Hayatta kalmanın kirli sanatı. Moll Flanders’ın ardından bir gece, bir kahve ve kendime notlar. Başlıyorum. Sessizce. Sanki karşımda sen oturuyorsun, kahvemi yudumluyorum ve içimden gelen her şeyi
Bir kitabı kapatıp da uzun süre kapağına bakakaldığın olmuştur ya... İşte İki Şehrin Hikayesi beni öyle bir yerde yakaladı. Elimdeki kitap, aslında iki şehrin değil, insan ruhunun derinliklerinde
Nikos Kazancakis'in Allah'ın Garibi'si, bir azizin hayat hikâyesini anlatan sıradan bir biyografik roman değil; insan ruhunun Tanrı'yla, dünyayla ve en nihayetinde kendisiyle
Moskova’da Bir Beyefendi’yi okurken bir romanla değil, zamana bırakılmış bir insanla tanıştım. Kont Aleksandr İlyiç Rostov, dışarıdan bakıldığında tarihin kıyısına itilmiş bir aristokrat ama
Bu romanı okurken fark ettiğim ilk şey şu oldu:
Proust benden bir şey anlatmamı istemiyor, durmamı istiyor. Hızlanmamı değil, yavaşlamamı. Anlamamı değil, hissetmemi. Sayfalar ilerlemiyor, sayfalar