• Sual: Allah bin kere razı olsun demek küfür olur mu? Çünkü Eshab-ı kiram kitabında (Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramdan razı olduğunu bildiriyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Bunlardan razı olması değişmez) deniyor. Allah bin kere razı olsun denince, Allah’ın razı olma sıfatının sanki değişeceği anlaşılıyor. Bu ise küfürdür. Şu halde, Allah bin kere razı olsun demek caiz mi?
    CEVAP
    Caizdir, mahzuru yoktur. Kimse o manada söylemez, tekit [vurgulamak] için; yani işin önemini bildirmek için söylenir. Bu husus Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde de vardır. Eshab-ı kiram için bir kere Cennetlik dense yetmez miydi? Ama Allahü teâlâ bir çok âyette, onların Cennetlik olduğunu bildiriyor. (Hepsine Cenneti söz verdim. Ben onlardan razıyım, onlar da benden razıdır) buyuruyor. (Hadid 10, Fetih 18, 29, Tevbe 100, Maide 119, Mücadele 22, Beyyine 8)

    Daha başka surelerde de bu husus açıklanıyor. Sonuç olarak Allah bin kere razı olsun demenin mahzuru yoktur. Böyle söyleyenin bu işe çok sevindiğini gösterir.

    Sual: Allah ebediyen razı olsun demek küfür müdür?
    CEVAP
    Hayır, küfür değildir. Ancak, (Allah ebediyen razı olsun) denince, sanki bu duadan, Allahü teâlânın bir müddet razı olacağı anlamı da çıkıyor. Bu itikadımıza terstir. Ebediyen ekleyince yanlış anlamaya müsait oluyor. Üç günlüğüne veya üç seneliğine razı olabilir anlamı da çıkabilir. Yani Allah’ın böyle sıfatı da var sanılır. Bu bakımdan öyle söylemek uygun değilse de, küfür de olmaz, çünkü maksat, Allah'ın sıfatı böyledir demek değil, Allah'ın razı olmasıdır. Bir kere razı olması yettiği hâlde bin kere razı olsun diyen gibi, işi pekiştirmek için söylenmiştir.

    Sual: Kur’an-ı kerimde, (Allah, Eshab-ı kiramdan razıdır) buyuruluyor. O eshab, Resulullahın vefatından sonra kötü şeyler işlese yine mi Allah onlardan razı olur?
    CEVAP
    Muteber din kitaplarında buyuruluyor ki:
    Allahü teâlânın sıfatları ebedidir, sonsuzdur. Onlardan razı olması da sonsuzdur. Yani birkaç seneliğine razı olup da sonra vazgeçmez. Hâşâ eshabın daha sonra ne yapacağını Allah bilmiyor muydu? Bilmeyen Allah olur mu? Onlardan razı ise ebediyen razıdır. Bir müddet razı olup sonradan vazgeçmek Allah’ın sıfatlarına aykırıdır. Kur’an-ı kerimde (Allah sözünden dönmez) buyuruluyor. [Al-i İmran 9, Zümer 20, Rad 31, Rum 6]

    Sual: Allahü teâlâ ile onun sevdiklerini razı etmek için ne yapmak gerekir?
    CEVAP
    Önce Ehl-i sünnet itikadını öğrenip, dinimizin emir ve yasaklarına uymalı, özellikle kalb kırmamaya ve kul hakkına dikkat etmeli. Şu hadis-i şerifte bildirilen duaları da okumaya çalışmalı:
    (Ya Âişe, bir kere “Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ cemî’il Enbiyâi velmürselîn” de, bütün peygamberler senden razı olsun. Bir kere “Allahümmağfirlî ve li vâlideyye [ve li-meşâyıhiyye] ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimâti el ahyâi minhüm vel emvât” de, bütün müminler senden razı olur. Bir kere de “Sübhânallahi vel hamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” de ki, Allahü teâlâ senden razı olsun.) [Ey Oğul İlmihali]

    Sual: Bilhassa ne yaparsak Allah bizden razı olur?
    CEVAP
    İsrailoğulları benzer bir suali Musa aleyhisselama sual etmişlerdir. Allahü teâlâ, (Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum) buyurdu. Yani başına gelen belalara katlanmak, ona buna şikayet etmemek, Allah’tan gelen her şeye razı olmaktır.

    Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi en çok buğzettiğin kimdir?) diye sual etti. Allahü teâlâ (Bir kul, benden hayırlısını isteyip Ben de ona hakkındaki hükmü gönderince ona rıza göstermeyendir) buyurdu.

    Allahü teâlânın takdirine razı olmalıdır! Hadis-i kudside buyuruldu ki:
    (Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen, verdiğim nimetlere şükretmeyen benden başka rab arasın!) [Taberani]

    Sual: Allah benden razı mı değil mi, bilmem mümkün mü?
    CEVAP
    Mümkündür. İbadet etmek tatlı ve kolay, günah işlemek acı ve sıkıntılı geliyorsa, o kimseden Allahü teâlâ razıdır.
  • Çocuklarını idarede sıkıntı çeken bir sahabiye Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli ma kerihallah, Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemeli.

    Manası şöyledir:
    (Razı olmadığın şeylerden yaptıklarımı affet ve yapmadıklarımı yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]

    2- Dileğine kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını Silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye dua etmeli. Mesela, “Ya Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle” diye dua edip, “Bu duamı silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle” demeli. (Mekatib-i şerife)

    Sabah ve yatsı namazından sonra silsile-i aliyyenin isimlerini, sonra Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan dua kabul olur. Tecrübe edilmiştir.

    3- Âyât-i hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hasıl olur.

    4- Adakta bulunmalı. Mesela, (Şununla evlenirsem, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak nezrim olsun) denince, bu dileğin kabul olduğu tecrübe edilmiştir.

    5- Dua izinli okunmalı! Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
    (Farz ve sünnet olan amelleri, zikri, duayı, âyet-i kerimeyi sevap kazanmak için okurken kimseden izin almaya lüzum yoktur. Bunlar şifa için, bir ihtiyacın hasıl olması, bir müşkülün hallolması için okunurken, tesir etmeleri, üstadın izin vermesine bağlıdır.) (2/36)

    İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Kalbin temizlenmesi için, zikri izin ile yapmalıdır) buyuruyor. (3/25)

    Mürşid-i kâmillerin kitaplarından öğrenip okumak, izin almak olur. İzin alan, izin verenin vekili olur. Bunun okuması, vekil edenin okuması gibi tesirli, faydalı olur. (İslam Ahlakı)

    6- Bir dileği olan aşağıdaki duayı okumalıdır. Kör bir zat gelip, (Ya Resulallah! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın) dedi. Peygamber efendimiz de, (Kusursuz bir abdest al! Sonra, ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçı eyle! Onun hürmetine duamı kabul et) duasını okumasını söyledi. O da, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. [Tirmizi]

    Bu duayı okuyanlar, maksatlarına kavuşmuşlardır.

    Namaz kılmayanın, haram işleyenin ve kalbi gafil olanın duası kabul olmaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın okuması fayda vermez. Hak teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışmalıdır. Rabbimiz, insana sıhhat, şifa vermek için, dua etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır.

    Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]
  • (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

    (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

    (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]

    (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]

    Son iki âyet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib)

    Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

    Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

    Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür.

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

    (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

    (Allah, hepsine hüsnayı [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

    (Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların [Eshabın] izinden gidenlerden Allah razıdır, onlara Cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

    Musa aleyhisselam, bu ümmetin faziletini Tevrat’ta okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder) diye dua etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmed’in ümmetidir) buyurdu. Hazret-i Musa (Ya Rabbi, Ahmed’in ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye dua etti. Hazret-i Musa gibi büyük bir Peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın ve Onun ümmetinin üstünlüğünü göstermektedir. (Tenvir)

    İncil’in aslında Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri yazılıydı. Bunları bilen İsa aleyhisselam da, Musa aleyhisselam gibi, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve bu duası da kabul oldu. Allahü teâlâ, Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır.

    Bu ümmetin üstünlüğünü bildiren bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Allahü teâlâ, bu ümmeti şu üç hâlden emin etti:
    1- Bu ümmete Peygamberiniz, [diğer Peygamberlerin kavimlerine yaptıkları gibi] beddua edip de mahvolacak değildir.

    2- Kâfirler, [Ne kadar çok olursa olsun] bu ümmeti mahvedecek kadar galebe edemez.

    3- Bu ümmet dalâlet üzerinde [sapık bir yolda, sapık bir mezhepte] birleşmez. Allah’ın rahmeti [salih] cemaatle beraberdir. [Salih] Müslümanların çoğunluğuna tâbi olun. Böyle Müslümanların çoğunluğundan ayrılan Cehenneme gider.) [Ebu Davud]

    Cennet ehlinin yarısı
    Sual: Hazret-i Âdem’den beri binlerce peygamber, binlerce millet geldi. Onların içinde de iman edenler, Cennete gidecekler vardır. Cennette bizim peygamberimizin ümmeti mi daha çoktur, yoksa diğer peygamberlerinki mi?
    CEVAP
    Diğer peygamberlere inanan kimse çok az oldu. Hatta birçok peygambere bir kişi bile iman etmedi. Mesela Yahudiler, Hazret-i Musa’ya çok eziyet ettiler. Hazret-i İsa’yı öldürmeye kalktılar. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehit etti. Onun için diğer peygamberlerin iman eden ümmeti az idi. Kıyamete kadar Peygamber efendimize iman edenlerin, diğer peygamberlere iman edenlerin toplamı kadar olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
    (Siz, ehl-i Cennetin yarısını teşkil edersiniz. Cennete ise Müslümandan başkası girmez. Siz ise müşriklere göre siyah öküzdeki beyazlık kadar veya kırmızı öküzdeki siyahlık kadarsınız.) [Buhari]

    Bu hadis-i şerif de Peygamber efendimizin ümmetinin, diğer peygamberlere iman eden ümmetlerin toplamı kadar olduğunu göstermektedir.

    Kâinatın efendisi
    Sual: Peygamber için, niye kâinatın efendisi deniyor, kâinatın efendisi ve tek hâkimi, onu yaratan Allah değil midir? Peygamber de olsa, bir insanı bu kadar yüceltmek uygun mu?
    CEVAP
    Kâinatın efendisi demek, yaratılmışların en üstünü demektir. Peygamber efendimizi öven, yücelten bizzat Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

    (Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 2-4]

    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

    Hiçbir Müslüman, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizin övülmesinden rahatsız olmaz. Rahatsız olmak Müslüman olmamanın alametidir.

    Âlemlerin peygamberi
    Sual: Peygamberimiz, dinli-dinsiz, zenci-beyaz, dünyada yaşayan herkese mi peygamber olarak gönderildi? Cinlerin peygamberleri ayrı mıdır?
    CEVAP
    Peygamber efendimiz, Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de peygamber olup bütün insanlara gönderilmiştir. İlk yaratılan, Peygamber efendimizin ruhuydu. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
    (Ben yaratılış yönüyle peygamberlerin ilki isem de, hepsinden sonra gönderildim.) [İ. Gazali]

    İki âyet-i kerime meali de şöyledir:
    (De ki: Ey insanlar, ben Allah'ın hepinize gönderdiği resulüm.) [Araf 158]

    ([Ey Resulüm!] Biz seni bütün insanlara [Cenneti] müjdeleyici ve uyarıcı [çeşitli azapları haber verici] olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bilmez.) [Sebe 28]

    Hâlbuki diğer Peygamberler, kendi milletlerine gönderilmişti. Bir âyet-i kerime meali:
    (Biz, her resulü, bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın.) [İbrahim 4]

    Bir hadis-i şerif meali:
    (Her peygamber yalnız kendi kavmine geldi, ben ise bütün insanlara gönderildim.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai]

    Resulullah efendimiz, insanların olduğu gibi cinlerin de peygamberidir. Kur'an-ı kerimde, (Âlemlere uyarıcı olması için...) buyuruluyor. (Furkan 1)

    Bütün müfessirler, ("Bütün âlemlere" ifadesine, cin taifesi de dâhildir) buyuruyorlar. Âlem, Allah'tan başka her şeye, her mahlûka denir. Bunun için birçok âlim, Peygamber efendimizin meleklere de gönderildiğini söylemişlerdir. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Kur'anı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kur'anı dinlemeye hazır olunca, birbirlerine susun dediler. Kur'anın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndükleri zaman dediler ki: "Ey kavmimiz, biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik. Hepiniz Allah'ın davetçisine [Muhammed aleyhisselama] uyun ve Ona iman edin ki, Allah da günahlarınızı bağışlayıp sizi acı bir azaptan korusun.") [Ahkaf 29, 30, 31]

    Âlemlere rahmet
    Sual: (Yaratılması ve kendisi değil, sadece peygamberliği rahmettir) denilerek, Enbiya suresinin, (Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik) mealindeki 107. âyetinin, (Âlemlere bir rahmet olmak için, seni elçi gönderdik) diye tevil edilmesi caiz midir?
    CEVAP
    Asla caiz değildir. (Kendisi değil, peygamberliği rahmettir) denilerek Resulullahın kendisinin, önemli bir şahsiyet olmadığı belirtiliyor. Bir insan, vasıflarıyla değer kazanır. Peygamberliği rahmet olunca kendisi niye rahmet olmasın ki? Peygamberlik sıradan birine mi verilmiş de, böyle söyleniyor? Âyet-i kerimede açıkça, (Seni rahmet olarak gönderdik) buyuruluyor. Kendisi rahmet olarak gelince, peygamberliği de elbette rahmet olur.

    İbni Abbas hazretleri, bu âyetin tefsirinde, (Muhammed aleyhisselam, bütün insanlara rahmettir) buyurmuştur. (Kurtubi)

    Seyyid-ül-beşer (İnsanların efendisi)
    Sual: (Peygamber de bizim gibi insandır, ölünce o da bizim gibi işitmez, Kur’anı getirmekle postacılık görevi bitmiştir) diyen biri, delil olarak da, Müminun sûresinin 33. âyetini gösterdi. Peygamberimiz için böyle söylemek caiz midir?
    CEVAP
    Caiz değildir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
    (Onun kavminden, kâfir olup âhirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler dediler ki: “Bu [peygamber], sadece sizin gibi bir insandır, sizin gibi yer içer. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur.”) [Müminun 33, 34]

    Görüldüğü gibi, (O da bizim gibi veya sizin gibi insandır) sözü kâfirlere aittir. Kâfirlerin sözünü de, ancak mezhepsiz olan söyler. Kâfirler, yiyip içmeyen, melek gibi bir peygamber istiyorlardı. Resulullah efendimiz, elbette cin ve melek değildir. Beşerdir, ama seyyid-ül beşer, yani insanların efendisidir. Âlemlere rahmettir. Bizim gibi değildir, hem resul, hem de nebi olan bir peygamberdir. Kabrinde ölü değildir, işitir ve namaz kılar. Peygamber olmayan insanlarla, peygamber mukayese edilmez.

    Kâinatın efendisi
    Sual: (Kur’anda âlemlere rahmet olduğu bildirilen, Peygamberin kendisi değil, Kur’andır. Kur’anı getirmiş ve işi bitmiştir. Bunun için Peygambere “Kâinatın efendisi” veya “Âlemlerin efendisi” demek küfür olur) diyenler oluyor. Aslında, böyle söyleyerek Resulullah’ı küçümsemek küfür olmuyor mu?
    CEVAP
    Resulullah’ı küçümsemek elbette küfür olur. O, bütün insanların en iyisidir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatîb)

    Kur’an-ı kerim Peygamber efendimizin övgüsüyle doludur. Fetih sûresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyet-i kerimesi de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Peygamber efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” bir millete, bir bölgeye değil bütün dünyaya, bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir. Sebe sûresinin (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik) mealindeki 28. âyet-i kerimesi bütün insanlara peygamber olarak geldiğini bildirmektedir.

    Enbiya sûresinin, (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik) mealindeki 107. âyeti de, bütün insanlar için rahmet olduğunu bildirmektedir. Bunun aksini savunmak din düşmanlığıdır. Peygamber efendimiz, bütün insanların, bütün peygamberlerin yani âlemlerin efendisidir, kâinatın efendisidir. Bu konuda birkaç hadis-i şerif:
    (Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyhekî]

    (Ben bütün insanların efendisiyim.) [Buhârî, Tirmizî, İbni Mace, İ. Ahmed, Darimî]

    (Ben bütün peygamberlerin seyyidiyim, efendisiyim.) [Darimî İ. Neccar]

    (Kıyamette insanların seyyidiyim, efendisiyim.) [Buhârî, Müslim, Tirmizî]

    Peygamber efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bunları bildirirken, (Bunları övünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek benim vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) buyuruyor.

    Âlemlere rahmet olarak gönderildi
    Sual: Peygamber Efendimiz, sadece insanlara mı yoksa kâinatta bulunan her varlık için mi rahmet olarak gönderildi?
    Cevap: Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamı âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Enbiyâ sûresinin 107. âyetinde mealen;
    (Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik) buyuruldu.

    Ebû Hüreyre hazretleri;
    “Bir gazada, Resûlullah Efendimize, kâfirlerin yok olması için dua buyurmasını söyledik. Cevaben;
    (Ben, lanet etmek, insanların azap çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek, insanların huzura kavuşması için gönderildim) buyurdu.”

    Resûlullah Efendimizin bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Müminlere faydası ise meydandadır. Başka Peygamberlerin zamanındaki inkâr edenlere, dünyada azaplar yapılır, yok edilirlerdi. Muhammed aleyhisselam zamanında ise, iman etmeyenlere dünyada azap yapılmadı. Bir gün Peygamber Efendimiz, Cebrâil aleyhisselama;
    -Allahü teâlâ benim âlemlere rahmet olduğumu bildirdi. Benim rahmetimden sana da nasip oldu mu? buyurunca Cebrâil alehisselam;
    -Allahü teâlânın büyüklüğü, dehşeti karşısında, sonumun nasıl olacağından hep korku içindeydim. Emin olduğumu bildiren Tekvîr sûresindeki 20. ve 21. âyetleri getirince, bu müthiş korkudan kurtuldum, emin oldum. Bundan büyük rahmet olur mu? dedi.

    Muhammed aleyhisselam, "hâtemün nebiyyîn" yani Peygamberlerin sonuncusu ve son Peygamber ve "Seyyidil mürselîn" yani bütün Resullerin en üstünü olarak, âlemlere rahmet ve kıyamet gününün şefaatçisidir. Mahşer günü, bütün insanlara, mahşer azabının kaldırılması için şefaat edecek ve bu şefaati kabul olunacak, mahşer azabı hepsinden kaldırılacaktır. Nitekim hadîs-i şerifte;
    (Kıyamet günü, en önce ben şefaat edeceğim) buyuruldu.

    İmam-ı Rabbânî hazretlerinin babası Abdül-ehad hazretleri;
    “Günlerin uğursuzluğu, âlemlere rahmet olan Muhammed aleyhisselamın gelmesi ile bitmiştir. Uğursuz günler, eski ümmetlerde vardı” buyurmuştur.
  • Kıyamet gününün alametleri, kıyametin kopmasından olan ve kıyametin yakın olduğunu gösteren işaretlerdir. İşte Kıyametin on alametlerinden bazıları şunlardır;

    Hazret-i Mehdi gelecek
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar. (Tirmizi)

    Deccal gelecek
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Deccal çıkar, tanrı olduğunu söyler. Onun tanrılığına inanan kâfir olur. (i. E. Şeybe)

    Hazret-i İsa gökten inecek:
    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    Allah'ın Resulü Meryem oğlu İsa'yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa'yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi. (Nisa 157)
    Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158) Elbette o Hazret-i İsa'nın Kıyamete yakın gökten inmesi, Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyiniz. (Zuhruf 61, Beydavi)
    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
    (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hristiyanlığı kaldıracak] domuzu öldürecek, (domuz etini yasaklayacak] İslam'dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe) İsa inince, her yerde sükûn, emniyet meydana gelir. Öyle ki aslanla deve, kurtla kuzu serbestçe dolaşır,

    Dabbet-ül-arz çıkacak
    Bu husustaki hadis-i şeriflerden birinin meali şöyledir: Dabbet-ül arz, Musa'nın asası ile mümine dokunur, alnına Cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, Süleyman'ın mührü ile vurur, Cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur. (Tirmizi) O söz başlarına geldiği zaman, (Kıyamet alametleri zuhur edince), onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml 82, Tefsir-i Kurtubi)

    Yecüc ve Mecüc çıkacak
    Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki: Yecüc ve Mecüc, set yıkılıp her tepeden akın ederler. (Enbiya 96)
    Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: Yecüc ve Mecüc, kıyametin ilk alametlerindendir. (İbni Cerir)

    Duman çıkacak
    Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: Gökten bir duman çıkacağı günü gözetle! (Duhan 10) Hadisi şerifte de buyuruldu ki: Dumanın tesiri mümine nezle gibi gelir, kâfire ise çok şiddetlidir. (Ebu Davud)

    Güneş batıdan doğacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez. (Buhari, Müslim) Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez. (Enam 158) Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.

    Ateş çıkacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Hicazdan çıkan ateş, Basra'daki develerin boyunlarını aydınlatır. (Müslim)

    Yer batması görülecek
    Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: Doğu, Batı ve Ceziret-ül Arab'da yer batışı görülecek. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)

    Kâbe yıkılacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Bir Habeşli Kâbe'yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe'nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum. (Buhari, Müslim)

    bir hadiste şöyle buyurulmuştur: " Kıyamet ancak kötü insanlar ve kafirler üzerine kopacaktır." (Müslim, Fiten, 131)
  • Kâbe yıkılacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Bir Habeşli Kâbe'yi tahrip edecektir. Onu şu anda siyah elleri ile Kâbe'nin taşlarını bir bir söker halde görüyorum. (Buhari, Müslim)
  • Ateş çıkacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Hicazdan çıkan ateş, Basra'daki develerin boyunlarını aydınlatır. (Müslim)
  • Güneş batıdan doğacak
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama imanı fayda vermez. (Buhari, Müslim) Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    Rabbinin bazı âyetleri [alametleri] geldiği gün, önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış kimseye, o günkü imanı fayda vermez. (Enam 158) Âlimler, bu âyetteki alametlerden birinin de güneşin batıdan doğması olarak bildirmişlerdir. Yukarıdaki hadis-i şerif de zaten bunu açıkça bildiriyor.