• “Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle…” “Bizse maziden koptuk, istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan, bütün mazisi imha edilen, 600 yılı cerrahi bir ameliyatla içtimaî uzviyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık... Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı..."

    Cemil MERİÇ
  • Yıllar evvel okuduğum bu kitapta yobazlığın milli olanı, yerli olanını korumak için geliştirilmiş bir refleks olduğunu gösteren bu kitapta beni dönemin zihniyle düşünmeye iten bir yan olduğunu görüyorum.

    Cemil Meriç'in bu mükemmel eserinden söz etmeden evvel biraz Cemil Meriç'ten söz etmek incelemeyi daha anlaşılır kılacağı için sanırım daha doğru bir giriş olacaktır. Cemil Meriç hayatını enetelektüel bir yaşama adamış, okumak hasletiyle geçirdiği bu ömründe her zaman Marksist duruşuyla kendini tanımlamış ve göstermiştir. Marksist duruşunu kendi başına " bir şiir yazarken bir işçinin dahi elini sıkmadığını" belirterek boş bir kavram olarak kendinde vücut bulduğunu cesur bir biçimde ifade eder.
    Özel hayatına girerek Lamia Hanım'la olan birlikteliğinden de söz etmek istiyorum. Kimi zaman çevremde duyduğum yegane eleştirilerden biri "normlarımızı sosyolojik olarak inceleyen" birinin bir başka hanımla görüşmesinin a"norm"al olduğu görüşüdür. Fakat burdaki görüşmenin yegane sebebinin de entelektüel yaşamına yön vermesi açısından "sağ kolu" olarak tanımlamasından ibarettir. İbarettir demiş olmam Lamia Hanım'ın vazifesini küçümsemekten değil Cemil Meriç ve Lamia Hanım ilişkisinin yalnızca entelektüel yanını vurgulamak.
    Cemil Meriç genel olarak sağ tandanslı olarak bilinen fakat esasen solda başlayan bu yolculuğunda sağ görüşlü dergilerde yazılarının yayımlanmasıyla sağ görüşlü olarak tanımlanır. Birçok cepheden dünyaya bakma fırsatı bulan Cemil kendisini "orta yolcu" olarak ifade eder.

    Kendisini bir kalıba sokmadan, "şucu, bucu" sıfatlarını yakıştırmadan söylemem gereken şey; Cemil Meriç'in İslam'ın özünü çok iyi anlamasına rağmen "hakiki öz olarak İslam'ı vurgulamamasıdır.
    Cemil Meriç'e sorulan bir soru aşağı yukarı şöyle: " Müslüman mısınız?"
    "Evet Müslümanım, yaşadığım çevre de böyle fakat ne kadar inandığımı ben de bilmiyorum. Bunu mahşer günü öğreneceğim." olmuştur.

    Bir Müslüman bilinci, sol çerçeveden görmek için orta yolcu birinden dinleyebileceğimiz harikulade bir yanıt olmuştur kendisi.

    Cemil Meriç, kitapta toplum reflekslerini oldukça akıcı anlatmış. Kendisi bir fikir adamıyken bunu nasıl bu denli akıcı anlattığına hayret ediyorum ve kör olmasına ramak kala masanın üzerine sandalyesini koyarak lambadan gelen az ışıkla gösterdiği müthiş çabanın ürününü bu kitapta görebiliyorum daha okurken. Zaten kendisi sürekli bir çaba içinde olmuş, Fransızca hocasını eleştirmiş ve bir daha derse gitmeyi dahi gerekli görmeyecek kadar da öngörülüdür. Belki de bir fabrikasyon ürünü olmadığı için Cemil Meriç hakikaten Cemil Meriç'tir?

    Cemil Meriç'İn bahsini ettiği bir büyük mesele vardır ki o da harf inkılabıdır. Harf inkılabının toplumun konjonktürüne uygun olmadığı için yanlış bir cerrahi müdahale olarak tanımlar. Yeri gelmişken şöyle bir alıntıyı da eklemek doğru olacaktır.

    "Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle. bizse maziden koptuk istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan bütün mazisi imha edilen 600 yıllık cerrahi bi ameliyatla içtimai huzuriyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık. Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı."

    Her cepheden bakan bir adamdan duyduğumuz bu sözler insanın canını acıtıyor çünkü bu milletin makus kaderini yaşadığını gösteriyor. Doğruları duymak hakikatliyse üzüyor bizi. Cemil Meriç'in bahsini ettiği hafızasız nesiller amalgamından bir ufak parçayım ve hakikaten mülahazası dahi yapılmadan çevrisi tam olarak sağlanmadan yok edilen bir geçmişimiz olduğuna inanıyorum. Latin alfabesini destekliyor ve dönemin zihniyle yaklaştığım halde o eserlerin nasıl olur da günümüze özüne sadık kalarak gelemediğine kiminin hiç bugünü göremediğine içten bir üzüntü duyuyorum.

    Olmayan bir hastalığın ilacını bulmak olarak tanımlayan Meriç, "toplumun naslarını" dikkate almadığımızdan yakınıyor. Cemil Meriç'in bu derin kitabında şunu anlıyoruz. Evet, Avrupa bir reforma ihtiyaç duyuyordu ve ilacı da özgür düşünce için kilisenin ortadan kaldırılmasıydı. Ancak Türkiye mustarip olmadığı bir sıkıntıdan ilaç tüketmeye başladı.Hastalığı olmayan birinin bu ilacı tüketmesi de onu ayağa kaldırmaz demeye getiriyor Sayın Meriç. Hatta daha da hastalanacağını ima ediyor.

    Cemil Meriç için söylenebilecek birçok şey var, bunun için öncelikli olarak yazarının hayatını inceleyebileceğiniz harika bir belgesel var: https://www.youtube.com/watch?v=huENWVDMG1E
  • BU MİLLET ON SENEDE BİR DEĞİŞEN 'HAFIZASIZ NESİLLER AMALGAMI'...
    Cemil Meriç
    Sayfa 109 - İletişim yayınları
  • Dünyanın bütün tımarhaneleri bizim entelijansiyanın kafatası yanında birer aklı selim mihrakı. Cemiyet tek mit’e dayalı: Atatürk miti. Başka bağ yok. İmparatorluğun birbirine düşman etnik unsurlardan mürekkep yamalı bohçası dikiş yerlerinden ayrılalı beri biz kendi kendine düşman insanlar haline geldik. Mâzi yok, tarihimizi tanımıyoruz. Din ölüm yatağında. İnsanları bir araya getiren hiçbir ideoloji doğmadı. Nihayet dil de gitti elden. Türk milleti. Hangi millet? Milliyetçiyiz..Hangi milliyetçilik? Batı’nını en bedbaht, en sarsak, en hasta fikir adamı basubadelmevt hülyalarıyla avutabilir kendini. Kadirşinas bir el, gübre altında kalan inciyi asırlarca sonra insanlığın tefekkür gerdanlığına iliştirebilir. Dilin medeni memleketler argosundan çok daha büyük bir hızla değiştiği bir ülkede, yarım okka esrar içten bu kadar çılgınca bir hayale kaptıramaz kendini. Hangi “postérite”?...Bu millet on senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı…
    O halde? Tefekkürün her ülkede bir nevi “martyr” olduğu belki bir vakıa. Ama şehvet dolu bir “martyr”. Bir ideal için ipe çekilmek ölümlerin en güzeli. Nihayet manastır var Batı’da. Yaralanan insan köpek gibi sokağa terkedilemez.