• Yarın öleceğinizi bilseniz şuan ne yapıyor olurdunuz?
    https://anonimsin.com/Hzinsan1
  • İŞÇİSİN SEN.. İŞÇİ KAL MUSTAFA..
    -Tüm çocuk işçilere armağanımdır-

    ''yarayla alay eder yaralanmamış olan
    bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
    sen çok daha parlaksın çünkü
    sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
    sen aydınlatırsın geceyi''



    -Neredesin Mustafa!! Saat kaç oldu babam nerdeyse gelir. Geç çabuk banyoya!!
    -..........
    -Elin yüzün yağır gibi olmuş, iyicene sabunla. Ayaklarını da sabunla leş gibi kokuyor!
    -.........
    - Bi dakka. Ne o koynundaki? Ne saklıyon lan? Aç bakiim!! Aç didim!!
    -.......... Bişi yok.
    -Ne bişiy yok.. Bakiim, Texas, Tommix.. Bi tane de değil büfeyi mi satın aldın!!!Ne bunnar didim!!!
    -Kitap. Okuyacam.
    -Biz olmuşuz Teksas gerizekalı!!
    -......
    -Haftalığının tamamını mı verdin lan yoksa??
    -........
    -Allah belanı versin Mustafa!!!!
    -….....
    -Ne diyeceksin babama hııı!! Gerizekalı!!!
    -........
    -Sus sen anca.
    -........
    -Götür ver!! paranı geri al...
    -.... Yok almazlar...
    - Ver lan onları bakiim. Ver çabuk!!
    -Abla yapma noolur!!
    -Çekiiill!! Dolduruyum banyo sobasına da işe yarasınlar bari!!!
    -Abla sabaha kadar okuyum babam görmeden, ondan sona yak noooolur..
    -Gerizekalı!!! Babam haftalık nerde diyince ne diyecez hııı!!!
    -Isınan suyla banyo yap tamam mı!!
    -.......
    - Bi daha yap da bak hepsini tek tek yakıyim..

    Mustafa bir daha yapmadı. Akşam babası haftalığını sorunca, ablası babasının ona verdiği paradan Mustafanın haftalığı kadarını babasına verdi o kadar.. Zaten bir hafta sonra onu çıraklıktan da çıkaracaklardı. Çıkmak bişi değil ki yeni işi nasıl bulacak?? Bulana kadar her akşam kızılacak..
    -Lan gerizekalı gine niye çıkardılar seni??
    -.........
    -Sebatsız!!!!
    -..........
    O aynayı o kırmadı ki ama.. Diğer çırak çocuk düşürdü, patrona da "Mustafa gırdı abi valla yemin billah.." dedi.
    -Sen mi yaptın lan??
    -........
    -Gonuşsana oolum!!
    -.......
    -Çık lan!!! Gerizekalı!! Gelme yarın!!
    Sadece baktı o çocuğa.. Yüzü yağır olmuş çocuğun suratı kızarmamıştı bile. Mustafanınsa boynu büküldü yana, o kadar..

    Sonraki günlerde hemen iş bulması lazımdı.. Evde çok durunca babası bir müddet sonra epey kızardı. Dövmezdi gerçi ama bağırdığında kendinden üç yaş büyük ablası da kendi de kaçacak delik arardı. Amcaoğlu Ahmet'i de işten çıkarmışlar. Yarın ver elini Zenginler Çöplüğü.. En çok renkli şişeler bulunca sevinirlerdi. İşe yarayanları hurdacıya satar kırık leblebi, keçiboynuzu alır aralarında bölüşüp yerlerdi. Avare günlerin sonu akşamları hesap vermeye döner,
    -Bulamadın mı lan!! Gerizekalı!!
    -.........
    -Kızılaya bak biraz da.. Sitelere iki dolmuş çok gidiyor..Ulusa yürüye yürüye kaç ayakkabı eskittin..
    -........
    -Tamam mı lan!!!
    -........
    Mustafanın boynu bükülürdü, o kadar.. Ertesi gün Kızılay'ın yolunu tutar, renkli camlara bakarak gezerdi.. İlk defa gördüğü değişik ışıklı vitrinlere bakakaldığında hemen içerden biri çıkar,
    -Ne bakıyon lan!! Çekil!!
    -........
    -Bak hala bakıyor.. Gerizekalı..
    -........
    Diyip üzerine yürürdü. Camlarında "çırak aranıyor" yazan dükkanlara girip "Abi ben çırak olmak istiyom." derdi. Yaşıtlarına göre biraz iri yapılı olduğundan yaşından büyük gösterir, biraz insaflı, kibar dükkanlar " oğlum bize daha küçük bir çocuk lazım" diye sırtını sıvazlayarak gönderirlerdi. En son amcaoğlu Ahmeti, böyle diyen bir gözlükçüye götürmüş işe bile sokmuştu. Ondan bir yaş küçük çelimsiz Ahmeti gören gözlükçü "hah! Bak tam bize göre bi çırak" demiş, renkli camlara, gözlüklere bakıp içi giden Mustafanın sadece boynu bükülmüştü, o kadar..
    -Ahmeti aldılar da seni niye almadılar lan gerizekalı!!
    -.........
    -Baktılar tabi bu mala benziyor almadılar demi lan??
    -........

    Mustafa anca susar..
    Suçlanır..
    Horlanır..
    Bi baltaya sap olamamıştır..
    Hep gerizekalıdır..
    İyi niyetli olduğu için "gerizekalıdır"
    Hakkını savunamadığı için "gerizekalıdır"
    Arkadaşını satmadığı için "gerizekalıdır"
    İyilik yaptığında kötülük görüp sustuğu için "gerizekalıdır"
    Sustuğu için, baktığı için, durduğu için..
    Herşey için...

    Bayram için gelinen memlekette de iş vardır. Tarlada ırgat lazım yevmiyeynen "git Mustafa", ahırdan tezek çıkarılacak hatıra canım yevmiye neymiş annenin amcasının oğlunun o kadar da hatrı yok muymuş eline mi yapışırmış "git Mustafa", köyün su kanalları yosun bağlamış herkeş gidiyomuş sen de "git Mustafa"...
    Yap, et, çalış, getir, götür Mustafa.. Köyde ne işin var git şeherde iş arasana gerizekalı Mustafa!!!
    -Selami lan..
    -Ne diyon oolum..
    -Bu sene köyden şehere gitmeyi hiç canım istemiyo biliyon mu..
    -Niye len??
    -Ne biliimm.. Ölsem de gitmesem..
    -Boşver lan git işte ne var sankim burda..
    -Hiç olmasa yüzüyoz bak burda..
    -iyi hadi son bi kere daha yüzek o zaman..
    -Yok üşüdüm canım istemiyor..
    -Hadi bee..
    -Yüzdük ya olum, gölün suyunu bağlara salmışlar azalmış..
    - Ossun lan.. Var daha ne azı oolum..
    -Hadi balıklama atla..
    -Yok oolum hiç canım istemiyor.
    -Hadi lan beni mi kıracan..
    -Seni kıracağıma gavurun gatırı gırılsın lan Selami..
    Etraftaki tüm çocuklar atla atla atla diye tezahürata başlar.. Mustafa atladığı sudan bir daha çıkmaz. Çıkamaz...Önce oyun yapıyor sanarlar. Sonra tüm çocuklar göle üşüşüp Mustafayı gölden çıkarırlar. Azalan suda kaskatı duran hayın bi taş hızla balıklama atlayan Mustafanın boynunu son kez büker. Alnından akan ılık kan üşümüş tertemiz yüzünü kızıla boyamaya kıyamadan yanağından sızar siyim siyim.. Bağrı yanık anası ortalığı yıkar "gerizekalıııııııı"
    "niye atladın az suya gerizekalıııııııı"...
    Ve köşeye sinmiş bir ufaklık için zaman orda donar..
    Sessiz tanığıdır abisinin gözyaşlarının..
    Ve devralmıştır abisinden çıraklığı..
    Ve silmiştir o kelimeyi lügatten..
    "Gerizekalı"

    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be
  • 234 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhabalar değerli inceleme okuyucuları..
    İnceleme yazmayalı çok oldu.. Sular seller gibi okuyamıyorum da artık ondandır belki.. kitaplar elimde 15 günden az kalsa bırakma 'beni beni BİHTERİNİ' diye yalvarıyor sanki :) Aynalar koridoru bakiim evet 1,5 ay civarı.. iyi hasbihal etmişiz sevgili kitapçıkla :) Anlı şanlı bir 10 POİNT İ sonuna kadar hak eden müthiş bir kitaptır kendileri..
    İnceleme peki?
    Yazılır efenim..
    Hem de SPOİLERLİ MPOİLERLİ :)
    Rahat okuyun yani :)
    Bu incelemede hem KENDİM hem BEN hem BİZATİHİ ŞAHSIM ın düşünce ve hissiyatı ve de genel anlamda içerik bilgileri mevcuttur.. zaten bi inceleme niye okunur ki dimi ama kitaptan zırnık bahsetmeyen??? :) Evliya mıyız kardeşim senin üstü kapalı bahsettiğin, düşünce, fikir ve belki de bize hiiiiç hitap etmeyen duygu ve hayat anlayışına endeksli yazıdan kitabı anlayacak kadar DİMİ AMA ?? :)

    Gelelim kitabaaa…
    ''AYNA AYNA SÖYLE BANA...''
    VAR MI BU CÜMLEYLE HAYATINDA BİR KEZ BİLE KARŞILAŞMAMIŞ BİRİ BU DÜNYADA ?? :))

    Ah o masallaaar.. çızgı filimleeer.. çocuklukta gözler faltaşı dinleyen BİZLERİN bilinçaltımıza tükürdüler belki de.. hele de yatmadan önce okunan o ejderhalı mejderhalı, cadılı madılı, kaçırmalı göçürmeli, üvey anneli zehirli elmalı masallaaar.. iyilik diye yapılan şeye bak :))) bebe uyusun diye yapılan entel dantel hareketler!!! uykuya dalmadan önce yani tam da bilinçaltına bişey kaktırılacak ve beynin uyku esnasında sürekli tekrarladığı o masallaar.. KİM ÖĞRETTİ BUNLARI BİZE PEKİ??? o tilivizyondan gördüğün sosyetik anne-baba değil mi???
    Konu bu değil tabii ki sayın okuyucu ama son dönemlerde bir etkinlik vasıtasıyla masalcıbaşı olmaya doğru gidişimizle bizde kalan masal kalıntıları bunlar :) söylemeden geçemeyecek idim..

    Konumuza gelirsek;
    de haydi gel artık diyenler tamam geldik daa :) az sabır :)

    Evet.. Dr.MAVİ.. kitabın kahramanı.. genelde onun düşünce ve fikirlerini okuyoruz başlangıçtan sona kadar ara ara.. tabii ki hastaları olan KIRMIZI, GRİ, SARI VE hastası olmayan can dostu BEYAZ la olan sohbetleri çerçevesinde.. psiko terapi öykülerinden farklı ama bunlar.. yani doktorun müdahalesinden çok onların duygu durumları, ne olmuş da ona gelmişleri falan okuyorsunuz.. ve benim gibi ister istemez '' SARI MAVİ YEŞİL MEŞİL FARKETMEZ.. YÜRÜYORUZ AYNI YOLDA BİZ '' diyerek kendinizden, etrafınızdan ya da içinizden yükselen sesleri onların ağızlarından dinliyorsunuz bir nevi.. ve fark ettiğiniz şey '' ULEN BEN DE TERAPİSTLİK HASTAYMIŞIM YA '' şaşkınlığı ya da '' ULEN ETRAFIMDA Bİ TANE SAĞLAM ADAM YOKMUŞ YA'' oluyor :).. siz farkettiniz hadi fakat bu farkındalığı yakalayamamış, KENDİ ZATININ FARKINDA OLMADAN sevmek sevilmek takdir edilmek onaylanmak veya bi gıdım şefkat için hayatı boyunca kendini paraladığını, sevginin aşkın karşıdakinden alınan bir şey olduğunu düşünerek kendini onlara beğendirmeye çalışan VE KENDİNİ aynalardan görmeye alışkın suret meraklılarına ve dahi bunun normal olduğuna ama içindeki öfkeye, hüzne, kine, çare olamadan yaşamaya!! devam edenlere ne demeli????
    Yaşamak denirse tabii buna!!!
    Peki tüm bunların faturasını ''BENİ NİYE YARATTIN ?? BANA MI SORDUN BENİ YARATIRKEN ??....... bla bla '' vs diye YARATICIYA kesenlere ne demeli???

    Velhasıl lafı çok uzatmayım efenim.. malum, bi dala basıp bin dalı ığralayan* biri olarak dümdük söylediğim laflar yüzünden pek de sevildiğim söylenemez :) Gerçi sevene can feda sevmeyene elveda tarzı yaklaşımlarım bu kitabı okuduktan sonra daha bi arttı doğrusu :) Lunaparktaki ayna odalarındaki gibi eğri aynalara çok da itibar etmemeye daha bi karar verdim :)
    Şeyh Galip 'in dediği gibi bana verilmiş en büyük hediye KENDİMDİR diye

    ''Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen''

    diyorum efendim BİZZAT KENDİME..
    SİZ DE DEYİNİZ.. KENDİNİZE..
    SİZDEN BİR TANE DAHA YOK BU ALEMDE...

    Kitabı okurken özellikle KIRMIZI ile ilgili yerlerde dilime dolanan şarkıyı da buraya bırakayım..
    https://youtu.be/bdso4qwyul0
    https://www.youtube.com/watch?v=XwNUspuZWlQ

    Şeyh Galip in dizelerinin tamamını da...
    https://www.antoloji.com/...i-alemsin-sen-siiri/

    HOŞÇA BAKINIZ EFENİM ZATINIZA..
    HER DAİM SEVGİ AŞK VE MUHABBETLE KALINIZ..

    * ığralamak = Kayserice 'sallamak' ağacı sallarken her dalın sallandığını belirten on numara kelimedir :) ırgalamak ile uzaktan yakından bi alakası yoktur :)
  • ‘’Ooooff off.. yine mi Allahım yine mi yaa !!!
    Bakiim yok hiç mesafe kalmamış janta kadar inmiş!!
    Gitmez bu benzinliğe kadar!!
    Sabah sabah hiiç uğraşma yürü baba!!
    Bekle beni sabah ayazı.. bekle beni öksüren, tıksıran merdivene kadar hınca hınç dolan belediye otobüsü !! ‘’

    06 LM 07.. LMem, yani Ankara Antalya arası Leyla ile Mecnun um, ilk gözağrım, aldığımdan beri her gün bana yaşattığı sürprizlerle daha trafiğe bile tam çıkamazken tamircilerin yolunu öğreten düldülüm, o sabah da bana ilk dakka gol yemiş kaleci şoku yaşatmıştı.. sağ ön teker olduğu gibi inmiş, diğer sağlam olanlar da eli kulağında ha indim ha inecem diye muallakta beklemedelerdi.. arabayı daha ilk aldığım hafta yani öğrenme sürecinde hoca eve gelince fark etmişti ilk.. ‘’Gel gel.. büyük süprüz var’’ dediğinde hiiç anlamamıştım beni gülerek aşağı neden çağırdığını.. bi gecede hepsi birden havası inen üç lastik, yönetici ile kamera kayıtlarına bakmamıza sebep olmuştu.. Nemelazım muzurun biri ya da gizli bir hayranım!! bana hayırlı olsun demiş olabilirdi.. lakin izlenen kaç günlük kayıtlar göstermişti ki düldülüme kedi bile yanaşmamıştı.. ara ara buldumcuk olan ben iç aksamı kurcalamak için daha süremediğim arabanın içine binip iniyordum.. silecek nasıl çalışıyor, ahan da sun roof açık kaldı açtım kapanmıyor.. nerdeydi bunun düğmesi, şu koltuk da öne doğru gitmiyor beee, şu AC tuşu ne işe yarıyor acebaa??
    Falan filan..

    Yine böyle sürprizli bir günde yollarımız kesişmişti onunla.. Direksiyon dersimizin bitiminde hoca evine gidince zaten zor bela açılıp kapanan sağ arka cam ileri geri derken komple açılmış ve bir daha kapanmamıştı.. ısrarla arayıp yardım istediğim hocacığım evine misafir gelecek diye beni iplemeyince son çare internetten en yakın tamirci numaralarına bakan ben bu vasıtayla onun telefonuna ulaşmıştım.. Hafta sonu ve akşamın dar vakti tabii ki gelememişti ama ertesi gün ilk iş çocuğu okula bıraktıktan sonra acemi bir şoför olmama binaen evime kadar gelip arabayı işyerine götürmeyi kabul etmişti. Düldülümün büyük süprüzü, her saat başı balkondan bakarak sabahı sabah eden ve ‘abla ne yaptın ya kapandı mı cam’ diye bi kere bile arayıp sormayan hocayı defterden de sildirtmişti tabii ki.. gideli 5 dakka olmadan başıma gelen bu olayda geri dönüp bakma zahmetine girmeyen misafirperver!! hocacığıma artık samimi gözle bakamayacaktım doğrusu.. on altı ders alıp hala beni trafiğe çıkartmamasının jetonu da bu sayede paraşütle inmiş olmuştu açıkçası..

    Gençay usta.. Gençay yazılır Genco diye okunur.. Genç ay.. İsminden sebep bir gençlik çağrıştırsa da aslı hiç öyle değildi.. Yılların yorgunluğu üzerine çökmüş, pos bıyıklı, babacan, elleri tamirhanesinin yani ekmek teknesinin bütün yükünü taşımasından sebep nasırlarla dolu yürekli bir adamdı.. Tabii ki bu kanıya iki dakkada varmamıştım, düldülümle geçen süprüz dolu günlerde başım her sıkıştığında koşan bu yürekli adam zaman içinde bana kızıymışım gibi de davranmıştı.. bu yüzden ben de o sanayi ortamına gönül rahatlığıyla gidebiliyor, o haylaz ama bi yandan da sevimli oğlunun bi koşu kapıp geldiği sade kahvemi içerken bi yandan da düldülümün o günkü sürprizi neyse onun yapılmasını bekleyebiliyordum.. Piruz yani nam-ı diğer Piro, Genco ustanın manevi oğluydu aslında.. 10 yaşlarında olmasına rağmen ufak tefek olan bu haylaz ama sevimli ve bir o kadar da şakacı, konuşkan çocuk ben oraya geldiğimde daha bir sevinir, benim onu çok sevdiğimi bildiğinden midir yoksa her gelişimde düldülümün sürprizleri gibi çantamdan çıkacak olan bin bir türlü ufak tefek değişik sürprizlerden midir etrafımda fır fır dönerdi.. onunla her ilgilenişimde tıpkı kelebekler gibi yüzünde güller açar, sevgiye hasret başını okşarken yanakları kızarır, aldığı hediyesinin akabinde zıp zıp zıplayarak sevgiyle sarılır, gözlerini yumarak omzuma gömüldüğünde orda ölmek istercesine resmen erirdi.. Onun bu hali hem Genco ustayı hem de beni bitirirdi.. İstisnasız her seferinde iki damla yaş bırakırdım onun görmez tarafından.. Bilirdim ki Genco usta da önündeki arabaya gömülür, elinin tersiyle silerdi gözlerini..
    Artık Piro mu daha çok sevgiye muhtaçtı yoksa biz mi bilinmez…

    Yollarımız kesiştiğinde, yıllarca çocuğu olmayan Genco ustanın hanımı da vefat edeli sanırım üç yada dört yıl olmuştu.. O dönemlerde hayatla çok da bir ilişiği kalmayan, hayat kaynağı ve dünyadaki tek dayanağı yani yüreğinin parçası hanımının mezarı başında saatler geçiren ve yani onun yanına gitmek için gün sayarak tamirhaneye ayakları geri geri giderek gelen usta bir sabah işe geldiğinde kapının önünde büzüşmekten topaç gibi olmuş Piruz’u belki de tam donmak üzere bulmuştu.. 7 yaşlarındaki bu kara kuru çocuk günlerce konuşmamış, gözleri donuk donuk bakarak, kaşık kaşık zorla içtiği bi kase sıcak çorba ve bi bardak sudan başka yaşamsal hiçbir faaliyet göstermeden bir kukla gibi bi köşede usta nereye koyduysa orda kalakalmıştı. Genco ustanın ondan duyduğu tek ses ‘’ ahh ‘’ dı.. sıcak banyo yaptırmaya çalıştığında suyun yara dolu kafasına temasında bir ahh.. yumuşak lifi sırtına dokundurduğunda bir ahh.. kolunu kaldırırken bir ahh.. ayağına çorabı giydirirken bir ahh.. nerdeyse çürüyen o yaralara kremler sürerken ahh..

    Aaahhh ahh..

    Günler günleri, aylar yılları kovaladıkça hayata dönen Piruz, hem Genco ustaya can yoldaşı olmuş, hem de tüm sanayinin maskotu olup çıkmıştı.. Kutlu, hayırlı, uğurlu demek olan bu adı da ona Genco babası vermişti.. her ikisine de yeniden doğmak gibi gelen bu yeni hayatta bense seyircilerden sadece biriydim.. Hikayeyi ilk dinlediğimde günlerce kendime gelememiş o gözleri ışıl ışıl kara kuru oğlancığa sevgim bi ayrı artmıştı..

    O hayata bir sıfır yenik başlayanlardandı...

    Ağzında gümüş kaşıkla doğanlar nerden bileceklerdi..

    Bir keresinde yine düldülümün bana yaptığı sürprizle sanayinin yolunu tutmuştum. Piruz’a o günki sürprizim o çok sevdiği bir çift spor ayakkabıydı.. sanayinin sokaklarında büyük keyifle top koştursun diye.. benim arabayı gören diğer çıraklar arabanın peşinden koşarak gelir, Piruz’a gelen yeni sürprizi onun kadar merak ederek kıyıdan köşeden görmeye çalışırlardı.. zaten Piruz’u da tutana aşk olsun sevinçten uçarak giderdi arkadaşlarına göstermek için..

    ‘’ Len Piro hadi gene iyisin..’’

    ‘’ Bi gün de ben giyiyim mi len?? ‘’

    ‘’ Pirotto kaleci sensin oolum bugün.. koşturtmam seni çakal...’’

    Daha daha neleeer neler.. Genco ustayla gülerek bakardık arkalarından.. bazı günler gazoz bazı günler çikolataları benden olurdu maç sonraları.. Hepsine tek nasihatim okullarını da aksatmamalarıydı..
    Sadece karınlarını doyurmak, giydirmek vs yetmiyordu..
    Kaçıp kaçıp okulu kırmaktan tut arkadaşlarının gazıyla iyilik yapar gibi kötü şeylere bulaşmaya engel olmaya, iyiyle kötüyü ayırd edebilmeye yardım etmeye ve hayatın bozuk para harcar gibi harcanmasına izin vermemeye, doğru sözlülükten mertliğe, cesurluğa, kararlı, umutlu olmaktan saygılı olmaya daha ne kadar insani erdem varsa onları öğretmeye, insan olmanın çook aşamaları vardı…

    Velhasıl ilk aşamayı geçen Genco ustanın ömrü vefa ettikçe daha çook işi vardı Piroyla..
    Daha çoook..