor insan. Okurken düşünceden düşünceye, bir âlemden başka bir âleme geçiyor, kelimelerin, cümlelerin verdiği o eşsiz lezzeti kalbinde aklında ve ruhunda hissediyor, huzur buluyor.

    Okumanızı tavsiye ederim.
  • 120 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Barış İnce - Sarsıntı... Can Yayınlarından çıkıyor. İnce'nin ikinci romanı. İlk kitabı "Çelişki" ile dikkatleri çekmişti. BirGün gazetesi yazarlarından oluşu da ayrıca beni Barış İnce'ye yakın kılıyor. Yaptığı işleri önemsiyorum. İnce'nin kurmaya çalıştığı edebiyata belki de "Çelişki" ile başlamak gerekirdi, ben sondan başlamış oldum. Bir yazarın eserlerine sondan başlamak bir takım tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Ne demek istiyorum? Yazarlar, iyi yazılmış ilk kitaplarının ardından ikincisi için genellikle acele ediyorlar. Bir an evvel ikinciyi yazmak isteği aslında bir boy aynasında kendini ölçmek gibi: Bir tane yazdım ama devamı olacak mı? Bu belirsizlik ve bir an evvel hali yazarın yazarlık meziyetlerini uyuşturuyor. "Sarsıntı" romanının da yukarıda anlatmaya çalıştığım şekilde bir "aceleyle" kotarıldığını düşünüyorum. Karakterler oturmamış, olay örgüsü güzel ama geçişler şapkadan tavşan çıkartır gibi... Tarikat, cemaat ve topluma sülük gibi yapışan susma halleri tartışılıyor. Gayet iyi niyetli, derdi muradı olan bir kitap. Okunur mu? Elbette. Seveceğinizi de düşünüyorum. Ben Barış İnce için, daha iyi yazma fırsatının kaçırılmasına üzüldüm sadece. #barışince #sarsıntı #roman #canyayınları #türkiyeedebiyatı #bookstagram #instagram #book #kitap #neokudum #neokusam #sahaf #zorbasahaf
  • 544 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Kristin Hannah'ın kaleme almış olduğu "Bülbül" kitabı için ne yazarsam yazayım az kalacak eminim.
    Müthişti hatta müthiş ötesiydi. Yazarın ustalık eserlerinden biri idi, bence. Biri idi diyorum çünkü "Büyük Yalnızlık" kitabı da ustalık eseri, benim için.

    Kitap; Ikıncı Dünya Savaşı zamanında Fransa'da yaşayan iki kız kardeşin ( Vivien ve Isabelle) gözünden anlatılıyor. Nazilerin Fransa halkına yaptıkları zulümler, hayatta kalma çabaları, insanların dayanışması, aile ilişkileri, iki kardeşin yardım çabaları, aile kalabilmenin önemi, savaşın içerisinde bile filizlenen aşk o kadar güzel anlatılmış ki...

    Hiçbir sayfasını okurken sıkılmadım, aksine acaba bir sonraki sayfada ne olacak merakıyla nefes nefese okudum..

    Bu kitap aldığı reytingleri bence sonuna kadar hak etmiş. Film gibiydi. Okurken hemen hemen tüm yazılanları gözümde canlandırdım.

    Ve filmi de olacak.Umarım filmi de kitabı kadar başarılı olur.

    Kısacası bu kitabı okuyun, benim gibi elinizde fazla bekletmeyin.
  • 509 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Okudum bitti. Yazarın kalemiyle daha önce tanışmıştım. İlk okuduğum çilek mevsiminde yan karakterler burada ana karakter. Çilek mevsimini okuduğum da Demir Ve Burcu 'nun hikayesini merak etmiştim. Ama o kadar okunacak kitaplar var ki bir türlü alıp okuyamamıştım. Bu kitabı da, bir günah gibi ve Cezayir menekşesi kitaplarını bana arkadaşım hediye etti. Çok teşekkür ederim bu güzel hediyeleri için.
    Gelelim kitabın yorumuna. Genel anlamda sevdim. Bazı yerlerde çok kızdım.
    Despot bir karakterimizden bahsetmek istiyorum yani Demir. Gerçi sonlara doğru uysal oldu. Demir ya okurken sakın bunu yapma dediğim yerler oldu ki. Ama son yaptığın orada sana neler dedim neler. Ya sen nasıl yaparsın bunu. Hem güvendiğini söyleyip hem kırmak nedir ya. Karşı tarafı dinlemeden yargılamak bunu yapmak hiç güzel değil. Gerçi bunu herkes yapıyor. Yine de senden beklemezdim birinci de haklısın dedim yani son yaptığın da sana hak veremedim. Arkadaşının yaşadıklarını sende yaşamaktan korktun belki ama her insan aynı değildir. Pişmanlığını hissettim. Keşke biraz daha fazla olsaydı. Affetitme sahneleri.
    Gelelim Burcu sana ilk başta söylemen gerekenleri söylemedin o zaman ah bu kız neden söylemiyor. Demir ondan öğrensin derken hop başkasından öğreniyor. Tamam ilkinde söylemedin. Peki diğerleri ya Demir ne kadar kızan karakter olursa olsun. Sen ona söylemen lazım. Sonra geliyor yanlış anlamalar. Demir son yaptığı şeyi canının ne kadar yandığı o kadar hissettim ki. Seninle üzüldüm. Sen çok güçlü bir karaktersin. Neleri tek başına mücadele ettin.
    Kenan Bey(Burcu'nun babası) sen nasıl anlamadan dinlemeden kızına sırtını çevirirsin. O senin kızın canından bir parça. Yaptığını hiç doğru bulmadım. Pişman olup özür diledin.. Keşke biraz daha baba kız sahnesi olsaydı. Kendini affetirmeye çalışan bir baba okumak isterdim.
    Kitapta o kadar isim var ki hepsinin bir kitabı olsa okunur. Hayır merak ettim. Buğra ve Binnur arasındaki çekimi hissetmemek mümkün değil. Öğrendim ki bu ikilinin bir kitabı olacak.
    Aysun ve Murat ikilisi çok sevdim onların nasıl bir hikayesi var. Hele Ceren ve Uğur bayıldım.
    Beliz neler yaşacak merak ediyorum.
    Yan karakteri de merak ediyorum.
    Ve son olarak psikopat Çağlar hak ettiğini buldun sonunda.
    Keşke Savaş hikayesi orada bitmeseydi. En çok onu okumak isterdim sanırım.
    Evet kimler okudu bakalım?