• 236 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bir garip Orhan Veli’yim

    İstanbul'da Boğaziçi'nde
    Bir garip Orhan Veli'yim
    Veli'nin oğluyum
    Târifsiz kederler içindeyim.
    Urumeli hisarına oturmuşum
    Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
    İstanbul'un mermer taşları
    Başıma da konuyor martı kuşları
    Gözlerimden boşanır hicrân yaşları
    Edâlım, Senin yüzünden bu hâlim
    İstanbul'un orta yeri sinema
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama
    El konuşur, sevişirmiş, bana ne
    Sevdâlım, boynuna vebâlim
    İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim
    Bir garip Orhan Veli
    Veli'nin oğlu tarifsiz kederler içindeyim

    ……….

    O bir garip Orhan Veli’dir… Şairdir, şiiri aşka karıştıran, şiiri çapkınlaştıran, şiiri doğa ile renklendiren, daha ilk okuldayken cümle çocukların bildiği tek şair; sıralara, defterlerimize karaladığımız dizelerin kahramanı:
    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Göz yaşlarıma...
    Orhan Veli, 1914 İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde okumuştur. PTT memurluğu ve milli eğitim tercüme bürosunda çalışmıştır.
    Garip, Yaprak ve Varlık dergilerine kimi zaman kendi adı ile kimi zaman Mehmet Ali Sel adı ile yazılar yollamış ve yayınlatmıştır.
    Şiirimizin mihenk taşlarındandır. Şayet 10 yıl daha yaşasaydı, şiirimiz daha iyi yerlerde olabilirdi.
    Üretken bir insan olan Orhan Veli, ölümünden sonra arkadaşlarının anlatımına göre evini toplarlarken, diş macunun kutusu dahil bir çok yerde şiirler bulmuşlar.
    Garip akımı olarak nitelendirilen türün öncüllerindendir. Oktay Rıfat, melih Cevdet Anday ve Nurullah Ataç ile garip dergisi etrafında yazılar, öyküler, şiirler kaleme almıştır.
    Garip akımı veyahut diğer anılan ismi ile birinci yenilikçiler ise kısaca
    Şiir de o güne kadar yer etmiş kalıplardan kurtulup, biçimciliğe, duygusallığa karşı söyleyiş, anlam, okunuş ve dinleyiş güzelliğine önem veren bir akımdır.
    Toplumsal şiirin önde gelen kalemlerinden Enver Gökçe, Orhan Veli’yi her platformda aşağılar, onu sosyete bülbülü, hatun avcısı ve duyarsızlıkla suçlarmış. Orhan Veli ise Enver Gökçe’den korktuğunu şairler kahvesinde dostlarına belirtirmiş.
    Tıpkı Enver Gökçe gibi Atilla İlhan da Orhan Veli karşıtıdır.
    Benim okumalarıma göre ise Orhan Veli açık hava ozanı, İstanbul sevdalısı, aşka aşık, serseri ruhlu, ayran gönüllü, maymun iştahlı, seven, sevilen, güzel içen, tiryaki ve birazda berduştur.
    Orhan Veli bol bol aşık olur. Küçük mutluluklar ve büyük hüzünler taşımış. Gidenlere baka kalır ve ağlayamaz.
    “Bakakalırım giden geminin ardından;
    Atamam kendimi denize, dünya güzel;
    Serde erkeklik var, ağlayamam.”

    Deniz, dağ başı, orman, ova ve bozkırlar onun şiirlerinde olmazsa olmaz metaforlardır.
    Şiirin dili ve ahenk onun vazgeçilmezidir.

    Ben deniz kenarındaki odamda,
    Pencereye hiç bakmadan
    Dışardan gecen kayıkların
    Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

    Şiirleri çeşitli dillerde çevrilmiştir.1966 yılında 49 şiiri Almanya da basılmıştır.
    Nasreddin hocanın fıkralarını, şiirleştirmiş ve kitap halinde basımını sağlamıştır.
    Birçok yazarın kitabını çevirerek Türkçeye kazandırmıştır.
    Ayrıca La Fontaine masallarını da tıpkı Nasrettin Hoca fıkraları gibi şiirleştirerek kitaplaştırmıştır.
    Uçurtmaya, futbola, Galatasaray’a, içkiye, sigaraya, balık tutmaya ve kadınlara tutku ile bağlıymış.
    Zeytini, domatesi, soğanı, sarımsağı ve ciğeri yemez ve sevmezmiş.
    Balık, pilav, makarna, enginar ve kuru fasulyeyi severmiş.
    Ateist olduğu söylenir.
    Dostoyevski’nin yer altından notlar kitabı en sevdiği kitaptır.
    Şiirlerinde benzetmeler ve betimlemeleri kullanmaz ve sevmez. Su gibi duru olmalıdır onun şiirleri ki okuyunca sarıp sarmalaması bundandır.
    Şiirlerinde yaşadıklarını yazdığı ve önceden tasarlayıp kaleme aldığı söylenir.
    Nazım Hikmet hapisteyken Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte üç gün açlık grevi yapmıştır.
    Nazım Moskova’da iken onun kitaplarını basına göstermiş ve şiirlerini okumuştur.
    Ölümünden 3 gün önce araba çarpmış, 2 gün önce çukura düşmüş ve arkadaşının evinde demlenirken bir salı günü gece 23.00 suları fenalaşmış ve kurtulamamıştır. Daha 36 yaşında hayata veda etmiştir. Öldüğünde cebinde 28 kuruş varmış.

    Orhan Veli’nin son şiiri aşk resmi geçididir ve tamamlanmamıştır.
    Orhan Veli’yi anlamanın en doğru hali onun şiirlerini okumakla olur, okurken dinlemek, sesine kulak vermekle olur. Gözlerini kapatarak okumak hem de. Çünkü o şiiri yazmakla yetinmemiş, bir de şiiri dinlemiş, şiire kulak vermiş:

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
    Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda;
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken;
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
    Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
    Bir kadının suya değiyor ayakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
    Güvercin dolu avlular
    Çekiç sesleri geliyor doklardan
    Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
    Birşey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.

    Gürbüz Deniz
  • 148 syf.
    ·Puan vermedi
    Thomas More eserleri hiçbir zaman bilemezdim, oradaki yazılar, cümleler bizleri anlatıyor. More'nun cömertliği, sempatikliği her şeye bedel böyle bir üstat gelmez. Erasmus'un en yakın arkadaşı olan More övgüler yaratıyor, "neşesine, güler yüzüne ayrıca hayrandır, dünyanın en sevimli insanı olan More'un "dost olmak için dünyaya geldiğini, dost olmak için yaratıldığını" söyler. "More'un öylesine olağanüstü bir sevecenliğe ve öyle bir tatlı huyu vardır ki, en güç durumlarda bulunan kederli insanları bile avutabilir. Gerçek dosttur o... Güç durumda olanların başlıca koruyucusudur." Erasmus, 1509 yılında More'un evinde konuk kaldığı sırada, ciddi bir iş yapmak zorunda kalmadığı için More'un isteği üzerine, yedi günde yapıtlarının en ünlüsünü çağın tüm çılgınlarını taşlayan Delili Övgü'yü yazdı... Ve More'a ithafen ettim dedi.

    6 Temmuz sabahı, öleceği kendisine bildirince, More her zamanki güler yüzle haliyle şöyle demiş: "Bu güzel haberinize candan teşekkür ederim. Benden görevleri ve onurları esirgemeyen Kral'a gönlüm her zaman borçlu kaldı. Ama Tanrım üzerine yemin ederim ki, beni buraya kapattığı ve ölümü düşüneyim diye hem yer, hem de bol bol vakit bağışladığı, hele bu berbat dünyanın acılarından beni böylesine çabuk kurtarmak yüceliğine gösterdiği için ona gönül borcum daha da çok arttı. İşte bu yüzden, bu dünyada da, öteki dünyada da candan dua edeceğim Kral'ın sağlığına." Erasmus'un acısı ayrıca derindi. Mektuplarından birinde, "More'un ölümüyle ben de ölmüş gibiyim, onun ruhuyla benimki gerçekte bir tek ruhtu," der. Eğer Thomas More Utopia'yı yazmasaydı, çoktan unutulup giderdi. Günümüzde onu ansa ansa, dinsel inaçları uğruna can veren erdemli bir devlet adamı olarak, çağın tarihçileri anardı ancak. Oysa More ömrü boyunca yazıp çizdi; hatta çağın çoğu okumuş adamları gibi, şiirler bile yayımladı.
  • Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
    Güzeller bende kaldı
    İbrahim
    Gönlümü put sanıp kıran kim
  • http://fecrnet.blogspot.com/2018/09/son-bir-baks.html
    Hayırlı akşamlar 1000k. Geçen hafta göğüs polikliniginde musküler distrofili(Kas erimesi) bir hastamın blogunda paylaştığı denemeleri ve şiirlerini gördüm. Hastam 34 yaşında ve 30 kilo civarında. Tüm kasları
    zamanla daha fazla zayıflıyor. Şu an siddetli bir zatürre de geçirdiğinden sadece bir parmağını fonksiyonel olarak kullanabiliyor. Kullanabildiği tek parmağıyla bu denli güzel şiirler, yazılar yazması, her sözüne Allah'a binler şükürle başlaması bir önceki gün onun haline üzüldüğüm beni halimden utandırdı. Kim daha acizdi ; tek parmağını Allah yolunda kullanan hastam mı, on parmağını dünyadan bir an olsun çekemeyen bizler mi??
  • MENDİLİMDE KAN SESLERİ

     

    Her yere yetişilir
    Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
    Çocuğum beni bağışla
    Ahmet Abi sen de bağışla.

    Boynu büyük duruyorsam eğer
    İçimden böyle geldiği için değil
    Ama hiç değil

    Ah güzel Ahmet Abim benim

    İnsan yaşadığı yere benzer

    O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

    Suyunda yüzen balığa

    Toprağını iten çiçeğe

    Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

    Konyanın beyaz

    Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
    Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
    Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
    Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
    Öylesine benzer ki
    Ve avlularına

    (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)

    Ve sözlerine

    (Yani bir cep aynası alım-satımına belki)

    Ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer
    Sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsüne
    Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
    Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
    Minibüslerine, gecekondularına
    Hasretine, yalanına benzer
    Anısı ıssızlıktır
    Acısı bilincidir

    Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
     
    Gülemiyorsun ya, gülmek

    Bir halk gülüyorsa gülmektir

    Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi,

    Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
    Dirseğin iskemleye dayalı
    — Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben —

    Cıgara paketinde yazılar resimler

    Resimler: cezaevleri

    Resimler: özlem

    Resimler: eskidenberi

    Ve bir kaşın yukarı kalkık

    Sevmen acele

    Dostluğun çabuk

    Bakıyorum da şimdi

    O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

    Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
    Biz eskiden seninle
    İstasyonları dolaşırdık bir bir
    O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
    Nazilli kokardı

    Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
    Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
    Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
    Kadının ütülü patiskalardan bir teni
    Upuzun boynu
    Kirpikleri
    Ve sana Ahmet Abi

    Uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
    Sofranı kurardı

    Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
    Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
    Çocuklar doğururdu

    Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi

    O çocuklar büyüyecek

    O çocuklar büyüyecek

    O çocuklar...

    Bilmezlikten gelme Ahmet Abi

    Umudu dürt

    Umutsuzluğu yatıştır

    Diyeceğim şu ki

    Yok olan bir şeylere de benzerdi o zaman trenler

    Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi

    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

    Çocuklar, kadınlar, erkekler

    Trenler tıklım tıklım

    Trenler cepheye giden trenler gibi

    İşçiler Almanya yolcusu işçiler

    Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

    Ellerinde bavullar, fileler

    Kolonyalar, su şişeleri, paketler

    Onlar ki, hepsi

    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

    Ah güzel Ahmet Abim benim

    Gördün mü bak

    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

    Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile

    Gelse de

    Öyle sürekli değil

    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

    O kadar çabuk

    O kadar kısa

    İşte o kadar.

    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri
  • Hadi,kendine bir iyilik yap herkese gülümse
    Hayatta yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde,şunu anımsa:
    Yapılacak ilk devrim insanın kendi içinde yapacağıdır.
    Evet ilk ve en önemli devrim budur.
    İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, ne istediğini, hayattan ve insanlardan ne beklediğini bilmiyorken,bir düşünce uğruna savaşmak ,yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
    Hayatını basitleştirme ve ucuz zevkler uğruna harcama onu.
    Hayat ilkbaharda dağlardaki karların erimesi kadar çabuk sona erer.
    Anlamadan bitiverir.
    Yaşadığımız her saniye bize bahsedilmiş birer mucize olsa gerek.
    O kadar ki,geri alınması ve tekrar yaşanması olanaksız.
    Bunu bil ve her sıkıntılı anında bunu anımsa.
    Hayat bir sevdadır… Onu yaşa!
    Hayat bir hediyedir… Onu al!
    Hayat bir bilmecedir… Onu çöz!
    Hayat bir fırsattır… Onu yakala!
    Hayat bir şarkıdır… Ona eşlik et!
    Hayat bir bahçedir… Onu der!
    Hayat bir iyiliktir… Ona karşılık ver! …
    Kendine bir iyilik yap. Herkese Gülümse…
    Çünkü…
    Samimi bir sevginin yerini başka ne tutabilir bu hayatta…
    Birine karşılıksız iyilik etmenin hazzını başka hangi şey yaşatabilir insana…
    Hangi intikam daha güçlüdür kötülüğe iyilikle cevap vermekten…
    İnsan yaşadıkça zaten, vazgeçemeyiz ki sevmekten…
    Biliyorsun, küçücük bir tebessümle değişebilir bütün dünya bir anda…
    Biliyorsun, insanlığımız büyüdükçe büyür iyiliğin sıcacık kucağında…
    İyilik üzerine yazılar, hikâyeler, şiirler, öneriler, güzel sözler ve daha neler neler…
    Hadi, kendine bir iyilik yap. Herkese Gülümse…
    Hayata dair;
    İyi ol fakat çok değil. Huysuz ol fakat çok değil.
    İçinden geliyorsa dua et.
    Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.
    Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol.
    Eğer kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında mecbur kalırsan;
    bağır, çağır, kır, dök ve unut!
    “”Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala,
    en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.
    Yaşa, her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için,
    laf olsun diye günlerini geçirme.
    Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan;
    bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!
    Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve
    her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir tek şey yap ki;
    gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine
    ‘ben elimden geleni yaptım’ diyebilesin.
    Düşüncelerin neyse hayatın da odur.
    Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir.””