• Gençler hayalci değil, gerçekçi olmalıdır. Atalarımız, "Güzellik ekmeğe sürülmez" diyerek, yaşamak için ev, eşya, para gibi ihtiyaçların önemine dikkat çekmişlerdir.

    Bu bakımdan iyi bir meslek edinmek, yuva kurunca ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir seviyede olmak icab eder. Bunu baştan düşünmeyen nice aşığın boşandığını biliyorum.
  • Çekirdek aile modern yaşamdan tamamen silinmedi. Devlet ve piyasa aileden pek çok önemli siyasi ve ekonomik roller alırken, geriye bazı önemli duygusal roller bıraktı. Modern aile hâlâ en temel ve yakın ihtiyaçları karşılarken, devlet ve piyasa (şu ana kadar) başarısız oldu; buna rağmen aile giderek daha fazla müdahaleye maruz kalıyor. Piyasa insanların duygusal ve cinsel hayatlarını nasıl yaşayacağına bile giderek daha fazla karışıyor. Aile geleneksel olarak başlıca çöpçatanlık kurumuyken bugün duygusal ve cinsel tercihlerimizi belirleyen ve etkileyen, sonra da istediğimiz şeyi (yüklüce bir ücret karşılığında) bize sağlayan piyasadır. Eskiden gelin ve damat ailenin salonunda bir araya gelir ve para bir babadan öbürüne geçerdi. Bugünse flört kafelerde ve barlarda gerçekleşirken para da âşıklardan garsonlara geçiyor. Bundan çok daha büyük miktarda para ise kafeye girerken piyasanın ideal güzellik tanımına olabildiğince yakın olmamıza yardımcı olan moda tasarımcılarının, spor salonu yöneticilerinin, diyetisyenlerin, kozmetikçilerin ve plastik cerrahların banka hesaplarına akıyor.
  • 320 syf.
    ·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitabı anlamak için iktisat bilmenize gerek yok. Dili çok sade ve akıcı. O yüzden kitabın isminden dolayı algılarınızda oluşan antipatiyi bir kenara bırakın ve hemen okuyun, okunmasına vesile olun. Zaten az çok hepimizin bildiği şeyleri gözümüze sokması hikayeye ayrı bir güzellik katıyor. Hikayenin kurgu olup olmadığını bilemem ancak yazılanlara komplo teorileri diyenlerin bir an önce bulundukları mağaradan çıkmalarını öneriyorum.

    Yazarımız John Perkins, bir ekonomi uzmanı ve aynı zamanda şirketokrasiye hizmet eden bir ekonomik tetikçi (ET). Yaptıklarından pişman olmuş olacak ki, görevinden istifa edip yaşadıklarını kaleme almaya karar veriyor. 5 kez rüşvet ve tehditlerle kitabı yazmaktan vazgeçiriliyor. ABD'de 24 yayınevi kitabı yayınlamaya korkuyor.

    Kitap, Amerika'nın Ortadoğudaki gelişmemiş üçüncü dünya ülkeleri üzerindeki kirli planlarını, Amerikan ajanı olan John'un bu ülkelerin yöneticileri ile yapmış olduğu ziyaretlerini, bu ziyaretlerde aslen bu devletlerin hiç ihtiyaçları olmayan şeyleri Amerika'nın çıkarları doğrultusunda nasıl pazarladığını, bu ülkelerin Amerikan bankalarından faizli devasa krediler çekmek zorunda bırakılarak yıllarca borçlandırıldıklarını, dolayısıyla onları nasıl dışa bağımlı hale getirdiklerini, sonrasında yeraltı kaynaklarına nasıl çöküp sömürdüklerini, anlaşma sağlayamadıkları ülkelerin yöneticilerini nasıl derdest ettiklerini, silah satmak istedikleri ülkelerde terörizmi nasıl faaliyete geçirdiklerini bir itiraf şeklinde ele alır.

    'Sonuçta bu liderler, sadakatlerini garanti edecek bir şekilde bir borç batağına saplanırlar. Sonra da politik, ekonomik veya askeri ihtiyaçlarımız için ne zaman istersek onları kullanabiliriz. Karşılığnda onlar da, halklarına sanayi siteleri, elektrik santralleri ve havaalanları sağlayarak politik durumlarını güçlendirirler. Bu arada, Amerikan mühendislik ve inşaat firmaları inanılmaz derecede zenginleşirler.' (Alıntı)

    Olur da vaktiniz olur ise, yaklaşık 8 saat hiç sıkılmadan keyifle izleyeceğinizi düşündüğüm ve içerisinde İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan emperyalizminin ve kapitalizmin ülkemize giriş hikayesini, 1948 - 1951 yılları arasında Amerikanın diğer 16 ülke ile birlikte Türkiye'ye yaptığı Marshall yardımı neticesinde ülke olarak verdiğimiz tavizleri, margarinin ülkemize nasıl girdiğini, zeytinyağlı yiyemem aman türküsünün hikayesini, dönemin en büyük gelir kaynaklarından olan kenevirin yasaklanmasını, sağ-sol olaylarının çıkışını, hala aktif siyasette rol oynayan bir partinin kuruluşunu, devalüasyonları, darbeleri, idam sehpalarını anlatan Mehmet Ali Birand'ın (nur içinde yatsın) 12 Eylül belgeselini bırakıyorum.

    https://www.youtube.com/...0g2zuAIgGDpVNLKnzts5

    Diğer yandan, aslında fotoğrafa yakından baktığımızda ekonomik tetikçilerin faaliyetlerini halen ülkemiz üzerinde devam ettirdiklerini ve hatta bunu bireylere kadar indirgediklerini görüyoruz. Örneğin hepimizin evinde ömrümüzün sonuna kadar kullanmayacağımız bir çok eşya mevcuttur. 'Bir kez evleniyoruz, âdet vs.' adları altında birkaç saatlik düğün merasimi için yıllarca çalışmak zorunda bırakılırız. Özel hastanelere yolumuz düşerse olmayan hastalık çıkarırlar. Aman sağlığımdan önemli mi deyip varımızı yoğumuzu harcarız. Bir de MR'ınıza bakalım, sizi şu polikliniğe yönlendiriyorum, ameliyat olmanız lazım, 1 ay sonra kontrol vs. (bu kontroller hiç bitmez). Sezonda izleyeceğimiz dört tane maç için bir yıl boyunca abone oluruz. Bize hiçbirşey katmayan dizilerin, programların başından kalkamayız. Şu 3 harfli marketlere gelince; tüm ürünleri görüp dokunabilelim diye labirent şeklinde tasarlanmıştır. Ayrıca bütün ürünler kolisinin içinde durur ve kolilerin ağzı gülenyüz şeklinde açılır. Nedenini siz düşünün. Rezistans denilen şey o kadar pahalı olmamasına rağmen, işe yarayıp yaramadığı bile meçhul olan ve makinenin rezistansına zarar verdiği gerekçesiyle her yıkamada kullanılması gerektiğini söyleyerek itelemeye çalıştıkları reklamı hatırlamışsınızdır. Bankalar yasal dolandırıcılardır. Bize kredi, kredi kartı verebilmek için ne kadar uğraşırlar değil mi? Sonunda bu krediye gerçekten ne kadar ihtiyacımız olduğuna ikna olmuşuzdur. Yukarıda saydıklarım benim aklıma gelenler. Eminim siz de buna benzer birçok şey bulabilirsiniz. Şimdi bunların kitapla ne alakası var diyeceksiniz. Bana göre hepsinin amacı ET'lerin amacı ile aynı yöntemleri ise farklıdır. Amaç bize hiç lazım olmayan şeyleri çok ihtiyacımız varmış gibi göstermek ve bu şekilde kendilerine bağlamak. Bunların en tehlikelileri ise online oyunlardır. Oynayanlar bilir ki bu oyunlar tamamen ayrı bir dünyadır. Ancak burada bir farklılık söz konusudur. Oyunculara satılmak istenilen bir itemin oyuncuya lazım olduğuna ikna edilmesine gerek yoktur. Çünkü oyunun kurucusu oyuncuların ihtiyaçlarını da zaten kendisi belirler. Birçok online oyun böyledir. Para vermezseniz ilerleyemezsiniz yada güçlenemezsiniz böylece oyundan da keyif almazsınız. Pay to win. Konu fazla dağılmadan toplayayım. Ülke olarak dışa bağımlılığımız artar birey olarak da ihtiyaçlarımızı kendimiz belirlemez ve bilinçli tüketici olmaz isek, malesef bizden sonraki nesillere şirketokrasi ile yönetilen küresel bir imparatorluk bırakacağız gibi görünüyor. Umarım bu olmaz. Ekonomik tetikçilere karşı her an tetikte olmalıyız :)

    Kitabı okuduktan sonra geleceğe karşı umudunuzu yitirebilirsiniz, o yüzden izlemediyseniz kitabı okumadan önce Zeitgeist belgeselini izlemenizi öneririm.

    Bu kitabı bana hediye eden kardeşim Homeless ufkumu açmama neden olduğun için sonsuz teşekkürler.
  • Muaz b, Cebel rivayet ediyor :
    - Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık.. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.
    Bu arada, dışarıdan bir ses geldi :
    - Ev sahibi..... içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var.
    Resullullah (s.a) Efendimiz,
    -Bu seslenen kimdir bilir misiniz?
    -En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.
    - O, lain iblistir. 'Şeytandır' Allah'ın laneti onun üzerine olsun.
    Hz. Ömer :
    -Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim.
    - Dur ya Ömer , biliyomusun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... Öldürmeyi bırak. Kapıyı ona açın gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.
    Kapı açıldı...
    Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
    Sonra, şöyle bir selam verdi ;
    - Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.
    - Selam Allah'ındır ya lain. Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?
    - Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
    - Nedir o mecburiyetin ?
    - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ;
    "Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor : Muhammed 'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin."
    Sonra ... Allah-ü Taâlâ buyurdu ki :
    "Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen .... seni kül ederim ; rüzgara savurur ... Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim."
    İşte ... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor . Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ;düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.
    Bundan sona Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu :
    - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat :Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?
    Şeytan şu cevabı verdi :
    -Sensin ya Muhammed. Allah' ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilirki?
    - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?.
    - Müttaki bir gence ki ... varlığını Allah yoluna vermiştir.
    - Sonra kimi sevmezsin ?
    - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi ...
    -Sonra ?
    - Temizlik işinde ... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.
    -Sonra ?
    - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.
    -Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ?
    -Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
    -Sonra kim ?
    - Şükreden zengin.
    - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ?
    - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki : şükreden bir zengindir.
    Resullullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :
    - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur?
    - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar . Titrerim.
    - Neden böyle olursun ; ya lain ?
    - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.
    - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?
    - O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
    - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?
    O zaman da çıldırırım.
    - Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun ?
    O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
    - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ?
    - Ha, işte.. o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline , ve beni ikiye böler.
    -Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Ebamürre ?
    - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ;
    1 - Allah-ü Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.
    2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
    3 - Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar.
    4 - Allah-ü Teala, belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :
    -Ebubekir için ne dersin ?
    - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ?
    - Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin ?
    - Allah'a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
    - Peki , Osman b. Affan için ne dersin ?
    - Ondan utanırım ... hem de çok ... Nasıl ki , Rahman' ın melekleri de ondan utanırlar...,
    - Peki, Ali b. Ebutalib için ne dersin ?
    -Ah onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa ; ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa.... ben de onu bıraksam .. Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz.

    Resullullah (s.a.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra ,
    şöyle buyurdu :
    - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd olsun.

    Resullullah (s.a.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :
    - Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?.. Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini ... Ümmilerini ve okumuşlarını ... Facirlerini ve abidlerini ... Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat

    Allah'ın halis kullarını ... Evet, bunları azdıramam.
    Bunun üzerine Resullullah (s.a.) Efendimiz sordu :
    -Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?
    - Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever ... O Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz.. bilirim ki o : ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet , o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki : mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. Ya Muhammed , bilmez misin ? ...
    Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra ... o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım.Bir kısmını da , meşayihe saldım. Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince ... onlarla da , bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. Onlar bunların yanına girer.; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne ... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ;başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye... İşte ... böylece , onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı .. Ama , bu hallerin farkında olmazlar. Bilmez misin ; ya Muhammed, Rahip Borsisa : tam yetmiş yıl ihlas ile Allah ' a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle
    bir hal ihsan edilmişti ki ; Her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifayap oluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , ona şöyle anlatır :
    "Şeytan hali gibidir ki ; o insana : ' Kafir ol .. Dedi. Vaktaki o kafir oldu. : bu defa ona şöyle dedi : Ben senden uzağım . . Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım ." (59/16)
    İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı..

    YALAN
    - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse ... o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse ... o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere Allah adına and içtim. "Muhakkak ben size nasihat ediyorum." (7/16) Dedim... Bunu yaparım : çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
    GIYBET - KOĞUCULUK
    -Gıybet ve koğuculuğa gelince .... Onlarda benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

    NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK
    -Her kim talak üzerine yemin ederse ... günahkar olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun .. İsterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa .. taaa.. hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.
    NAMAZ

    - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince ... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister; tutarım .
    Ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sende meşgulsün. Hele şimdilik işine bak . sonra kılarsın." Böylece o : Vaktinin dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse .. ona insan şeytanlarından birini yollarım... Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.

    O, bunda da beni mağlup ederse .. bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ; sağa bak .. sola bak... Derim... O da bakar ... O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona : Sen ebedi yaramaz bi iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sende bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez.

    Bunda da ona mağlup olursam . Yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi.
    Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükü'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir.

    O kimse bunda da beni yener ise .. Bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.
    Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa .. onun içine küçük bir şeytan girer , dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte.. Bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.
    Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :
    -Sen ümmetin hangi saadetinten ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar. Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki :
    Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.

    Sonra hastalara giderim :
    -" Namaz kılmayı bırak " derim çünkü Allah-ü Teala : << hastalara zorluk yok.....>> (24/61) buyurdu.
    İyi olduğun zaman kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o, hastalığında namazı terkederek ölüp giderse, Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teala'yı öfkeli bulur.
    Sonra şöyle dedi :
    ' Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun. Sonra.... Eğer yalan varsa .. Allah 'tan dile beni kül eylesin.
    İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :
    ' Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım.
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ona , yani İblis'e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi :
    -Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ? - Faiz yiyen.
    - Dostun kim ? - Zina eden.
    - Yatak arkadaşın kim ? - Sarhoş
    - Misafirin kim ? - Hırsız.
    - Elçin kim ? - Sihirbazlar.
    - Gözün nuru nedir? - Karı boşamak.
    - Sevgilin kim ? - Cuma namazını bırakanlar.
    - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ? - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.
    - Senin cismini ne eritir ? - Tevbe edenlerin tevbesi.
    - Ciğerini ne parçalar, ne çürütür ? - Gece ve gündüz, Allah'a yapılan bol bol istiğfar.
    - Yüzünü ne buruşturur ? - Gizli sadaka.
    - Gözlerini kör eden nedir ? - Gece namazı.
    - Başını eğdiren nedir ? - Çokça kılınan cemaatle namaz.
    - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir? - Namazını bilerek kasden bırakanlar.
    - İinsanların en şakisi kimdir ? - Cimriler
    - Seni işinden ne alıkoyar ? - Ulema meclisleri
    - Yemeğini nasıl yersin ? -Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
    - Sam yeli estiği zaman ne ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? - İnsanların tırnaklarının arasında.
    - Rabbinden neler talep ettin ? - On şey talep ettim.
    - Nedir onlar ya lain ?
    - Şunlardır : 1. Allah'tan diledim ki, beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : << Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına . Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder...>> (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.
    Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.
    Cinsi münasebet anında ; Allah'a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
    Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-İ Kerime ile sabittir. << Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkart..>> (17/64)
    2. Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere .. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
    3 .Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı.
    4. Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.
    5. İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi.
    6. Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere.. Sarhoşları verdi.
    7. Diledim ki ; bana yardımcılar vere ... Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.
    8. İstedim ki ; bana kardeşler vere .. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlarda şu Ayet-i Kerime ile sabittir :
    << O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. >> (17/27)
    Bir ara Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle buyurdu :
    - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin. Seni tastik etmezdim.
    Bundan sonra İblis devam etti :
    - Ya Muhammed , Allah'tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi. Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim. Gezerim.Hem nasıl istersem. Bütün bu isteklerimi verdi . " Hepsi sana verildi .. Buyurdu. " Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte .. Böylece kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :
    Benim bir oğlum vardır. Adı : ATEME 'dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa .. gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.
    Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MÜTEKAZİ 'dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse .. ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MÜTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.
    Sonra .. Benim bir oğlum daha vardır . Onun adı da KÜHAYL dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.
    Bundan sonra İblis şöyle anlattı :
    ' Hangi kadın olursa olsun .. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu ,
    bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela : Elini kolunu dışarı çıkar ; göster. Der .. o da , bu emri tutar. Elini , kolunu açar, gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.
    İblis bundan sonra ; Resullullah (s.a.) Efendimiz ' e kendi durumunu anlatmaya başladı :
    'Ya Muhammed bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel
    gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ; << Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın resülüdür. >> diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı, yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah'ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Bende , kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , Şekavet ehli kılan da Allah .
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu.
    < Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabbın esirgedikleri hariç..> (11/118-119)
    < Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir.> (33/38)
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz , İblise şöyle buyurdu :
    << Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah' a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.
    Bunun üzerine İblis şöyle dedi :
    'Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalemde kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O : bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.
    Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :
    İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim..
  • 572 syf.
    ·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba kitap dostları !!!

    Bu incelemeyi daha yazmaya başlarken kendimi her hangi bir konu hakkında kompozisyon yarışmasına girecek bir öğrenci gibi hissettim...

    Tek kelimeyle muhtesem bir kişisel gelişim kitabı...
    Bu eser gelişimin ötesi bir şey, başarının, mücadelenin, doğruluğun, dürüstlüğün ,cesaretin ,medeniyetin,sebatin, dostluğun,huzurun, gücün,bilimin,yapabilmenin,pes etmemenin, düşünmenin, aklınıza gelebilecek tüm güzel alışkanlıklarınızın mimarı olabilecek nitelikte bir yapıt...
    Düşünmek, anlamak, anlayabilmek, konuşmak, üslup,dinlemek ve en önemlisi iyi bir dinleyici olabilmek. İşte bu ve bunun gibi bizi biz edecek,bizi bize öğretecek,insan olmanın vasıflarını,gerek ülkemizden gerçek yaşam hikayeleri,gerek Avrupa, Amerika ve daha birçok ülkeden yaşanmış kısa kısa kesitlerle beynimize ,kalbimize kazıyacağımız şahane bir gelişim kitabı...
    Bu kitabı okuyanlar yaratılan ,var olan her şeyi sevmeyi öğrenecekler, ön yargılarını, tabularını ve cahilce fikirlerini yıkıp kendilerine sil baştan bir program yükleyip,her şeye daha pozitif,daha anlayışlı,daha başarılı, daha güvenli, daha ölçülü bakmaya başlayacaklar. Din,dil, ırk,renk, mezhep gözetmeksizin tüm insanları ,insan oldukları için sevecekler... okumanın, yazmanın, konuşmanın, dinlemenin de sanatı var mıydı demeyin, varmış hem de çok güzel varmış...
    Kişisel özgürlüğe götüren 7 yol
    *Para toplayın
    *Eğitim ve becerilerinizi geliştirin
    *Şerefinizi temiz tutun
    *Özel hayatınızı iş hayatınıza karıştırmayın
    *Hayatınızı bütün kalbinizle veremereceğiniz hiçbir teşkilata vakfetmeyin
    *Etki ağınızı geliştirin
    *Şahsi sorumluluğa karşı büyük bir arzu geliştirin

    Daha bu ve buna benzer bir sürü bilgiler ve her başlığın geniş, anlamlı,açıklayıcı, akıcı bir dille yazımı... Ben eminim ki bu kitabı okuyup bitiren bir insan,kendini yeni baştan programlayacak,reset atacak birçok alışkanlıklarına.

    Neşeyle su gibi ,ve birçok şey öğrenerek okuyup bitirereksiniz..
    Bu kitabı kimler mi okuyabilir !!!
    Ev hanımları
    İş kadınları
    İş adamları
    Müdürü
    Amiri
    Memuru
    İşçisi
    Yöneticisi
    Asistanı
    Sekreteri
    Çaycısı
    Aklınıza gelebilecek tüm meslek grupları, gönül rahatlığıyla okuyabilirler...
    Bu kitabın ismi iki kelime ama,daha kapağını aralar aralamaz okuyucularına yüzlerce özellik , hayatımıza sayısız güzellik katmaya başlayacak..
    Tıpkı ismi gibi " İnsan Mühendisliği " okuyucuyu yeniden inşa edip karakterine ve maneviyatına muhteşem güzellikler katacaktır..
    Kitap ilk 1967'de "İnsan ve Mühendislik" olarak yayınlanmış daha sonra "İnsan Mühendisliği"olarak değiştirilmiş, hadi bir an önce kendinizi yarım kalmış bir benlik inşaatından kurtulalım ve sil baştan dizayn olalım...

    Tüm okuyuculara keyifli vakitler diliyorum
    Kitaplarla dost kalın efendim....