• 144 syf.
    Mahir Ünsal Eriş rahat bir kalem. Yazım şekli romana daha yakın olduğu için duygu aktarımında çok başarılı. Aynı anda iki kitap çıkardı. İkisini de aynı iletide değerlendirmek istedim.

    Sarıyaz ve Kara Yarısı. İletişim Yayınları'ndan çıkmıştı önceki kitapları. Bu iki kitap Can Yayınları'ndan çıktı. Nedenini bilemiyoruz elbette. Bildiğimiz bir şey iki yayınevinin de başarılı olduğu.

    İki kitabı art arda okudum. İlk Sarıyaz'ı. Sitede roman olarak geçiyor kitap fakat bu bir öykü kitabı. Öyküler birbiriyle ilişkili. Sarı dumanla kaplanan bir ilçede yaşanan, birbirine paralel olaylar. Bu durum kitabı roman yapmaz elbette. Öykülere bakacak olursak; içten, klasik, duygu yüklü. Birkaç öykü anıydı bana göre. Bir yazımın öykü olması için belli başlı muhteviyatları içermesi gerekir. Birkaçında bu özellikler yoktu maalesef. Fakat duygulu aktarım yazarı kotarmış. Okur olarak böyle şeyleri okumayı sevdiğimiz için bu bir eksik olarak görünmüyor. Teknik olarak bakıldığı zaman elbette bir sorun. Öykülerin içerikleri hakkında herhangi bir bilgi vermek istemiyorum. Kitabı okumak isteyenler için sürpriz olsun. Fakat şunu bilin ki duygularınız tavan yapacak. Peki yazarda bunu sağlayan özellikler neler? Bu soruya yanıt olarak birkaç şey söylemek istiyorum.

    Öykü, kısacık yazımda okurun duygularını alt üst etme sanatıdır bana göre. Koca bir dünyayı, kısacık bir metinde verebilmektir. Bunu sağlayabilen insanlar ise iyi birer öykü yazarıdır. Eriş bu konuda oldukça başarılı bir yazar. Bunu sağlayan özelliklerden bahsetmek istemiştim. Birincisi, kilit noktaları iyi belirliyor yazar. Ve bunun üzerine sıkı çalışıyor. Okuru ele geçirecek noktalarda sağlam kroşeler sallıyor okura. Bu birinci özelliği. İkinci özelliği ise, okura sorular soruyor. Böylece okurla arasında sıkı bir bağ kuruyor. Okur öykünün içine çekilmiş oluyor. Sorularla birlikte zihnini öyküye veriyor. Öykünün içine giriyor. Bu iki özellik belki de bir öykü yazarı için en büyük nimetlerdir. Tonlarca para verilerek gidilen yaratıcı yazarlık kurslarında bile bahsedilmiyor bunlardan. Birkaç ıvır zıvır anlatılıyor o kadar. Neyse...

    Kara Yarısı kitabına geçmek istiyorum. Sarıyaz'dan sonra beklentim sabitti. Fakat ilk kitaptan sonra beklentimi karşılamadı kitap. Teknik olarak çoğu öykü anıydı. Öykü kalıbına sığmayan bir çerçeveye sahipti. Günlük gibi, izlenim gibiydi. Peki duygu? Yoğundu. Hem de çok. Belirlediği konular günceldi. Topluma dönüktü. İlk kitaptaki uzun anlatılar yoktu. Toplamda 17 öyküden oluşuyordu. Birkaç tanesi bölünmüş uzun öykülerdi. Onları da hesaba katıyorum. Zihin açıcı özellikleri vardı öykülerin.

    İki kitabı karşılaştırdığım zaman Sarıyaz gözümde açık ara önde gelir. Fakat Kara Yarısı da günümüz okurunun ihtiyaçlarını karşılıyor. Sanırım yazar ilk kitabını Sarıyaz olarak belirlemiş. Yayınevi de diğer öykülerini Kara Yarısı'nda toplamış. Maddi gerçekler bunlar. Yazara suç bulamayız. Rahat kalemi olan bir yazar iki saatte bir öykü yazabilir. Hele ki tanınmış bir yazarsa herkes ayıla bayıla okur öykülerini. Yazarların ilk kitapları çok değerlidir bu açıdan. Sonrakiler popülariteye kurban gider çoğunlukla.

    İnce elenip sık dokunduğu zaman Kara Yarısı sınıfta kalır. Ama siz yine de iki kitabı da okuyun derim. Öykü seven herkesin kitaplığında bulunması gereken kitaplar. Ha bir de kitap fiyatları makul seviyeye çekilirse daha güzel olur. Ne yapalım böyle bir ülkede yaşıyoruz. Ne ucuz ki kitap ucuz olsun. Bunca yayınevi kurnazlığı eşliğinde edinilebilecek kitaplar.

    Son olarak bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Öyküde çeşitlilik. Bir tema bulmak, bunu bir kurguya oturtmak çok zor bir iştir. Hele ki bunu hiçkimsenin yapmadığı şekilde yapabilmek bir mucizedir. Mucizevi yazar beklemek günümüzde çok romantik olacaktır fakat okur olarak biraz çeşitlilik istiyorum. Büke'nin dediği gibi kişisel bunalım vıdı vıdılarından sıkıldım. Bir de çocukluk anılarından. Maalesef Eriş çocukluk anılarından öteye geçemeyen bir yazar. Birkaç öyküsünde çeşitlilik yapmayı denemiş, sonunda bilindik numaralarla öyküyü klişelikten kurtarmayı başaramamış. Umarım ileride kendini tekrar etmekten vazgeçer. Zira kalemi bunu hak etmiyor.
  • Hak yazarsa, olur...
  • 384 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    "Yukarıda yıldızlar vardı ama ben sadece onlara uzanan sonsuz karanlığı görebiliyordum."
    .
    Leigh Bardugo´nun ilk önce Kargalar Meclisi serisini okumuş ve kelimenin tam anlamıyla hayran kalmıştım. Kargalar Meclisi´nden sonra ne yazarsa yazsın beni içine çekemeyeceğinden şüpheliydim sonuçta Kaz Brekker ve ekibi... Ama yanıldığımı büyük bir mutlulukla kabul ediyorum. Kargalar Meclisi her zaman kalbimde olacak ve hayranlığım devam edecek olmasına rağmen bu kitabın da hakkını vermeliyim. Çünkü kitap cidden büyüleyiciydi! Yazarın zaten sade ve akıcı kalemine bir tek söz daha söyleyemiyorum. Grisha Dünyasını yakından tanımak çok heyecan vericiydi. Olaylar, mekanlar, karakterler hepsi mi harika olur! Leigh Bardugo içine girmekte hiç zorlanmadığınız ama dışarıya çıkmanın tek boynuzlu at görmek kadar zor olduğu bir fantastik dünya inşa etmiş. Hala bu efsanevi dünya ile tanışmadıysanız en yakın zamanda bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Sizi büyük bir maceraya sürükleyeceğinden emin olabilirsiniz! Kesinlikle neden bu serinin bu kadar fanı var anlıyorum ve serinin devamını okumak için can atıyorum!
    .
    (SPOİLER) İlk önce en sevmediğim egoist, Ravka´nın iyiğini düşündüğünü söyleyen ama aslen herkesin onun önünde eğilmesini, ona itaat etmesini isteyen ve insanları çıkarları doğrultusunda kullanmayı kendine hak gören Karanlıklar Efendisi ile başlayalım. Sanırım içimdeki ona karşı duyduğum bütün kini kustum jfbjdfhb Kitabın başlarında burnu büyük tavırlarının geldiği soy ile ilgili olduğunu, belki güvenilebilir bir karakter olabileceğini düşünüyordum ama kitabın yarısında kendime aptaaal diye bağırmak istedim. Ben de Karanlıklar Efendisi´nin iyi olabileceğini düşünmüşken benimle aynı tuzağa düşen Alina´ya bir şey diyemem o yüzden. Alina demişken bu kızı cidden çok sevdim! Kendimden bir parça da olsa bulabildiğim karakterleri sanırım daha da seviyorum. Alina´nın hayatı boyunca aynalardan kaçarak yaşaması büyük ölçüde bana benziyor gurur duyulacak bir özellik değil ama *omuz silken emoji* Kitap boyunca onun gelişimini ve duygusal dalgalanmalarını kontrol altına almaya çalışmasını okumak hoşuma gitti. Malyen´den ayrılamamak için küçükken kendi gücünü iç güdüsel olarak bastırması o kadar cesurca ve bana göre güçlü bir haraketti ki bu kıza o an kanım tamamıyla ısındı. Malyen ile yolları ayrılınca onu özlemeye devam etmesi, kendini sadece onun yanında evinde hissediyor olması, onun için endişelenmesi çok etkileyici ve duygulandırıcıydı. Yazar Malyen ve Alina´nın arasındaki bağı çok güzel bir şekilde işlemiş. Alina ile Karanlıklar Efendisi arasında geçenleri Alina´nın kendine Malyen´i unuttuğunu kanıtlamak için gerçekleştiğini düşünüyorum. Karanlıklar Efendisi´nin de zaten birisini sevebileceğini ve Alina´nın da ona Malyen´e baktığı gibi baktığını ya da bakabileceğini düşünmüyorum. Sırada Malyen vaaar. Bu karakteri de çook sevdim! Zaten kitap boyunca da Malyen´i Alina´sız, Alina´yı da Malyen´siz düşünemedim. İkisi gözümde bir bütün olmuştu. Birbirlerinden uzak geçirdikleri her anda onlar kadar ben de üzüldüm. Malyen´in Alina için geri dönmesi, onu kaybettiğinde kendisi için değerini fark etmesi, onu her an özlemesi, Alina´yı Karanlıklar Efendisi ile görünce yaşadığı üzüntü ve karakter ile ilgili en ufak detay bile o kadar güzeldi ki... Aslında Alina ve Malyen´in sarayda eninde sonunda karşılaşacaklarını, Alina kaçtığında Malyen´in iz sürme yeteneği ile onu bulacağını, geyiğin canını bağışladığı için aslında geyiğin sadakatinin Alina´ya ait olduğunu tahmin etmiştim ama Karanlık Diyarı oluşturanın Karanlıklar Efendisi ta kendisi olduğunu (aslında ad benzerliği de varmış jhgehfdf) ve Karanlıklar Efendisinin annesini asla tahmin edemedim kitap bu yönü ile oldukça şaşırtıcı idi.
  • Koyun beni hak aşkına yanayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
    Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Kadılar müftüler fetva yazarsa
    Işte kement işte boynum asarsa
    Işte hançer işte başım keserse
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Bir gün mahşer olur divan kurulur
    Suçlu suçsuz varsa orada bulunur
    Piri olmayanlar anda bilinir
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    PIR SULTAN'IM arşa çıkar ünümüz
    O da bizim ulumuzdur pirimiz
    Hakka teslim olsun garip canımız
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    PIR SULTAN ABDAL
  • Koyun beni Hak aşkına yanayım,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.
    Yolumdan dönüp, mahrum mu kalayım?
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Benim pirim gayet ulu kişidir,
    Yediler ulusu, kırklar eşidir.
    On iki imamın server başıdır,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Kadılar, müftüler fetva yazarsa,
    İşte kemend, işte boynum; asarsa,
    İşte hançer, işte kellem; keserse
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Ulu mahşer günü olur, divan kurulur,
    Suçlu, suçsuz gelir anda derilir.
    Piri olmayanlar anda bilinir,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Pir Sultan'ım, arşa çıkar ünümüz,
    O da bizim ulumuzdur pirimiz.
    Hakk'a teslim olsun garip canımız,
    Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan.

    Pir Sultan Abdal