• 140 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Sabahattin Ali kitabın 2. Baskısının Ön Sözünde şöyle der : "Şiir ve hikayelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum... İyiyi kötüden ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim." der sene 1935
    Sabahattin Ali bazı öyküleri kitaplarından çıkarmak isterdi ama dönemin edebiyat dergilerinde öyküleri neşredildiği için ve ilk baskısında öykülerin olmasından dolayı bunu yapamayacağını ve okurdan aslında onu anlamasını bekliyor ki bu kitapta yazmış olmaktan utanacağı öyküler yok sadece ilk kısımda toplumsal gerçekçiliği romantizme yenik düşmüş biraz bir Çingenenin aşkı anlatılır, alegorik tarzda kırlangıçların ağzından toplumsal kalıpların varlığında iki ruh eşinin sadece ayrılık vakti geldiğinde birleşeceğine değinir, Viyolensel'de büyük bir aşka sahip bir çifti.. tabiki romantizm mutlu sonla bitmez zaten bunu beklemeyiz kendisinden.. Gerçek Sabahattin Ali'yi kitabin ikinci ve üçüncü kısımlarında daha çok hissederiz burda toplumcu gerçekçi bir şekilde öykülerini sıralar ve tanıdığımız bir yazar çıkar karşımıza sadece 2. Bölümün ilk hikayesi : Bir Delikanlının Hikayesi biraz daha farklıdır burada id-ego-süperego çatışması olduğunu söyleyebilirim. Tek dostu kitaplar olan bir kişi ve üst edebiyat birikiminin kadınlarda karşılık bulmamasını çok çarpıcı bir şekilde ifade eder : " Gayet iyi bilirim ki, en Münevver ve zeki kadın bile, mesela bir "Balzac romanlarının kıymeti" bahsini ancak yirmi dakika dinleyebilir. Halbuki ben, en güzel kadını bile bir "Balzac romanlarının kıymeti" sohbetine feda edebilirim"

    Ama bu sesi ilkel tarafından dinlediğimiz zaman aynı kişi kadın yoksunluğunu edebiyata verdiği değerden daha çok aktarır dizelerde sokağa iner genç bir hayat kadınını evine getirir kadının gözyaşları dökmesi üzerine ilk olarak id kontrolü altında bir sözel saldırıda bulunur fakat gerçekten ağladığını gördüğü kadına kanat açma ve koruma isteği duyar öyküyü benliğinin -ego- kontrolünde sonlandırır.
  • 336 syf.
    ·6 günde·9/10
    Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, gözle.

    Ne kadar görmek istediğine bağlıdır yaşadığın hayat. Ne kadar yaşamak istiyorsan o kadar hayal edebilir ve o kadar yaşayabilirsin.

    Bir bebek dünyaya gözlerini ağlayarak açıyor. Önce ağlamayı keşfediyor. Sonra etrafında olanları tanımayı, biraz daha büyüyor yürümeyi keşfediyor. Biraz daha büyüyor konuşmaya başlıyor. Bir süre sonra sevgiyi keşfediyor. Sonra tüm bunlar yetmezmiş gibi dünyaya sığmıyor. Sonra savaşmayı öğreniyor. Acıyı keşfediyor. Sevgi ile nefret arasında Gitgellerle ilerliyor. Bütün bunlara karşı yaşamak artık Lükse kaçıyor. Ve herşey Doğarken ağlayarak açtığın gözleri ölürken kapatarak, o iki kapak arasında yaşanmasına neden oluyor. Ne görüyorsa göz kapaklarının şahitliğinde ve ne göremiyorsa o göz kapakların ardında kalıyor…

    Hayal kurduklarını yaşayabilenler kurdukları hayallerin gölgesinde kendilerini ne kadar mutlu saysalar da gelecekte onlara bırakacakları acılar Mutluluklarına gölge düşürmek zorunda kalacak.

    Dünyayı hiç görmemiş bir körün hayalindeki Dünya ile, Gözleri görenin gördüğü dünya aynı yeryüzünde yaşamalarına rağmen aynı değildir.

    Doğuştan kör olan birinin gözleri açıldığında Söylediği ilk söz gibi. “Kapatın gözlerimi, Benim hayal ettiğim dünya böyle değildi. Hayallerimdeki dünya çok daha güzeldi…

    En güzel hayalleri kurabilmek için Gözleri açık olanlara bu yüzden Kapatın gözlerinizi ve yaşamak istediğiniz hayatın hayalini kurun derler. Aslında bu Gözleri kapalı olmasına rağmen görenlerin, gözleri açık göremeyenlere karşı nasıl büyük bir üstünlük kurduğunu gösteriyor.
    Birkaç dakikalığına da olsa kapatın gözlerinizi ve Yaşamak istediğiniz dünyanın hayalini kurun. Sonra açın gözlerinizi. Bu kadardı. Sonra hayatınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Peki ya hayatın sonuna kadar “kapatın gözlerinizi” sözcüğüne hiç denk gelmeden yaşayıp hiç gözlerini açmamış olanlar Sizin yaşadığınız birkaç dakikalık mutluluğun tam neresinde kalırlar ?

    Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak.

    Arabasıyla Trafik ışıklarında bekleyen birinin aniden kör olup her tarafı bembeyaz görmeye başlayan bir bulaşıcı körlük vakası. Kör olan adamı gören ve onu görenlerin hepsinin bir salgın gibi yayılıp kör kalıyor. Devlet ilk zamanlarda her ne kadar karantinalı bölge oluşturmaya çalışsa da hızla yayılan körlük vakaları karantina olayını imkansız kılıyor. Ve ne kadar insan varsa kör oluyor. Bir kişi hariç. Göz doktorun karısı.

    Hayatlarında en zor süreçten geçecek olan insanlar birden körleşmeye sırf yaşamak için adapte olmak durumunda kalacaklar. Hayatlarında bir süreye kadar görüyor olanlar birden kör kalmayı körler kadar kolay başaramasalar da hayatta kalmak için her şeyi yapmak zorunda kalacaklardı. Günlük ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olmak, yiyecek bulabilmek, insanlarla anlaşabilmek, en çok da bir toplum olabilmek. Gözleri görenlerin bile Gerçek bir Toplum olamadığı dünyada Körler bunu nasıl başarabilirlerdi ? Körlerin göremedikleri hayatta yaşamak, Görenlerin yaşadıkları hayattan çok mu farklıydı ?

    Bellkide…

    Keyifli Okumalar….
  • 416 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Kitabı şimdi bitirdim.Sıcağı sıcağına yorum yapalım.Kitap akıcı merak uyandırıcı ve keyifliydi.Wulf Dornun 2.kitabım bu ilki Fobi idi.Şahsen psikiyatrist daha iyidi.Kitabı okurken neyin gerçek neyin hayal olduğunu karar veremedim ve bu olay beni sinir etti.Kitap gerçektende güzel insanın derin ruhlarına indiyor düşündürüyor.Güzeldi beğendim...Ve kısaca şunuda söylemeliyim


    Küçükken yaşadıkların yetişkinliğinde peşini bırakmaz net!!
  • Öpüyorsam ayrılığı gözünden
    söküyorsam yüreğimi göğsümden
    geçiyorsam gözlerinin içinden
    sana olan sevdamdandır bilesin

    Her gidiş biraz erkendir biraz sessiz ve bol acıtmalı ölüm gibi işte.Yüreğin kadar güzel türküler bıraktın giderken sevgili hakan yeşilyurt ben oysa ki daha çok türkünü dinleyecektim apansız inen yağmurlarda kimseler görmeden ağlaycaktım ben bir deli rüzgar işte kaba sığmayan,bana dar bir elbise gibi bu hayatı daha ne kadar taşırım bilmiyorum ama gün geçtikçe eksilen iyi insanların acısı tam şuramda yüreğimde beni çok derinden üzüyor .Yaprak gibi dalda sessiz soluyoruz işte acıyada gülüyoruz biz sahi insan oğlu nelere alışıyor nelere katlanıyoruz .Ruhum perde perde esen rüzgarda savruluyor bir amansız hastalıkta işte kurtulmak istedikçe kendini derin uçurumlara atıyor.Gerçek seven küle dönmüş her çağda evet döndü işte küllerim savruluyor gökyüzüne .


    https://youtu.be/0t4koYR3WGU
  • 181 syf.
    ·Puan vermedi
    Hocamız insan olmanın ne kadar karmaşık olduğunu ve dış dünya ile içimizdeki ben arasındaki çatışmayı çok güzel ifade ettiği eserde kendisinin de dediği gibi :
    İnsanın kendi içinde ürettiği kargaşa, dış dünyadaki gerçek tehlikelerden çok daha ürkütücüdür.
  • Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.

    Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider.

    Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.

    Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.

    Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.

    Sevincin bir acı yanı, acının da bir sevinçli yanı olmalıdır.

    Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!

    En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.

    Tüm erdemlerin temel özelliği, yükselme yolunda sürekli bir çaba, bizzat kendinle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.

    Aşkım için herşeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim.

    Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.

    Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.

    Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkulur.

    Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.

    Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.

    Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.

    İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.

    Samimi olmayı vaadedebilirim, tarafsız olmayı asla.

    Âdettir; babanın topladığını oğlu saçar.

    İyi bir karın mı olmasını istiyorsun? Öyleyse tam bir koca ol!

    Mezardakilerin pişman olduklari şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!

    Biraz daha ışık.Son sözleri
    Orijinali:Mehr Licht!

    Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum.

    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.

    3000 yıllık tarihinin hesabını yapamayan insan boş insandır.

    Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.

    Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin…

    İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız. Eğer onları olmaları gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız.

    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır.
    Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.

    Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur.

    Tanrılar bir şarkı için biz o şarkıya dönüşünceye kadar, bizden ne çok bedel alırlar!

    İnsanın bilgisi arttıkça, huzursuzluğu da artar.

    Eğer Tanrı başka türlü olmamı isteseydi, beni başka türlü yaratırdı.

    Aşk imkansız olan birçok şeyi mümkün kılar.

    Kardeşlerimi tanrı yarattı ama dostlarımı ben buldum.

    Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.

    En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.

    İnsan her gün ya güzel bir ses işitmeli, ya gönül açıcı bir kitap okumalı, yahut güzel bir şey dinlemelidir.

    Ana-baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.

    Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız.

    İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.

    Bütün dikkatiniz kendinizdeyse mutluluğu garanti ettiniz demektir.

    İnsan kendini yalnızca insanda tanır.

    Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış,
    Yok olacaksa bir gün her yaratılmış! (Faust)

    Bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamaz.

    Geleceğe bakmayı severiz çünkü önümüzde şekilsizce uçuşmakta olan olaylara dilediğimiz gibi şekil vermek isteriz.

    Kalabalık bir toplantıda olup da, bunca insanı bir araya getiren şansın kendi dostlarımızı da bir araya getirmesi gerektiğini düşünmeden edemeyiz.

    Ne kadar yalıtılmış bir yaşam sürerseniz sürün, haberiniz bile olmadan ya borçlu ya da alacaklı olursunuz…

    Bize teşekkür borcu olan biriyle karşılaştığımızda hemen bunu düşünürüz.

    Teşekkür borçlu olduğumuz ve bunu hiç aklımıza getirmediğimiz kişilerle ise ne kadar sık karşılaşırız?

    Başkalarına kendimizden söz etmek gayet doğaldır; başkalarının kendileri hakkında söylediği şeyleri, onların kast ettiği biçimde anlamaksa bir kültür meselesidir.

    Duyduğumuz şeyleri başkalarına anlatırken onları tahrif etmemizin nedeni zaten başta tam anlayamamış oluşumuzdur.

    Uzun süre konuşup da dinleyicilerine yaltaklanmayan kişi, hoşnutsuzluk uyandırır.

    Söylenen her söz karşıtını kışkırtır.

    Çelişki ve dalkavukluk; ikisi de sohbetin değerini düşürür.

    En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.

    Ahlaka aykırı unsurlar, hislerimizi rahatsız etmeyecek şekilde dile getirildikleri zaman, bunları gülünç buluruz.

    Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.

    Sağduyulu bir insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur; bilge insansa hemen hemen hiçbir şeyi.

    Yaşlı bir adam hala genç kadınlarla ilgilendiği için kınanınca şöyle demişti: ? Bir insanın kendini gençleştirmesinin tek yolu budur ve bunu yapmayı herkes ister.?

    Hatalarımızın yüzümüze vurulmasından , bunlardan ötürü cezalandırılmaktan rahatsız olmayız, sabırla bunların acısını çekeriz; ama kendimizi bu hatalardan arındırmamız gerektiğinde sabrımız ortadan kalkar.

    Bazı kusurlar bir insanın var oluşu için gereklidir. Eski dostlarımızın bazı tuhaf özellikleri ortadan kalkmış olsa bu hoşumuza gitmezdi.

    Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ?Fazla zamanı kalmadı? diye yorumlarız bunu.

    Hangi kusurlarımızı muhafaza edip, kendi içimizde dizginleyebiliriz? Diğerlerine zarar vermektense, onların hoşuna gidenleri.

    Tutkularımız; ya birer kusur ya da birer erdemin daha şiddetli halleridir.

    Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.

    Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır. Onları tedavi edebilecek olan şey, onları gerçekten tehlikeli hale de sokabilir.

    Tutkular itiraf edildiklerinde hem şiddetleri artar, hem de yatışırlar. Sevdiklerimize söylediklerimiz ve söylemediklerimiz arasında bulunacak bir orta yol, belki de başka hiçbir alanda bu kadar arzu edilir bir şey değildir.

    Sanatçılar ve zanaatkarlar, bir insanın, tamamen kendine mahsus olan şeyleri bile kendine mal edemediğinin en açık kanıtını sunarlar. Sanatçının çıkardığı işler, doğduğu yuvayı terk eden kuşlar gibi elinden kaçıp giderler.

    Ancak az şey bildiğimiz zaman bilgimizden emin olabiliriz.Kuşku,bilgi arttıkça artar.
  • 283 syf.
    ·14 günde
    Dost bî-perva felek bî-rahm devrân bî-sükûn
    Dert çok hem-derd yok düşman kavî tâli' zebûn
    Fuzuli
    Ülkemizde siyasetçilerin, komutanların isimleri bilinir iken maalesef sanatçı(Gerçek sanatçılardan bahsediyorum,kayda değer saçma sözler ile şarkı söyleyen insanlardan değil) , bilim insanı ve düşünür olan insanlar pek fazla bilinmiyor. Bunun neticesinde olarak genellikle ihmal edilen kişilerin değil daha çok komutan bireylerin isimleri çocuklara veriliyor. Bunun neticesinde savaşçı bireyler yüceltilir iken maalesef düşünür,ilim insanları çok ihmal ediliyor dahası unutuluyor.Savaşçı ve komutanların bilinmesine karşı olduğumu düşünmeyin sadece bizlere ülkemizde yetişmiş kaç bilim insanı var diye sorulsa emin olun sayacağımız insan sayısı bir elin parmağını geçmeyeceği için söylüyorum. İşte bu dertten muzdarip bir insan olan Oğuz Atay'ın bu yanlış anlayışı düzeltmek için bu eseri yazmış. Ve ismini de üstüne basa basa Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan olarak vermiş. Sözü çok uzatmadan kitabi anlatmaya geçiyorum.
    Eser Cahit Arf'ın önsözü ile başlıyor. İki Dünya savaşı gören ve bunun neticesinde zorluklar içinde büyüyerek İstanbul Üniversitesi gibi okula Rektör olan Prof. Dr. Mustafa İnan hocanın hayatını bizlere sunmuş. Ve tabi ki son söz olarak oğlu Hüseyin İnan'a bırakılmış. Sondaki Mustafa İnan'ın fotoğrafları bitiminde hayal ettiğiniz kişi ile gerçeği karşılaştırmanızı sağlıyor. Ben beğenerek okudum. Mustafa İnan'ın öğrencisi olan Oğuz Atay'ın yazmış olması da ayrı güzel olmasını sağlamış.
    Ne diyelim umarım bizlere ve yeni nesil öğrencilere sahip olduğumuz değerli ilim adamlarının tanıtılması daha fazla olur. Bir Fen Bilgisi Öğretmeni olarak bunu başaracağıma inanıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.